31 Temmuz 2012 Salı

Şahin'den Ramazan'a özel mesajlar

Şahin’le çocukluğundaki ve günümüzdeki Ramazanlardan, bu ayın insanlar için ne anlam ifade ettiğine, Ramazan ayının en çok hangi vaktini sevdiğine kadar birçok konuyu konuştuk.

 Söyleşi: Yaşar SARI

‘Eski Ramazanlar başkaydı’ diyerek insanların ‘çocukluğundaki cennete’ duyduğu özlemi anlatmak istediğini söyleyen TYB Konya Şubesi Başkanı Bekir Şahin, çocukluğun cennetinde kötünün ve kötülüğün olmadığını anlatıyor. Şahin, Ramazan ayının ‘sorumlulukların fark edildiği mevsim’ olduğuna dikkat çekiyor..



-Bekir Bey, Ramazan ayı denilince ilk aklınıza ne geliyor?
-Ramazan ayı denilince ilk aklıma gelen sevgi ve hoşgörü oluyor. Ramazan 11 ayın sultanı, dertlerin sıkıntıların, kinlerin, savaşların durduğu, son bulması için duaların edildiği bir aydır. Ramazan’ın her anı güzel olmalı ve sevilmelidir. Çünkü Ramazan ayı yemeyen, içmeyen, cinsi duyguları bulunmayan meleklere benzeme ayıdır. İnsanların melekleştiği, öfkesini yendiği zaman dilimidir. Ramazan denilince akla gelmesi gerekenlerden biri de merhamet duygususdur. Bu ayda bu ulvi duygunun arttığını hissediyoruz. 
-Bekir Bey, Ramazanı birkaç cümleyle özetleyin deseler neler söylerdiniz?
-Ramazan ‘insanlığımızın’ farkına vardığımız aydır. Ramazan insanın et ve kemikten müteşekkil olmadığını, bir ruhunun da bulunduğunu, sadece bedenin değil ruhun da gıdalanması gerektiğini, ruhun gıdasının da ibadet, emir ve yasaklara riayet etmek olduğunu hissettiği aydır. Yine Ramazan insanın sadece kendinden sorumlu olmadığını; çevresinden, komşusundan, akrabalarından sorumlu olduğunu hissettiği aydır. Sonuç olarak Ramazan yapılmaması gerekilenlerin yapıldığı, yapılması gerekirken yapılmayanların muhasebe edildiği aydır.  

-Nerede o eski Ramazanlar diye tabirler vardır. Siz Bekir Şahin olarak bu tabiri kullanıyor musunuz?
-Eski Ramazanlar diye hayıflanırız, evet… Niye böyle düşündüğümüzü şöyle açıklamaya çalışayım: Bana kalırsa insanlar bu sözle çocukluk yıllarına gidiyorlar.  O eski çocukluk cennetine giriyorlar. Çünkü çocukluk hayrın, iyiliğin, güzelliğin yaşandığı, en son zaman ve en eski mekândır. O zamanda kötülüklere, o mekânda ise kötülere yer yoktu. Kötü ve kötülüklerin olmadığı yer ise cennettir. Hele ki çocuklukta anne babaya ve dede nineye tuttuğu orucu vermek daha doğrusu satmak karşılığındaki ödül… Güç, tadılması imkânsız mutluluklardandı. Bunlar çocukluk döneminin mutlu hatıraları olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle bu tabiri çocukluğa olan özlemin bir yansıması olarak görüyorum.  
-Bekir Şahin bu ayda özellikle nelere dikkat eder?
-İnsanları kırmamaya, üzmemeye her an dikkat ederiz. Ancak bu ayda hassasiyetimiz zirveye çıkar. Kalp kırmanın Kâbe’yi yıkmaktan daha kötü olduğu duygusunu hayatımın bir parçası haline getirmeye çalışırım. 
-Zaman ilerledikçe pek çok şeyin değiştiğini görüyoruz. Peki size göre geçmişten günümüze Ramazanda neler değişti?
-Tabi olarak bütün değerlerimizde değişimler olduğu gibi Ramazan ayında da değişimler oldu. Bu ayda elinde sigara ile gezen bir genci gördüğümüzde üzülmemek elde değil. Bunun yanı sıra insanlarımız bu ayda yanlış bir algılama geliştirdi. Kızmak ve öfkelenmek için ekmek alırken sırada bekleme, trafikte iftara yetişmek için çaba harcama bahane olmaya başladı. Tabi sadece olumsuz yönde değişimler olmadı. Birçok camimizde teravih namazında çocukları ve gencimizi görüyoruz. Elbette bu sevindirici bir durum. 
-Herkesin unutamadığı çocukluk anıları vardır. Siz de bize biraz çocukluğunuzdaki Ramazanlardan bahseder misiniz?
-Çocukluğum Kadınhanı’nda geçti. Kadınhanı Konya’mızın kültürel değerlerine bağlı, nüfus oranına göre Türkiye’nin en çok camisine sahip bulunan, geleneksel yapıya sahip ilçelerden birisidir. Bizim çocukluğumuzda açık bir kahvehane bulmak mümkün değildi. Oruç yiyen olmazdı. 7’den 70’e herkes teravihe gider, camiler tıklım tıklım olurdu. Ramazanın 15. gününden sonra mevlitler okunur, hatim duaları yapılırdı. Akşam namazına iftariyelikler ile gelinirdi. Zevkle iftarlar camilerde açılırdı. Ramazan öncesi kıvrım kömbeleri yapılır, erik kurusu, kayısı kurusu, elma gagısı gibi hoşaflık malzemeler temin edilir, sofralardan tahinli ekmek eksik olmazdı. Mahallenin hatta ilçenin fakirleri hemen her gün bir sofrada ağırlanırdı. 
-Bekir Şahin Ramazan ayının en çok hangi vaktini seviyor?
-Ramazan’ın her anı güzeldir ve sevilir. Çünkü Ramazan bambaşka bir zaman dilimi ve insanların adeta melekleştiği bir aydır. Öfkeye, sinire yenik düşmediğimiz zaman dilimidir. Ramazan ayının en çok soframızda fakirleri ve özellikle şehrimize uzaktan gelen öğrencileri davet edip iftar ettiğimiz anını seviyorum. 
-Geçmiş Ramazanlarda yapmak isteyip de yapamadığınız ve keşke yapsaydım dediğiniz şeyler oldu mu? Ya da Ramazan ayında yapmak istediğiniz şeyler var mı?
-Günümüzde biliyorsunuz Ramazan umreleri hızla yaygınlaşıyor. Bizimd e arzumuz ırkı, dili, rengi farklı insanlarla birlikte Kabe-i Muazzama bölgesinde bir Ramazan geçirmek. İnşallah Yüce Yaradan bu duamızı kabul eder. 

