15 Aralık 2012 Cumartesi

SELÇUKLU DÖNEMİ KİTAPLARININ BAZI ÖZELLİKLERİ


Bekir ŞAHİN

GİRİŞ

Bir milletin bilim ve kültürünün en güvenilir delilleri şüphesiz o döneme ait kitaplardır Türk toplumu, bunu yüzlerce yıl önce anlamış olan atalarından çok eski ve o ölçüde zengin bir kültür mirası devralmıştır. Yalnız koruyup övünmekle değil, tanımak, tanıtmak, yararlanmak ve yararlandırmakla yükümlü olduğumuz bu mirasın büyük bir kısmını kütüphanelerimizi dolduran zengin el yazması koleksiyonları teşkil eder. Türk-İslâm medeniyetinin temeli kitaba dayanır. Kültürümüzde kitaba en büyük değer atfedilmiş ve en yüce saygı gösterilmiş olup, kültür tarihimizde “kitap kültürü” diyebileceğimiz bir dalın doğmasına yol açmıştır.

Yazma koleksiyonlarımız millî kültürümüz kadar, Türk-İslâm bilim tarihinin günümüze kadar gelebilen en önemli kaynaklarını da ihtiva eder. Türk-İslâm bilim, kültür ve sanat tarihinin bu değerli tanıkları, aynı zamanda müşterek bir medeniyetin mahsulüdür.

El yazmaları, sadece içermiş olduğu bilgilerle bilim dünyasını değil ayrıca kitap sanatları açısından kültür ve sanat dünyamızı da ilgilendirmektedir. Türk-İslâm kitap sanatlarından hat sanatını, kültür tarihimize de kütüphane diye adlandırdığımız çok yaygın bir müessese kazandırmıştır. Yazıya verilen değer, yazılı malzemeyi kutsarcasına son devirlere kadar gelmesini sağlamıştır. Yazılı malzemeye gösterilen saygı Selçuklu Kütüphaneciliğinin özünü teşkil etmektedir. Onun için kütüphane kurma, kitapların çok pahalı olduğu devirlerde, onu almaya gücü yetmeyenlerin faydalanabileceği kurumalar oluşturma geleneği olarak, Selçuklular’la başlamıştır.

Mecdüd-Din İshak’ın (öl.1221) bir kitabı, beş deve vererek aldığı nakli, kitaba verilen değer konusunda fikir vermeye yetecektir. İbni Sina’nın Şifa adlı eseri 100 altına satılırken Bağdat Nizamiye Medresesi kütüphane memurunun maaşı 10 altındır.<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]-->

Kitap sanatları; cilt, hat, tezhip, minyatür alanlarından başka, değişik cinste mürekkep yapımı, kâğıt imali ve terbiyesi, aharlama, mühreleme, kalemcilik, kalemtıraşçılık, cilacılık, cetvelkeşlik gibi dallarıyla yazma kitap kültürümüze yüzyıllarca yaşama gücü vermiş ve bu alanlarda nadide eserler vücuda getirilmiştir.

Bir devri en iyi anlatan belgeler, o dönemin insanının meydana getirdiği sanat eserleriyle birlikte, kitap ve kütüphanelerdir. Papirüsten deriye, pamuk levhadan kâğıda, kadar uzanan bir yazma kültürü hep mevcut olmuştur. El yazması denildiğinde; matbaanın icadından önce zorunluluk sonucu el ile yazılmış eser, kalem ve mürekkeple kâğıt veya parşömen üzerine yazılan eser,<!--[if !supportFootnotes]-->[2]<!--[endif]-->anlaşılır. Ülkelerin en değerli kültür varlıkları arasında yer alan, bilim sanat ve kültür araştırmalarında en otantik kaynaklardan olan yazma eserler, el ile yazılarak meydana getirilmiştir.

Hiçbir yazma eser, basma eser gibi birbirinin aynısı değildir. Çoğu kez ayrı ayrı kişiler tarafından tek tek yazılarak çoğaltıldıkları için, her biri bazen bilerek, bazen de bilmeyerek atlama, ilâve veya herhangi bir kelimenin yanlış okunarak yazıya geçirilmesi dolayısıyla farklılıklar arz eder.

Bilindiği üzere İlk İslâm yazmacılığı, Hz. Osman'ın Kur'ân’ı istinsah ettirerek bir nüshasını Medine'ye, diğer nüshalarını da Kûfe, Basra ve Şam'a göndermesiyle başlar. Dolayısıyla İslâmiyet’te ilk yazma eserler Kur’an’lardır.

Kütüphaneler, kültürümüzün yayılıp gelişmesini sağlayan kuruluşlardır. Selçuklu dönemi kütüphane ve kitaplarıyla ilgili yapılan bu araştırmada o devrin kitap sanatlarıyla ilgili kaynakların çok az olduğu tespit edilmiştir. Bu durum karşısında kütüphanelerdeki bu döneme ait kitapların birçoğu tek tek incelenmiştir. Selçuklu Dönemi kitapları incelenirken, o devrin ilim ve kültür muhtevası da ortaya konulmuş olacaktır.