-Son olarak biliyorsunuz “her akşamın bir sabahı var” derler. Bu bağlamda Ramazan ayından sonra gelen bayram sizde ne gibi duygular uyandırıyor?
-Bayramlar kaynaşma, ziyaret etme, yeme içme, muhabbet ve seviş günleridir. Bugün insanlar kalabalık içinde yalnızlık yaşıyor. Bayram ise insanın yalnızlığının son bulduğu zaman dilimidir. Ancak günümüzde bayramlar tatil haline geldi. Bunun yanı sıra bayram algılayışımız da çok değişti.

27 Temmuz 2012 Cuma

KONYA DERGİSİ




                                                                                                                     BEKİR ŞAHİN



Konya Halkevi tarafından 1936 yılı Eylül ayından itibaren çıkarılmaya başladı. 1950 yılına kadar yayın hayatını sürdürdü. 140. (Mayıs-Haziran) sayısıyla yayına son verdi.

Derginin imtiyaz sahipliği ve sorumlu müdürlüklerini Konya Halkevi yöneticileri üstlendi. 1936 yılına ait ilk dört sayısı, 1937 yılına ait sekiz sayısında imtiyaz sahibi ve sorumlu müdür ismi belirtilmemiş, bu sayılarda Halkevi sorumluluğundan çıkarılmıştır.

  On ikinci sayıya kadar, derginin künye bilgisine yer verilmemiştir. On ikinci sayıdan itibaren imtiyaz sahibi olarak Faik Soyman, yayın direktörü olarak da Tahir Mıhçı’nın adları yer almıştır. On üçüncü sayısında ise Hulki Karagülle, Muhlis Koner, M. Ferit Uğur, Ali Rıza Özkut, Mesud Koman, Sacit Ülkü, Naci Fikret Baştak, M. Şakir Altan, Edip Raşit ve Şehabeddin Uzluk’un isimleri, tahrir heyeti olarak verilmiştir.

  Bu ekip 29. sayıya kadar görevene devam etmiştir. 73. sayıya kadar imtiyaz sahibi ve mesul müdürler ayrı kişiler iken, bu sayıdan sonra her iki görevi de Halkevi başkanları üstlenmiştir.

   30-40 sayılar arasında imtiyaz sahibi Mesud Koman, mesul müdür M. Ferit Uğur, 40-52. sayılar arasında imtiyaz sahibi Mesud Koman, mesul müdür Hulki Karagülle, 53-72. sayılar arasında imtiyaz sahibi M. Muhlis Koner, mesul müdür M. Şakir Altan, 73-92. sayılar arası imtiyaz sahibi ve mesul müdürü M. Şakir Altan, 93-114. sayılar arasında imtiyaz sahibi ve mesul müdür Şehabeddin Uzluk, 115-121. sayılar arasında imtiyaz sahibi ve mesul müdür Suat Yeşilyurt (Abanazır), 122-140. sayılar arasında imtiyaz sahibi ve mesul müdür Vehbi Bilgin’dir.

   1936, 1940, 1941, 1947 yıllarında dörder aylık periyotlarla çıkan dergi; 1937’de 10, 1938 ve 1949’da 6, 1939’da  2, 1942’de 12, 1943’de 7, 1944’de 9, 1945, 1946 ve 1948 yıllarında 8’er sayı, 1950’de 3 sayı yayınlanmıştır.

   30-37 sayılar arasında “şimdilik iki ayda çıkarılır” ibaresi ile yayınlanan dergi, toplam 140 sayı çıkarabilmiştir. (14-15), (16-17), (18-19), (20-21), (22-23), (24-25), (26-27), (28-29), (58-59), (61-62), (64-65), (67-68), (71-72), (84-85), (86-87), (91-92), (93-94), (95-96), (97-98), (118-119), (120-121), (123-124), (125-126), (127-128), (129-130), (131-132), (133-134), (135-136), (137-138) ve (139-140) sayıları ikişer sayı; (99-100-101), (102-103-104), (105-106-107), (108-109-110.)  sayıları üçer sayı birlikte, (53-54-55-56.) sayıları dört sayı beraber olarak çıkmıştır.

   İlk sayıları Yeni Ses Matbaası’nda basılan dergi, 12-29. sayılar arasında Ekokon Basınevi’nde, 31-101 sayılar arasında Yeni Kitabevi Basımevi’nde 102. sayıdan itibaren de Ülkü Basımevi’nde basılmıştır. İki sütuna dizilen ve ilk sayıları 64 sayfa olan derginin, sayfa sayısı ve baskı kalitesi çok değişiklikler göstermiştir.

   Otuzuncu sayıya kadar 16,5x24 cm. ebatlarında basılan derginin boyutu bu sayıdan sonra 20,5x29 cm. olmuştur.

    Derginin 41. sayısı M. Faik Soyman, (53-56) birleşik sayısı Mevlana, 78. sayısı Mimar Sinan ve (84-85.) birleşik sayısı Eski Eserler özel sayısı olarak yayınlanmıştır.

    İlk çıktığında fiyatı 50 kuruş olarak belirlenmiştir. 9-51. sayılar arasında 20 kuruş,  30. sayı, 30kuruş; 31-34. sayılar, 60 kuruş; 33. sayı, 50 kuruş; (53-56) birleşik sayı, 200 kuruş gibi değişik fiyatlarla satışa sunulmuştur.

   Dergide çok sayıda Konya ile ilgili fotoğraf, resim ve haritaya yer verilmiştir.

   Derginin kırk yedinci sayısında, “Muhabir Azalarımızdan Bir Reca” başlıklı bir duyuru yapılmış ve Konya tarihine ait vakfiye, berat, şer-i mahkeme sicili, ferman; han, hamam, cami, kervansaray, imaret, medrese, türbe, çeşme, kale, köprü kitabeleri; mezar taşı yazılarının tasdikli örnekleriyle bina harabelerinin, mümkünse evvelki ve bugünkü durumlarını gösteren fotoğrafları istenmiştir.

     



YAYIN POLİTİKASI

    Konya Halkevi tarafından yayınlanan Konya dergisinin amacı; yöreye ilişkin bilgilerin derlenmesi,  eksikliği hissedilen Türkiye’nin tarih bakımından nüvesini ve özünü teşkil eden Konya’nın karakteristik niteliklerini inceleyecek, tespit edecek ve yayacak ilmi bir dergi olacağı, her ay çıkacak olan bu Revü, imkan dahilinde, hep Konya’yı ilgilendiren eski medeniyetlerden bahsedecek, tarih, folklor, dil, edebiyat, etnografya, coğrafya, arkeoloji, jeoloji yönlerinden Konya’yı tanıtacaktır. Revünün yapacağı en büyük hizmetlerden biride, büyük Türk tarihine doküman hazırlamak, bu büyük abideyi harç vermek olarak belirlenmiştir.

   30. sayıya kadar sayfalarında ağırlıklı olarak Konya ve yöresine ait kültür, sanat ve folklor konularını işleyen derginin ilk sayısında yer alan yazılar: “Konya Niçin Çıkıyor?”; Naci Fikret Baştak, “Konya”, “Namaz ve Şivlilik”; H.Fehmi Turgal, “Selçuklular Tarihinde 3 Kardeş Hükümeti”; Ferit Uğur, “Şikari Tarihine Başlarken” ve “Selçuk Kervansaraylarından Zazadın Hanı”; Abdülkadir Erdoğan, “Mahmud Hayrani’nin kardaşı, Ahmed’in torunu Seyit Ali’nin sandukaları”; M. Turan Tan, “Şirzad Hatun”; H. Göncel, “Müzekkin Nüfusun dil bakımından değerleri”; Namdar Rahmi Karatay, “Halk sanat ve edebiyatına dair düşünceler “; ve M. Yusuf Akyurt, “Mimari Türk-Osmanlı Devri” ve Dr. Osman Şevki Uludağ, “Tarih Yazarken”.

  Derginin 30. Sayıdan itibaren yayın politikasında değişiklik meydana gelmiş, Halkevleri, CHP görüş, düşünce ve etkinliklerine de yer verilmeye başlanmıştır. Kişmir’de 41. sayıdan itibaren parti prensiplerine ve Kemalist inançlara evvelki sayılara nazaran daha geniş yer aldığını yazmaktadır.