1.SELÇUKLU DÖNEMİ KÜTÜPHANELERİ


Türkler, Anadolu’yu sevgi, hoşgörü, ilim ve irfanla fethetmişlerdir. Bulundukları yerlerde insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılayan hanlar, kervansaraylar, darü’l-huffazlar, mektep ve medreseler yapmışlar, bu eserlerin yanında kütüphane tesis etmeyi de ihmal etmemişlerdir.

Selçuklular tarafından açılan onlarca kütüphane mevcuttur. Türk-İslâm tarihinde ilk kütüphane, Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde kurmuş olduğu kütüphanedir. Nizamiye Kütüphanesi’ne vakfedilen kitapların kayıt defterlerine bakıldığında 6000 cilt civarında kitap bulunduğu görülmüştür.<!--[if !supportFootnotes]-->[3]<!--[endif]-->

Vakfiyedeki bilgilere göre, kütüphanenin hâfız-ı kütüplüğüne Şeyh Ebu Zekeriya Hatib-i Tebrizî getirilmiştir. “Görevine başlayan Hatib-i Tebrizî her gece şarap içer ve bir takım güzel gençlerle meşgul olur. Bu durum Nizamülmülk’e haber verilir. Nizamülmülk, Şeyh Ebu Zekeriya hakkında güzel düşünceleri olduğunu söylemekle birlikte; şüphelendiği için bir gece yalnız başına medreseye gider; kütüphanenin damına çıkıp penceresinden bakar. Söylenenlerin doğru olduğunu müşahede eder. Evine gelince vakfiyeyi ister ve şeyhin vazifesine bir misli zam yapar. Beratını yazdırır, adamlarından biri vasıtasıyla şeyhe gönderir ve ona masraflarının çok olduğunu bilmediğini, bilmiş olsa ilk maaşını ta’yin ettiği sırada vakfiyede şeyhin adına yazdığı vazifenin azlığına razı olmayacağını da söyletir. Şeyh Ebu Zekeriya bunu işitince Nizamülmülk’ün esrarına vâkıf olduğunu anlar. Yaptıklarından mahçup ve nâdim olur. Tövbe eder ve ömür boyunca bir daha kötülük yapmaz.”<!--[if !supportFootnotes]-->[4]<!--[endif]-->

Nizamülmülk’ün, bu kütüphane ile ilgili vakfiyesi bazı kütüphanecilik prensiplerini ortaya koymuş; daha sonra onun ortaya koyduğu kurallar örnek alınmıştır. Bazı Selçuklu sultanları ilme önem vermiş, ilim adamlarının yetişmesi için gerekli olan kütüphaneler açmıştır. III. Alaeddin Keykubat (1298-1302)’ın Uluborlu’da kurduğu kütüphane burada zikredilebilir.<!--[if !supportFootnotes]-->[5]<!--[endif]-->


Anadolu Selçuklu Devleti’nin uzun yıllar başkentliğini yapmış olan Konya’da Selçuklu devri ilk vakıf kütüphanesi diyebileceğimiz, kütüphane Selçuklu vezirlerinden Şemse’d-din Altunaba tarafından, İplikçi Medresesi’nde açılan kütüphanedir. Altunaba’nın 598 (1201) seneli vakfiyesinde devrin kütüphanecilik anlayışını yansıtan bilgilere rastlanmaktadır.<!--[if !supportFootnotes]-->[6]<!--[endif]--> Vakfiyesinde her yıl vakfın gelirlerinden kütüphane için 100 dinar ayrılmakta, bu ödenekle medresede öğretim için gerekli kitapların satın alınması ve kitapların hazine-i kütüp tarafından bedeli karşılığında okuyuculara ödünç olarak verilmesi şart koşulmaktadır. Ödünç verme süresi dolup kitap iade edilince rehin olarak alınan paranın, sahibine geri verilmesi de bu vakfiyede yer almaktadır.<!--[if !supportFootnotes]-->[7]<!--[endif]-->

Bu kütüphaneden sonra şehrin dış kalesinin Ahmedik Kapısı civarında Selçuklu vezirlerinden Ebu’s-Sena Mahmud tarafından 670(1271)’de Nizamiye Hânkahı Kütüphanesi kurulmuştur.<!--[if !supportFootnotes]-->[8]<!--[endif]-->

Konya’daki Selçuklu dönemi kütüphanelerinden en önemlisi, hiç şüphesiz 673 (1274) yılında yine dış kalenin Çeşme Kapısı yakınında kurulan Şeyh Sadreddin-i Konevî Kütüphanesi olup. Çekirdeğini Sadreddin Konevî’nin kendisi ve babasından kalan kitaplar oluşturduğu bilinmektedir. 1316(1898), 1317(1899), 1319(1901) yıllarında kitap sayısı 256, 1907 yılında ise 267’dir.<!--[if !supportFootnotes]-->[9]<!--[endif]--> Selçuklu tarihi için önem arzeden bu kütüphane, en eski Kur’an tercümeleri ile Şeyh Sadreddin Konevî ve Konevi’nin üvey babası aynı zamanda hocası Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin kendi eli ile yazılmış eserlerini ihtiva etmektedir.


Konevî Kütüphanesi XIX. yüzyılın sonlarına kadar, varlığını korumuş daha sonra buradaki kitaplar, Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi’ne taşınmıştır.

Yine XIII. yüzyılın önemli kütüphanelerinden birisi de Konya’da kırk yıl kadılık yaptığı bilinen, Siraceddin Urmevî soyundan Bedreddin Mahmud’un eşi, Kutlu Melek hatun’un Konya Atabekiyye Medresesi önüne yaptırdığı, darü’l-huffaz içinde yer alan bir kütüphane olup, bununla ilgili henüz bir vakfiyeye rastlanmamıştır. Bugün bu kütüphanenin kitaplarından 20 adedi Konya Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Selçuklu dönemi kütüphanelerinden birisi de III. Alâeddin Keykubat tarafından Uluborlu’da kurulmuştur.<!--[if !supportFootnotes]-->[10]<!--[endif]-->


2.SELÇUKLU DÖNEMİ EL YAZMALARI


Kültür ile sanatın ince ve zevkli konularından birisi de kitap sanatlarıdır. Cilt, tezhip, hat, minyatür belli başlı kitap sanatları arasındadır. Selçuklu dönemi yazma eserleri ve kütüphaneleri konusunda bugüne kadar kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu dönemin tam olarak bilindiği söylenemez. Selçuklu dönemi kitapları ile ilgili çalışmalar, çoğu zaman yanıltıcı bilgileri ihtiva etmekte, Memlûk, Acem, Hint ve Mısır işi şeklinde sınıflandırılarak Selçuklu Dönemi göz ardı edilmektedir. Ayrıca, Selçuklu dönemi eserlerinin yalnızca, taş, ağaç, mermer vb. malzeme işçiliğine hasredilmemesi gerektiğini vurgulayan Süheyl Ünver, bu husustaki tespitlerine şu şekilde devam etmektedir.

“Kitapların kaplarında ve içindeki süslerin İslâm memleketlerinin hangisinde yapıldığını anlamak maksadıyla sanata meraklı olanların yalnız resimleri doğru, lakin bunlar hakkındaki kanaatleri çok defa bilgisizlikle ortaya konmuş ve yanlış mütalaalarla dolu eserlerini karıştırınca zihnimiz büsbütün karışır. Verdikleri örnekler, Mısır’da yapılmıştır, Memluk eseridir, Arap işidir. Süsleri arabesktir. Acem işidir. Hint eseridir, diye yazarlar. Bu indi görüşleri bir hakikat sanan ve yalnız bunlara malik olmakla kalem yürütenler o zaman hep bu yanlış bibliyografilere saplanıp kalırlar.

Bunların içinde Anadolu’da Selçuklar zamanında yapılmış olanlarından bahis bile yoktur. Çünkü bunları arayıp bulmak ve görebilmek lazımdır. Biz bu gün Selçuk tezhibi, Anadolu tezhibi diyorsak sanat kitaplarına geçmeyen bu tabiri kulaklarımızın ilk defa duyduğuna emin olmalıyız.<!--[if !supportFootnotes]-->[11]<!--[endif]-->


2.1.SELÇUKLU CİLT SANATI

Cilt, deri ve kap anlamına gelir. Bir mecmua veya kitabın yapraklarını dağılmaktan korumak ve bir arada toplu olarak tutmak için deri, kâğıt ve bez gibi şeyler kaplanarak mukavvadan yapılırdı.<!--[if !supportFootnotes]-->[12]<!--[endif]-->

İslâmiyet’in getirdiği ihtiyaçla gelişen cilt sanatı, İslâm sanatlarına paralel olarak gelişen, incelik, güzellik ve zerafete ulaşmıştır. Orta Asya'dan İran, Arap Kıtası ve Anadolu'ya geçen cilt sanatı, sanatkârların yetiştikleri bölgelerin motifleri ile bezenmiş, Arabesk, Herat, Hataî, Rumî Selçuk, Memlûk, Osmanlı ve Mağribî motiflerle çeşitli cilt üsluplarını doğurmuştur. Konunun daha iyi anlaşılması için bazı teknik bilgilerin verilmesi gerekmektedir.<!--[if !supportFootnotes]-->[13]<!--[endif]-->


El yazması eserleri cilt kısmını genel olarak şu kısımlarda incelemek mümkündür;

Deffe: Sayfaları içine alan kapaklar olup, sağ kapak sağ deffe, sol kapak ise sol deffe adını alır. Genel olarak kapağın üstü ve bazen de içi süslemeler ihtiva eder.

Sırt: Formaların bağlandığı bölümü örten kısımdır. Klasik Türk ciltlerinde ve genellikle İslâmî ciltlerin hepsinde bu kısım Batı ciltlerinde olduğu gibi bombeli olmayıp, düzdür.

Mıklep: Kitabın ön tarafını örten sertabın ucunda genellikle üç köşeli, okunmakta olan yere konan kısımdır. Mıklep üstünde de kapaktaki desenler küçültülerek veya bir kısım şemse de bulunur. İç kapakta oyma sanatı varsa mıklepte de görülür.

Sertab: Mıklebi kitaba bağlayan ve kitabın ön kısmını muhafaza eden, mıklebe hareket kabiliyeti sağlayan bölümdür. Zencirek veya motifler hatta kitap ismi veya Kur'an ise “abdestsiz dokunulmaz” ayeti yazılı olarak işlenmiştir.