     Ayrıca Kişmir, Konya Halkevi’nin çalışmalarını Cumhuriyet ülkülerini aşılamak, Kemalist inançları temiz ve devrimci Türk ruhuna sindirmek, okul dışı kalmış gençliğe bir okul vazifesi görmek, körpe istidatların yetişme ve gelişmesini sağlamak, bilginlere geniş ve serbest bir çalışma sahası sağlamak yönlerinden elinden geleni yaptığını belirtir. Ayrıca Konya dergisinin Konya Halkevi’nin on dört yıllık faaliyetinin en kıymetli ürünü ve tüm Türkiye aydınlarının ilgisini çekmiş bir varlık olduğuna dikkat çeker.  

   

     “57. sayısında yer alan “Okuyucularımıza” başlıklı ve Konya imzalı yazıda derginin yeni bir istikametle yayına başladığı vurgulanarak şu görüşlere yer verilmiştir:

   “Bundan sonra mecmuamız partimizin geçen sene yaptığı tamimdeki direktif dahilinde edebiyata, tarih ve folklora, güzel sanatlara, sosyolojiye, iktisat ve ziraata, halk terbiyesine, sağlık ve spora, bibliyografi ve tenkide ait yazılar neşredecek ve ayrıca bir de amatör sahifesi bulunduracaktır.Bunun için fikir ve yazılarından kuvvetle istifade edeceğimiz kıymetli bir tahrir heyeti bize daima müzahir olacak ve bu esas dâhilinde muntazaman neşriyata devam edilecektir”

   Yeni kurulan siyasal sistem, ulus devlet olarak ideolojisini kurumsallaştırmaya çalışmaktadır. Bunun için kültürel ve tarihi bağlarını, Osmanlı Devleti ve İslamiyet’in önemi azaltacak şekilde köklerini, Orta Asya olarak almaya gayret eder. Ayrıca köklerle bağ, kadim Anadolu tarihi ile ilişkilendirilmek üzere, Konya dergisinde de özellikle Selçuklulardan önceki Konya ile Hitit dönemi ayrıntılarıyla incelenir. Bu tavrın tabii bir sonucu olarak da Osmanlı döneminde Konya ile ilgili araştırmalar, daha az yer alır. Partiye bağlı bir devrim dergisi olarak, toplumu istenilen yönde yönlendirmesi gerekmektedir.

         Konya bundan sonra çıkacak sayılarında bu özelliğini korumaya dikkat edecektir. Fakat bu, onun üzerine aldığı şümullü ve geniş devrim ödevinin ihmal edilmesi demek değildir. O, çevresinde organı olduğu milli devrim anlayışlarımızı her yönden işlemek ve yaymak görevine de bilhassa önem vermeyi başlıca ödevlerinden sayacaktır.

   Konya, daha ziyade milli devrim yolunda düne ve bugüne nazaran yapılması gerekli görevleri ince bir dikkat ve hassaslıkla gütmeyi ve gerçekleştirmeyi üzerine almış bir devrim organıdır. Bu yol, onu daima azınlıkla konuşmaktan ve dar bir çerçeve içine sıkışıp kalmaktan koruyacaktır.”

Derginin Fiziki Yapısı

   İlk dönemde dergi; büyük boyda, aylık olarak çıkarılmış ve imkan dahilinde Konya’yı ilgilendiren medeniyetlerden bahsetmek gayesi ile Konya’nın tarih, folklor, dil, edebiyat, etnografya, coğrafya, arkeoloji, jeoloji yönlerinden belirtilmesine çalışılmıştır. Dergi 29. sayısına kadar bu şekilde yayınlanmıştır.

     İkinci dergi; büyük boyda, “Şimdilik 2 ayda bir çıkarılır” kaydı ile yayınlanmış, dergi bu şekli ile 37. sayıya kadar çıkmıştır.

    Üçüncü dönemde dergi; yine aynı boyda, aylık olarak çıkarılmış ve dergide şimdiye kadar takip edile gelen programdan ayrılmak kararı ile olacak ki aktüel yazılara fazlaca yer verilmiştir. Dergi 74.sayıya kadar bu şekilde yayınlanmıştır.

   Dördüncü dönemde; aynı boyda aylık olarak çıkarılmış ve dergi “Ne sırf yerel hüviyetli bir dergi, ne de klasik bilimlerin herhangi bir koluna sayfalarına hasreden kuru bir meslek revüsü” olmamak gayesi ile “Düne ve bugüne nazaran yapılması gerekli görevleri ince bir dikkat ve hassaslıkla gütmeyi ve gerçekleştirmeyi üzerine almış bir devrim organı olmak kararına varmıştır.

Konya dergisini belli başlı ilim çevrelerinde aranır bir halde tutan ilk otuz altı sayısıdır.   Biz, bundan sonraki yayınımızda derginin ilk sayısındaki yayın programını esas olarak kabul etmekle beraber derginin bir devrim organı olmak vasfını da titizlikle muhafaza etmek kararını almış bulunmaktayız.