Şemse: Arapça’da güneş anlamına gelmekte olup, ciltlerin üzerindeki motif güneşe benzediği için bu şekilde isimlendirilmiştir. Şemselerde genellikle Rûmî ve Hatâî motifler ile geometrik biçimler kullanılmıştır.

Köşebent: Cilt kapağının dört köşesine yapılan süslemeye verilen isimdir.

Zencirek: Ciltlerin kenar kısımlarında bulunan ve genellikle altın yaldızla yapılan zincire benzeyen süslemelere denir.

Salbek: Şemsenin iki ucundaki uzantı süslemeye verilen isimdir.

<!--[if !vml]--><!--[endif]-->
Şiraze:
Kitabın yapraklarını düzgün tutan bağ ve örgüye verilen isimdir.
(Yazma eserlerin cilt kısmını gösterir şablon)
Selçuklu dönemi el yazması kitap ciltleri Osmanlı dönemi’nden oldukça farklıdır. Anadolu Selçuklu’larına ait en erken cilt örneği 549(1154) tarihli “Kitabu’l- Garibeyn fi’l Kur’an ve’l Hadis” isimli eserin kapağında görülmüştür.<!--[if !supportFootnotes]-->[14]<!--[endif]--> Anadolu Selçuklu cildi kendinden önceki ve sonraki Türk ciltleri ve diğer İslâm ciltleri ile bölümleri itibariyle aynıdır. Ancak, uygulama ve tezyinatta farklılık bulunmaktadır.
2.1.1 Kapak
Bir kısım Anadolu Selçuklu cildinde alt ve üst kapak ayrı karakterde yapılmıştır. Mesela ön kapak geometrik zeminli iken, arka kapak yuvarlak şemseli; ön kapak rûmî zeminli iken arka kapak yuvarlak şemseli; ön kapak geometrik zeminli iken arka kapak nebati ve ovalimsi olarak yapılırken yuvarlak şemseler içinde ön ve arka kapak farklı tezyinatlı; ön kapak yuvarlak arka kapak ovalimsi şemseli ön kapak dilimli yuvarlak arka kapak sekiz kollu yıldızlı şemseli ciltler vardır.
<!--[if !vml]--><!--[endif]--> <!--[if !vml]--><!--[endif]-->
( Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi No: 5130)

( Konya Bölge Yazma Eserler No: 452)
Bazı şemselerde tepelik formundaki şekil dört yöne sırt sırta gelecek şekilde yerleştirilerek, şemse formu oluşturulmuştur. Uçlarına da aynı tepelik koyularak şemselerin salbek kısmı meydana getirilmiştir.
Yine bazı şemseler dairevi bir formun içerisine anahtarlı zencireklerden oluşan geometrik bir kompozisyonla bezenmiştir. Bu kompozisyon mıklep kısmında da tekrar edilmiştir. Ön, arka ve mıklepte aynı olduğu gibi bazı örneklerde ön kapak kompozisyonu ile arka kapak kompozisyonu arasında farklılıklar görülmektedir.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
Sekiz kollu yıldızlı şemse örneği (Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi No: 2309)
Bunların yanında her iki kapağı aynı kompozisyonda olan ciltler de vardır.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi No: 2472)
<!--[if !vml]--><!--[endif]--> <!--[if !vml]--><!--[endif]-->
(Mevlana Müzesi İhtisas Kütüphanesi No: 69) (Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi No: 455)
2.1.2 Mıklep
Cilt, kitabın yapraklarını korumak amacıyla yapılan mıklep, bazen ait olduğu kapakların zencirek, köşebent ve şemsesi tarzında yapılmıştır.
<!--[if !vml]--><!--[endif]--> <!--[if !vml]--><!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler No: 2556&2569)
Bunun yanında kapaklarda farklı mıklepler de görülmektedir. Mıklepte kapak şemselerine benzeyenlerin dışında, en çok kullanılan tarzlar, hilâl ve Mühr-i Süleyman motifleridir. Tespit edilen mıklep tipi 25 civarındadır.
Ayrıca zemini tamamen örgü ve geçmelerle doldurulmuş mıkleplere de rastlanır.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Mevlana Müzesi No: 2109)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
( Mevlana Müzesi No: 613)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler No: 2602)
2.1.3 Sırt
Ciltte sırt kısmı diğer Türk-İslâm ciltlerinde olduğu gibi düz ve yumuşak olup çok fazla farklılık arz etmez.
<!--[if !vml]--><!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler No:2199)
2.1.4 Sertâb
Mıkleple arka kapak arasında bulunan ve yine kitabın ön kısmını muhafaza için yapılan bu kısımda ilk dönemlerde tezyinat pek yoktur. Daha sonra süslenmiş sertâb’lar yapılmıştır.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler No: 2602)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler No: 2627)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
( Konya Bölge Yazma Eserler No: 4421)
2.1.5 İç Kapaklar
Selçuklu cilt kapaklarının iç kısımlarında ısıtılmış kalıp ve kabartma desenlerle süslenmiş
apayrı bir tezyinat zenginliğiyle karşılaşmaktayız. İç kapaklarda ağırlığı Rûmî olmak üzere, nebâtî ve hendesî motifler kullanılmıştır. Rûmî motif dışında örnekleri şimdilik tespit edilememiştir.
<!--[if !vml]--><!--[endif]-->