             Benzerleri gibi, yeni rejimin ideolojisi/devlet kültür etrafında örgütlenme düşüncesinin ürünü olan Konya, referanslarını da buna göre belirler. Dergide Hitit dönemi ayrıntılarıyla incelenirken, Osmanlı dönemin de Konya ile ilgili araştırmalara daha az yer verilmesi bu yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

   “1948 Yılına Girerken” başlıklı, yayın kurulu tarafından kaleme alınan makalede, 12 yıldan beri yayınlanmaya devam eden derginin, ilk zamanlarında sahip olduğu geniş maddi imkanları nedeniyle yazı ve yazıcı kadrosu yanı sıra, kalite itibariyle de büyük bir ölçüyü topladığı hatırlatılarak, son dönemlerde ölçü genişliğini kaybetmesinin sebebi olarak dün ile bugün arasındaki maddi imkan farklılığı gösterilmiş ve yazı şöyle devam etmiştir:

   “Ve işte bunun içindir ki, bazı arkadaşlarımız bu durumu elimizde fırsat bulunduğu halde çalışma yönünden lakaydi var şeklinde zannetmişlerdir.   Binaenaleyh, son zamanlarda o durumumuzun büyük bir maddi tazyik altında bulunması dolayısıyla mecmuamız üzerinde tesirini göstermiş ve hatta üç ayda bir ve aynı zamanda hacim itibariyle de pek ufak bir ölçü dahilinde ancak çıkarılabilmiştir. Bu halden okuyucularımız kadar bizim de müteessir olduğumuz pek tabiidir. Fakat yeni yıla kadar buna bir türlü çare bulmaya muvafık olamamıştık.

     1948 yılına ait çalışma dileklerimiz arasında yayın fikirlerimizi büyük ve derin ilgi ile takip eden genel sekreterliğimiz bu uğurdaki ihtiyaçlarımızı, maddi yardımlarıyla destekleyeceklerini vaat etmişlerdir. İşte bu yüksek ilim severliği ve koruyuculuğu karşısında evinizde mecmuasını bundan böyle aylık çıkarmaya karar vermiş bulunmaktadır. Hatta münderecat itibariyle de mümkün olduğu kadar eski değerini ve hususiyeti saklamaya çalışacaktır.

   Bilhassa hacim itibariyle büyüyeceği gibi diğer taraftan yazı itibariyle tenevvü göstermeye ve aynı zamanda Konya ve civarı abidelerinin ve diğer hususi kıymetlerimizin resimlerinden mürekkep klişeler sunacaktır. Her zaman dediğimiz gibi, genç kalemlerin yazıları için de ayrılmış açık sayfalarımız vardır”

    Dergide yer alan makalelerden birçoğu daha sonra kitap olarak Halkevi Yayınları arasında yayınlanmıştır. Bunlar arasında; Naci Fikret Baştak’ın  “Konya Tarihi”, Yeni Kitap Basımevi, 1945, 232 sayfa,  M. Faik Uğur (Halkevi Reisi Tarih muallimlerinden)’un  Selçuk Veziri Sahip Ata ile Oğullarının Hayat ve Eserleri,Türkiye Matbaası, İstanbul 1934, 232 Sayfa, Şehabettin Uzluk’un “Mevlana Türbesi” ve “Mevlana’nın Ressamları” Yeni Kitap Basımevi, Konya 1945, 92 Sayfa, Yine Şehabeddin Uzluk’un “Mevlâna’nın Türbesi”,Yeni Kitap Basımevi, Konya 1946, 192 Sayfa, Fehim Çaylı’nın “Ilgın Folkloru” Yeni Kitap Basımevi, Konya 1945, 220 Sayfa,ve Mehmet Önder’in “Konya Matbuatı Tarihi” Yeni Ülkü Basımevi, Konya 1949, 112 Sayfa, sayılabilir.

             Mali sıkıntılar sebebiyle, ilk önce sayfa sayısı, baskı, kağıt, kapak ve cilt kalitesi düşmüştür. İlk 77 sayısı 64 sayfa ve üzerinde (43, 60, 66, 69. sayılar 48; 37 ve 52. sayılar 52; 44, 57, 61-62. sayılar 56 ve 73. sayı 32 sayfa) basılan dergi, daha sonra bu hacimde yayınlanamaz. Son dönemde sayfa sayısı 14 ile 32 arasında değişen ve ilk dönemlerinde büyük oranda karton kapaklı olan derginin, sona doğru sayılarında kapağı ince yağlı veya gazete kâğıdı olmuştur. 140. sayıdan sonra mali sorunlarını aşamayan dergi, yayın hayatına son vermiştir.

     Konya, Konya’da yayınlanan en uzun soluklu dergidir. Konya tarihi, kültürü, folkloru… ve benzeri konularda araştırma yapacaklar için önemli bir kaynaktır.  