(Konya Bölge Yazma Eserler No: 2309 ve 455)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma Eserler No: 2462)
Selçuklu dönemi ciltlerde bu kısımlar haricinde bulunan unsurlar, zencirek, bordür, cetvel, köşebent, şemse ve salbektir.
2.1.4 Ciltlerin Tezyinatı
Selçuklu ciltlerinde, Türk-İslâm sanatının bütün şubelerinde kullanılan motiflerin hepsi mevcuttur. Selçuklu üslubunu taşıyan ciltlerin yapıldığı XII. yüzyıldan XV. yüzyılın ikinci yarısı başlarına kadar, farklı oranlarda da olsa daima görülmüştür.
Ciltlerde kullanılan tezyinatı, hendesî, rûmî, nebâtî(hatâi), hattî ( yazılı) geçme ve girift örgüler ve muhtelif ara dolgusu gibi kısımlara ayrılmaktadır.
Selçuklu dönemi cilt sanatı hakkında kesin sonuçlar ortaya koyabilmek için gerek Türkiye’deki gerekse dünyadaki diğer yazma eser kütüphanelerinde bulunan tüm Selçuklu Dönemi yazmalarının incelenmesi gerekir. Ancak böyle bir çalışmayı yapabilmek için ekip, zaman ve finansal kaynağa ihtiyaç vardır.
<!--[if !supportFootnotes]-->


<!--[endif]-->
* Bekir ŞAHİN, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü
<!--[if !supportFootnotes]--> [1]<!--[endif]--> Caner Arabacı, “Yusuf Ağa Kütüphanesi Ve Kütüphanecilik Anlayışının Dünü Üzerine”, Bilgi Yolu Dergisi, (Konya, 2002) s.7
<!--[if !supportFootnotes]--> [2]<!--[endif]--> Hasan ÖZÖNDER, Hat ve Tezhip Sanatları Deyimleri Ve Terimleri Sözlüğü, Sebat Mat., Konya;2003; s.44;
<!--[if !supportFootnotes]--> [3]<!--[endif]--> Müjgan Cunbur, “Kütüphane Vakfiyelerinden Notlar” Erdem, c. I/3,(1985), s.712.
<!--[if !supportFootnotes]--> [6]<!--[endif]--> Osman Turan, “Selçuklu Devri Vakfiyeleri” Belleten, (1947), II/ s.202.
<!--[if !supportFootnotes]--> [8]<!--[endif]--> Mustafa Can, “Selçuklular Devri Konya Kütüphanelerinin Tarihçesi”, Selçuklu Dergisi, (Konya) 1986, s.45
<!--[if !supportFootnotes]--> [9]<!--[endif]--> Caner Arabacı, Konya Medreseleri, Ticaret Odası Yayını, Konya, 1998, s.108
<!--[if !supportFootnotes]--> [10]<!--[endif]--> Müjgan Cunbur, Erdem, c. 1 sayı-3 Eylül 1985, Ankara, s.714
<!--[if !supportFootnotes]--> [11]<!--[endif]--> Süheyl Ünver, Konya Halkevi Dergisi, Ağustos 1945, sayı, 82 s. 2-3
<!--[if !supportFootnotes]--> [12]<!--[endif]--> Celal Esat Arseven, Sanat Ansiklopedisi, İstanbul, 1975 c.1 s.341
<!--[if !supportFootnotes]--> [13]<!--[endif]--> Bu konuda daha geniş bilgi için bk. Özönder, aynı eser.
<!--[if !supportFootnotes]--> [14]<!--[endif]--> Ahmet Saim Arıtan, I-II. Millî Selçuklu Kültür Ve Medeniyeti Seminerleri Bildirileri, S.Ü. Selçuklu Araştırmaları Merkezi, Konya, 1993 s.183
Selçuklu Dönemi ciltlerdeki genel özellikleri şöyle sıralanabilir;
  • Deri koyu veya kızıl kahverengi veya kahverenginin değişik tonları kullanılmıştır. Siyah renk deri pek görülmemiştir.
  • Osmanlı döneminde kitabı korumak amacıyla kitap mahfazası yapıldığı halde Selçuklu döneminde kitap mahfazası kullanılmamıştır.
  • Deri üzerine sıcak veya soğuk kalıplar basılmak suretiyle çeşitli motifler elde edilmiştir.
  • Kalıplar bir kapakta yekpare olmayıp, farklı farklı motifler kullanılmıştır.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
Mıklep ve Şemsede Farklı Motifler (Konya Bölge Yazma D.No: 262
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Mevlana Müzesi İhtisas Kütüphanesi No: 2109)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Konya Bölge Yazma No:2551)
Selçuklu tarzı cilt, geçiş dönemi olarak kabul edebileceğimiz, Beylikler devrinde de devam etmiştir.
Hatta bu türe ait ilk örnekler Fatih devrinde görülmüş olup, Osmanlı ciltlerinin başlangıcı olan XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam etmiştir.
2.2. SELÇUKLU DÖNEMİ TEZHİP SANATI
Temeli İran ve çevresinde atılan tezhip sanatı, ilk gelişmesini, yine İran'da kurulan Selçuklu Devleti'nde yaparak, Tebriz, Herat, Bağdat, Musul, Konya, Karaman, Amasya, Harput, Sivas'a doğru gelişmiştir. Kur'an ve diğer kitapların hemen her türünde süsleme örneklere rastlanır.
Selçuklu eserlerinde en zengin tezhip, kitapların zahriye kısmında, metinlerin kenar başlıklarında, sûre başlarında ve konu bölümlerinin aralarında, kitabın son sayfasında hatime veya ketebe bölümünde yer alır.
Selçuklu eserlerindeki tezhibin özellikleri: Sayfa kenarlarında yer alan hamse gibi yerleri belirten yazıların etrafında münhani türü süslemeler bulunur. Münhânî, genel olarak Rûmî motiflerin ve kuş kanatlarının iç bünyelerinde bulunan ayrıntılardan oluşup, kendine özgü bir renklendirme tekniğine sahiptir. Daima birbirinin arkasından çıkacak şekilde çizilerek meydana getirilirler. Her bir Münhânî’nin daralan kısmı kompozisyonun gerektirdiği belli bir yöne doğru gittikçe incelerek devam eder. Bunlara gül adı verilir. Ki hizip gülü bu gruba girmektedir. İslam'da gül Hz. Muhammed'i temsil eder. Geometrik şekiller, münhaniler ve özellikle Selçuklular dönemi motifi olan Rûmi’ler kullanılmıştır. Aralarında küçük dallar üzerinde Hatâi motifler vardır. Dikey süsleme şeması tüm sayfada, bazen de sayfa bir madalyonda uygulanır. Bu madalyon oval ya da şemse şeklinde olabilir. İlmî kitaplarda sayfa kenarlarına çiçek, yaprak, selvi ağacı, gülâbdân, ibrik, vazo, cami ve minare gibi süsler yapılmıştır. Tığ çok nadir kullanılmıştır. Zeminler altın, süslerde lacivert, koyu mavi, kiremit rengi, yeşil, mavi, kahverengi, hâkî, sarı, pembe, mor ve beyaz renkler kullanılırken konturlar pembe ve siyah ile yapılmıştır.
Bu yüzyılın sevilen başka bir süsleme türü ise kenar pervazlarda kullanılan zencirektir. Sayfa kenarlarına altın veya siyah-kırmızı cetveller çekilmiştir. Cetvel dışında hizip gülleri vardır. Tezhiplerde altın ezilerek sürüldüğü gibi yapıştırılarak da kullanılmıştır.
Zahriyelerde şemse motifleri var olup genelde tam yuvarlak şekildedir. Şemse ismi de bu tarzdan dolayı verilmiştir. Ancak sonraki dönemlerde yavaş yavaş oval biçime dönüşmüştür.