  Konya Halkevi’nin eğitim hayatında en dikkat çekici hizmeti, hiç şüphesiz, Konya Dergisi olmuştur. Bu dergi Türkiye içinde ve dış ülkelerde devamlı ve meraklı okuyuculara sahip olmakla sadece Konya ve çevresinde değil, pek çok insana ulaşmış, tüm yurtta ses getirmiştir. Konya dergisi Ün veTaşpınar ile birlikte Ülkü’den sonra en uzun süre yayın hayatını devam ettiren ve bu üç dergi gibi en uzun süre yayınlanan Halkevi dergilerinden biri olmuştur.  Konya Dergisi bugün dahi, folklor, dil, edebiyat, etnografya, coğrafya, arkeoloji, jeoloji ve Türk tarihi özellikle de Konya Şehir Tarihi alanlarında aranılır bir kaynak durumunadır.



BİBLİYOĞRAFYA:



Durmuş Yılmaz,Nadire Emel (Süntar) Akhan İlk Hönem Halkevlerinin Eğitim Faaliyetleri

“konya halkevi örneği” Karadeniz Araştırmaları • Bahar 2011 • S.29 s.59-95



Seyit Küçükbezirci, Konya Halkbilimi Folklor Güldestesi, Konya Valiliği 2006, s.386



Adem Demirsoy, Bünyamin Ayhan ,Caner Arabacı, Hakan Aydın , Konya Basın Tarihi, Palet Yayınları 2009, s.193.



Kadri Kaplan, Türk Kültürü, Halkın ve Gençliğin Ulusal ve Çağdaş Eğitimi ve Halkevleri,

Halkevleri Dergisi, S. 79, Mart 1973, s.23.



Sami Özerdim, Halkevlerinin Kitaplık ve Yayınları, Halkevleri Dergisi, S. 86, Aralık 1973,s.4.



Şeref Kişmir, “Konya Dergisi”, Konya, Şubat 1946, S.88, s.21



Konya,  “Niçin dört sayı birden çıkıyoruz?” Konya, 1944-Ocak Şubat-Mart 1945,S 74-77. s.1.

Konya,  “Muhabir Azalarımızdan Bir Reca” Konya, Eylül 1942,S 47. s.62,63.






KUTLU MELEK HATUN





KUTLU MELEK HATUN



Mevlâna Mahmut Çelebi’nin kızı olan Kutlu Melek Hatun, uzun yıllar Konya’da kadılık yapan Urumiyeli Kadı Siracüddin Mahmut’un (ö. 1282) da beşinci göbekten torunudur. Asılları Azerbaycan’ın Urmiye kasabasına dayanır.

Bir süre Sivas’ta da kadılık yapan Kadı Siracüddin’in, burayla bağı kesilmemiş olmalı ki; Kutlu Melek Hatun da ömrünün sonunda Sivas’a gitmiş ve orada da vefat etmiştir. Kutlu Melek Hatun’un, yan tarafı kırık, kabartma yazılı mermer mezar kitabesi, Sivas Müzesi envanter defterindeki bilgilere göre 17 Mayıs 1943 tarihinde Sivas Kabristanı’ndan müzeye getirilmiştir. Mezar taşı kitabesinde: “Nugıle el-Merhûme el-Mağfûre Kutlu Melek Hatun binti el-Hâc Mahmud” yazılıdır.

 Konya’da kendi adıyla anılan bir kütüphane kuran Kadı Siracüddin Urmevî, vefat ettiğinde oğullarına intikal eden eserleri ve kütüphanesi, sonradan Kutlu Melek Hatun’a intikal edince Konya’da Atabekiye Medresesi çevresinde kendi adına inşa edilen Daru’l-Huffaz’a (Hafızlık okulu) vakfedilmiştir. Bu Daru’l-huffaz bugünkü Konya Kız Lisesi’nin yerinde veya Ali Gav Hanikahı’nın batısında bulunuyordu. Kutlu Melek Hatun’un vakfettiği kitaplar, Cumhuriyet döneminde Yusufağa Kütüphanesine intikal etmiştir. Bu kitaplardan üzerinde kutlu Melek Hanım’ın vakfiyeleri bulunan günümüze gelmiş olanlardan sadece  6 kadarı tespit edildi.  İbn-i Sinan´ın ; Kitabül´Nebatat min Kitab´i Şifa isimli  eseri ise 2002 yılında Yusufağa Kütüphanesi’nden çalınmıştır.



 Kutlu Melek Hatun’un vakfettiği kitaplar arasında Kadı Siracü’d-din’in te’lif eserleri de bulunmaktadır. Vakfedilen her eserin kapak sahifesine Kutlu Melek Hatun adına düzenlenmiş vakıf kaydı yazılmıştır. Bu vakıf kaydında Kutlu Melek Hatun’un babası el-Hac Mevlânâ Mahmud Çelebi, onun babası Mevlânâ İmadü’d-din Mehmed, onun babası Ali, onun babası Ömer onun da babası Kadı Siracü’d-din Mahmud el-Urmevî olarak gösterilmiştir. Kutlu Melek Hatun Mehmed İbn İmadü’d-din Mehmed İbn Ömer İbn Sirace’d-din ile evli idi.