XII. yüzyılda kitap sanatına artan yoğun ilgi, Selçuklu tezhibinin gelişmesine alt yapı oluşturmuştur.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Mevlana Müzesi 51 numarada kayıtlı) Mesnevî’nin tezhipli sayfası
Mesnevî, ¼ oranında tezhiplenmiştir. Dört kademeden oluşmuştur. İçten dışa doğru 1. tablo; altın zemin üzerinde Rûmî motiflerle renk ayırımı oluşturulmuştur. Yeşil ve altınla cetvellenmiştir. İkinci kısım “sürgit” tarzında rûmi motiflerle bezenmiştir. Üçüncü kısım ise Rûmîli geçmelerden oluşmuştur. Dış kısmında zencirekler vardır. Ayrıca tığlar ve rozetler de mevcuttur.
Beş kademeli, beyzî şemse motifinin güzel bir örneğidir. Sıvama altın üzeri lacivert ağırlıklıdır. Dış zemindeki tığlar Selçuklu Dönemi’nin önemli örneklerindendir.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Mevlâna Müzesi No: 12)
Sıvama bordür üzerinde motifli desenler vardır. ¼ oranındadır. Yazılar altınla yazılmıştır. Yazı aralarına beyne’s-sütur tarzında renkli rûmi motiflerle bezenmiştir. Durak başları altın penç, kenarlar küçük duraklarla süslenmiştir. Sayfa kenarlarında altın hizip gülleri vardır. Hizip gülleri Selçuklu münhanileri ile süslüdür. Bu tarz sadece Selçuklulara has bir özelliktir.( Örneğin: Mevlana Müzesi No: 12)
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
Selçuklu Dönemi Serlevha Örneği (Mevlana Müzesi No: 69)
2.3.SELÇUKLU HAT SANATI
Hat sanatı, “Cismânî aletlerle yapılan rûhânî bir hendesedir.” şeklinde tarif olunur ki; gerçekten güzel bir tariftir.
Bildiğimiz gibi hat sanatının Batı dünyasında bir örneği yoktur. Bu yüzden hat sanatı Batı dünyasından bağımsız olarak ilerlemiştir, diyebiliriz. Yani doğu dünyasına özgü bir güzel sanat dalıdır. Bunun sebebi de malum, yani alfabe farklılığıdır.
Sanat değeri olan İslâmî yazılara "hat", hüsn-i hat ve böyle güzel yazı yazanlara da "hattat" denir. İslâm sanatında, özellikle Türk sanatında, hat sanatı çok önemli bir yer tutmaktadır. Yüzyıllar boyunca ekoller türetip, büyük üstatlar yetiştirerek, sanat şaheserleri meydana getiren bu sanat, batılılarca soyut resim sanatı olarak kabul edilmektedir. Hat sanatı İslâm'ın ilk devirlerinde ortaya çıkmıştır. Önceleri basit ve düz yazılardan meydana gelen, "Ma'kilî" adı verilen bir yazı kullanılmıştır. Bu yazıya "Hicâzî" yazı dendiği de "Hatt-u Hattâtîn"de belirtilmektedir. Hz. Ömer'in hilafeti zamanında Kûfe şehri kurulmuş, burada da bir hat ekolü doğmuştu. Önce Kûfe yazısı denmiş, sonra Kûfî şeklinde yayılmıştır. Kûfî, çeşitli yazı türlerine de kaynak olmuş ve bundan dolayı da bu yazıya "Ümmü'l-Hutût" denmiştir.
Arap yazısını geliştiren ve onu zirvesine çıkaran Türkler olmuştur. Türk hattatları, müslümanların ortak yazısı olan bu yazıya yeni bir ufuk açmış, renk katmış ve ona millî sanat damgasını vurarak güzel bir sanat haline getirmiştir.
<!--[if !vml]--><!--[endif]--> Hüsn-i hat, Kur'an ve cüzler, hilyeler, kitaplar, murakkalar, kıt'alar, meşkler, fermanlar, i'lâmlar yazılmasında ve ayrıca mimarî tezyinatta da kullanılmıştır. Hüsn-i hat çeşitleri başlıca altı kısımda toplanmış olup, buna "aklâm-ı sitte"denir.
Zamanla gelişerek ortaya çıkan altı çeşit yazı: Sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, tevkî, rik'a’dır. Sonradan bunlara ta’lik de eklenmiştir. Ta’lik yazı daha çok İran'da ve Türkiye'deki Farsça eserlerde, divanlarda ve levhalarda kullanılmıştır.
Türklerin kullandığı diğer girift bir yazı da tevkî'ye benzeyen divanîdir. Genellikle ferman, berat, emirnâme ve resmî yazılarda kullanılır. Siyakat ise hazine, maliye ve devletin resmî kayıtlarında kullanılan, noktasız, okunması güç bir yazıdır. Nestalik, talikle nesih arası bir yazı şeklidir. Mağribî ise Kuzey Afrika'da kullanılan bir yazıdır.
Ekseriyetle nesih yazı tarzı olmak üzere kûfî ve diğer yazı tarzları da kullanılmıştır.Ancak, Selçukluların son döneminde Anadolu’ya ait bir hat örneği çıkmış, biz buna Selçuklu nesihi diyoruz. Kültürel şekillenme belirdikten sonra ortaya çıkmış bu yazı Osmanlı içinde model olmuştur. Osmanlı dönemi yazılarında mürekkep yanıklarına ve yazıda bozulmalarına rastlandığı halde Selçuklu yazmalarında böyle bir durum söz konusu değildir.
Selçuklu Dönemi kitaplarında özellikle ilk dönemde hat sanatında birliktelik görülmemektedir. Çünkü Selçuklu sultanları ilme ve ilim adamına değer vererek değişik coğrafyalardan farklı bilginleri Konya’ya davet etmiş, her gelen kendi bölgesinin hattını kullanmıştır. Bu hat çeşitleri daha sonra gelişecek olan hat sanatının temellerini oluşturmaya yardımcı olmuştur.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
Yusuf Ağa Kütüphanesi No: 116
Dönemin tipik “kûfî” karakteri ağır basan “reyhânî” diyebileceğimiz yazı örneği kütüphanelerde bulunmaktadır.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Yusuf Ağa Kütüphanesi No: 41)
Ta’lik hattının gelişimi açısından, önem arz eden Selçuklu dönemi yazısı dikkat çekicidir.