 Bazı kitapların üzerinde Kadı Siracü’d-din’in el yazılarına rastlanmaktadır. Yusufağa Kütüphanesi nr. 5395’deki “Şerhü’l veciz” adlı eser bunlardandır. Aynı kitabın 4815 no’daki nüshasının 1 a sahifesinde Kadı Siracü’d-din Urmevî’nin bir şiiri bulunmaktadır. Mikail Bayram, Yusufağa Kütüphanesi nr. 4866’daki kitabın tamamı Kadı Siracü’d-din el-Urmevî’nin el yazısı olduğunu iddia ermektedir.  Bu kitaplar Sadru’d-din  Konevi Kütüphanesine intikal etmiş, oradan da Yusufağa Yazma Eser Kütüphanesine devredilmiştir.

Aynı çağda Tokatta yaşamış bir Kutlu Melek Hatun daha vardır.  Karesi hanedanından olan bu Kutlu Melek Hatun'un mezar taşı Tokat Müzesi’nde bulunmaktadır. Adı geçen Melek Hatun ile bu Melek Hatun karıştırılmamalıdır.



BİBLİYOGRAFYA:

et-Tahrir ve’t-Takrir fî Şerhü’l-vecîz (V), v. 1a, Y.AĞA D. Nu. 5395; Bayram, 2007, 61-62; Uzunçarşılı, 1927, 43-44; Gürlevik, 2008, 24, 103, Konyalı, Konya Tarihi, 2007, 518. Koman, M. Mes’ud (1943), “Konya’da ‘Kutlu Melik Hatun’ Darülhuffazına Dair Bir Vakfiye ve ‘Şeyh Siracüddin Urmevi’ Hakkında Birkaç Söz”, Konya, sy. 51, s. 50-53.; http://www.scribd.com/doc/54282356/Sivas-Mezar-Kitabeleri-Uzerine-Bir-Inceleme-the-Analysis-on-Sivas-s-Grave-Epigraphs, 27.07.2012/22.00.



BEKİR ŞAHİN


.
                                                                                                                   

11 Temmuz 2012 Çarşamba

HATİP HOCA


HATİP HOCA

Bekir ŞAHİN



Hatıp Hoca Efend^'nin Oğlu Prof Dr. M.Sait Hatipoğlu ile Kütüphanesisinde bir sohbet gerçekleştirdik.

Hatip Hoca namıyla maruf Mehmet Öğütçü 1294/1879’da Burdur’da doğdu. Babası nüktedanlığı ile meşhur semerci ustası Hacı Hasan, dedesi Burdur’un Arvarlı Köyü’nden Mehmet Ağa’dır. Onun babası da Hasan Ağadır. Annesi, Burdur camileri hatipliğini deruhte eden Hatipoğlu ailesinin kızı Ayşeli Hanım’dır.  Mekreb-i Rüştiye’den Mezun oldu. Burdur’da ulemalar arasında önemli bir mevkiye sahip olan Halil efendinin derslerine devam etti. 1309 /1891-2. Hacı Mahmut Bey Medresesinden diploma aldı 1322/1905. 1328/1912 yılında memleketimizin meşhur ulemalarından  Rizeli Hacı Tahir efendi Ramazan Va’zı vermek üzere Burdura gelmişti. O’nun hususi sohbetlerine katılmış bu sohbetler onun  ilmi hayatında önemli gelişmelere vesile olmuştur.

Ömer Rıza Doğrul Hatıp Hoca’yı sık sık ziyaret ederdi. Kendisini kitab yazmaya zorladı. İstanbul’a götürmeye çok çalıştı  gitmedi.  Ana Kaynakları ile İslam diye bir kitab yazdı. Sonra bu kitap Cumhuriyet Matbaasında basıldı.

Ömrü boyunca kitaplarla hemhal olmuş, Hac dâhil gittiği yerlerden kitaplar alarak dönmüş, ciddi bir kütüphane oluşturmuştur.

Yine bir gün Hicaz dönüşünde İzmir çeşme önlerinde vapurları bir kaza geçirmiş ve batmakla karşı karşıya gelmişti. Kurtarıcılar vapurun tahliyesine başlamışlardı.Sıra merhuma geldiğinde iki gözü de kitap dolu olan halı heybesini omzuna almış, tahliye sandalına böylece binmeye çalışmıştı. Kalabalığın dikkatinden kaçmayan bu durum karşısında kitaplar canından önemli mi diyenlere; kitaplar gittikten sonra benim kurtulmam niye yayar diyordu. Kendisi zorla ikna edilerek kurtarıcı sandala alındığında çok üzülmüş, ertesi gün kitaplarının kurtarılma haberini alınca da sevinç  göz yaşlarına boğulmuştur.

Merhum Müderrislik yapmış, ömrüne ilme ve insanları irşada vermiştir. Üstlendiği bütün görevleri büyük bir liyakatle başarmıştır. Burdur Eski Yeni Camii, Vaiz ve hatipliği görevini uzun süre devam ettirdi. Burdur Müftülüğü’ne atandı. 14 Mart 1928’den 31 Mart 1931 Tarihine kadar bu görevde bulundu.