<!--[if !vml]--><!--[endif]--><!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Yusuf Ağa Kütüphanesi No: 5042)
Bu incelemede, bir yazma kitap içerisinde sadece bir yazı çeşidi olabildiği gibi aynı kitap içerisinde birkaç tane yazı çeşidi bulunduğun da tespit ettik. Bazı eserlerin sayfaları “sülüs” bazı sayfalarda ise “reyhânî” yazı türü kullanılmıştır.
Aynı sayfa içerisinde “nesih” ve “hurde ta’lik” yazı tarzını andıran yazıları da görülmektedir.
Selçuklu Dönemi eserlerinde yaptığımız bir başka tespit ise, bir eser aynı hattatın elinden çıktığı gibi birden çok hattat tarafından yazılan eserlere de rastlanmaktadır.(örneğin; Yusuf Ağa: 5042)
—Bazı eserlerde hurde ta’lik, divâni kırması birlikte kullanılmıştır.
—Fasıl ve baplar kalın kamış kalemle veya la’l mürekkeple yazılmıştır.
—Metin içerisinde önemli kısımların üzerleri çizilmiştir.
—Bu dönemde genellikle nohudî ve samanî renkli, aharlı, âbâdi olan, bir kısmı Dimışkî, bir kısmı Semerkandî az da olsa Bağdadî ve Mağribî kâğıtlar kullanılmıştır.
—Eserin ketebe sayfasında, Arap rakamlarıyla ya da Arapça olarak tarih verilmiş olup, zaman zaman hem yazı hem de rakamla tarih verildiği görülmektedir. Tarihlendirmede “Ebced Hesabı” yani tarih düşürme sanatının kullanılmadığını görülmektedir.
<!--[if !vml]--> <!--[endif]-->
(Mevlana Müzesi 12 numaralı Kur’an-ı Kerim)
2.4.SELÇUKLU DÖNEMİ MİNYATÜR SANATI
Batı anlayışına dönük Türk Resim sanatı, XIX. yüzyılda başladı. Ondan önce belli kurallar içinde varlığını sürdüren "minyatür" adı verilen resim sanatı vardı. Minyatür el yazması kitaplara metni daha anlaşılır kılmak için nakkaşlar tarafından yapılıyordu. Minyatür dendiği zaman genellikle Doğu Kültürü anlaşılmasına rağmen, Batı'da da yaygın olarak kullanıldı. Ancak XV. yüzyılda matbaanın bulunmasıyla etkinliğini kaybetti.
Minyatür, Doğu kültüründe önemli bir yere sahiptir. Bilinen en eski örneklerine 8. yüzyıldan kalma Uygur minyatürleriyle, biçim yönünden benzerlikler gösteren duvar resimlerinde rastlanmıştır. Sasaniler döneminde peygamberliğini ilân eden Mani, aynı zamanda döneminin ünlü ressamıydı. Yapıldıkları dönemin özelliğini taşıyan minyatürler, İslâm dininin kuralları dâhilinde de varlığını sürdürebildi. Batı'daki gibi, büyük boyutlu duvar resimleri yapılmasa da, el yazması kitaplarda her türlü insan ve hayvan suretlerinin bulunduğu minyatürler yapıldı. Ancak İran minyatüründe peygamberin yüzü açık olarak çizilmesine rağmen, Osmanlı minyatürlerinde peygamberin yüzü örtülmüş, gözü burnu ve ağzı çizilmemiştir.
Büyük Selçuklu Devleti döneminde minyatürlü yazmaların hazırlanışı hız kazanır. Tuğrul Bey, 1055'te Bağdat'ı alıp başkent yapar. Burada bir sanat merkezi kurarak ilk minyatür okulunu açar. Daha sonra Musul, Diyarbakır ve Konya'da minyatür sanatı gelişimine devam etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti’nden sonra bölgede kurulan kısa süreli devletlerle Tebriz, Şiraz ve Bağdat'ta çeşitli sanat merkezleri ve minyatür okulları kurulmuştur.
Selçuklu dönemi minyatürü çok azdır. Selçuklu döneminin en güzel minyatür örneği Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan “Varaka Ve Gülşah” isimli, Farsça yazılan, içerisinde 71 minyatür bulunan mesnevî’dir. Hicrî VII. yüzyılda yaşamış bir Arap şairinin hikayesini konu alan eser, ilk kez 11.yüzyılda Gazneli Sultan Mahmut’a takdim edilmiştir. Azerbaycan’dan gelerek önce Kastamonu’ya sonra Konya’ya yerleşen Abdal Mümin b.Muhammed tarafından yapıldığı kabul edilmektedir.
3. SONUÇ
Selçuklu Dönemi kitap ve kütüphaneleri, bilimin gelişmesine, sanatın yerleşmesine, büyük katkı sağlamıştır. Anadolu’ya yerleşen Selçuklular, resmî yazışmalarda Arapça ve Farsça kullanırdı. Anadolu Selçukluları zamanında Türk beylikleri bilimsel çalışmaları desteklemişlerdir. Anadolu halkı arasında önemli anonim Türkçe destanlar bu dönemde ortaya çıktı. “Danişment Gazi Destanı, Battal Gazi Destanı, Dede Korkut Destanı” vb. bu eserlerdendir.
XII. yüzyıldan itibaren birçok Türkçe eser yazılmıştır. Hemen hemen İslam Dünyası’nda yazılan her eserden Türkçe tercümeler yapılmıştır. Bunlar, din ilimleri, tarih, coğrafya, felsefe, riyaziyat, fizik, kimya, tıp, jeoloji, botanik, sihir, rüya tabiri konulu ve ansiklopedik eserlerdir.
Selçuklu yazmalarının her biri döneminin tarihini satır aralarında saklayan önemli tarihi kaynaklardır. Bu dönem kitaplarının aradan asırlar geçmesine rağmen sağlam kalması, kullanılan kâğıt, mürekkep, deri gibi malzemelerin sağlamlığını ve bu dönemde kitaba verilen önemi göstermektedir.
Selçuklular, taş, tahta gibi sert cisimleri ne kadar ince süslemişler, kitap ve cildini de ihmal etmemişlerdir. Daha sonraki dönemde gelişen kitap sanatlarının temellerini o dönemde atmışlardır.
Dileğimiz, bu zamana kadar ciddi araştırmaların yapılmayan Selçuklu Dönemi kitap sanatlarının işin uzmanlarınca, incelenerek titiz bir şekilde araştırılmasıdır.
Yorum Gönder

BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...