Bu güzel hizmetlerin yanında, Ziraat Bankası Meclis Azalığı’nda bulundu. (1330/1915). Burdur  Bidayet Mahkemesi azalığı (1332/1917-1333/1918)), Burdur Meclis-i İdare azalığı (1338/1922) yaparken  Burdur Orta Mektep Ulum-u Diniyye Muallimliği (1340/1924) görevine başladı. Mezkur muallimliklerin lağvı nedeniyle bu görevden ayrıldı.

 Hatıp Hoca, onun hocası olan Burdur müftüsü 1928’de vefat etmiş, o da onun yerine müftü olarak seçildi. Seçilmiş diyorum, 1943 yılına kadar müftüler Mahalli Seçim Komisyonu marifetiyle seçiliyordu. İki veya üç kişi seçiliyor; Diyanet bunlardan birini tâyin ediyor. 1932 yılında  Hatip Hoca’nın tâyini Şebinkarahisar’a çıkıyor. Tâyin sebebi “görülen lüzum üzerine”diyor.  Hoca hali vakti yerinde olduğu için Şebinkarahisar’a gitmeyip istifa etti. Tedrisat ve vaizlikle iştigal eden hoca ısrarlar üzerine 1943 yılındaki müftülük seçimine girmiş ve en yüksek oyu almış. Oylar; 17, 9, 3 olarak sıralanmış. O dönemin Diyanet Reisi muavini Ahmed Hamdi Akseki’dir. Akseki, Hatıp Hoca’nın müftülüğünü mümkün görmeyerek başkasını atamış. Buna içerlemiş olan Burdur ileri gelenleri Ankara’ya gitmişler. Akseki Hoca, “Ben Hatib Hoca’nın ahlakını, ilmini, irfanını sizden iyi bilirim. Ama ben burada olduğum müddetçe Hatib Hoca Burdur’a müftü olamaz. Çünkü Diyanet olarak ilim değil sükunet istiyoruz.” Demiştir.

Müderris olması sebebiyle askerlik hizmetinden muaf oldu.

Milli Mücadele’de Burdur Müdafaa-i Milliye Cemiyeti Ağalığında bulundu ve halkı cemiyete yardıma teşvik etti

23 ekim 1945 tarihinde vefat etti.

KAYNAKÇA:

Hasan HATIPOĞLU, İslam Dini, Cumhuriyet Matbaası İstanbul 1946, s.8-21

M.Sait HATİPOĞLU Özel arşivi.

Ömer Rıza DOĞRUL, Büyük Bir Din Alimi Mehmet Hatipoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 29 Ekim 1945, s.2.





.


5 Temmuz 2012 Perşembe

ESKİ DÜNYA YENİ DÜNYA




Bekir ŞAHİN
Bizler kimilerine göre şanslı bir nesil kimilerine göre bahtı kara bir nesiliz. Kim ne derse desin, nasıl yorum yapılırsa yapılsın biz; mutluluk arayan bir nesiliz. Ayrıca eski dünya ile yeni dünyayı gören bir nesiliz. Bir zamanlar bizim dünyamızda her şey doğaldı, yediğimiz ekmek türüm türüm kokardı. Meyvelerimiz kurtlu idi ancak kimyasal ilaçlardan uzaktı. Sebzelerimiz hormonsuzdu, suyumuz klorsuzdu, buna rağmen mikrop suzdu. Teneffüs ettiğimiz havamız temizdi.

Tavuklarımız, horozlarımız özgürdü, sokaklarda gezip dolaşır, akşam olunca kümeslerine dönerlerdi. Yumurta larında bir lezzet vardı. Sığırlarımız köy meydanında toplanır, bir çobanın eşliğinde otlarlar, akşam olunca da ahırlarına dönerlerdi. Koyunların kuzuların melemesi, ineklerin böğürmeleri akşam şenliğinin habercisiydi. Danalar kuzular emişirler, inekler koyunlar sağılırlardı. Sütler pişirilir, yağa, yoğurda, peynire dönüştürülürdü. İşler zevkli, ürünler lezzetli idi. Çobanlar merhametli, hayvanlar masum ve itaatli idi.

 Tarlalar sabanla, pullukla sürülür, ekinler orakla, tırpanla biçilirdi. Biçilen ekinler desteler haline getirilir, desteler yığın olur, yığınlar harman yerinde katara dönüşürdü. Katarlar düvenle sürülerek tınas olur, tınaslar yabalarla savrularak deneler samandan ayrılırdı. Sonra kalburla gözerle ceplenir, telislere doldurularak ambarlara besmele ile konurdu. Öşürü ihmal edilmez, fakirler unutulmazdı.

Kenarda köşede, ,çarşıda, pazarda  mescit denilen küçük, kerpiçten mekanlar vardı. Minareleri tıkızdı. Maaşlı imam ve müezzinleri de yoktu. Kapıları kilitlenmezdi. Günün her saatinde yolcu, mukim herkes namazlarını burada kılabilirlerdi. Yazın çocuklara namaz sure ve duaları öğretilirdi. Elifba ve Kuran buralarda öğrenilirdi. Mevlit okunur, hatim duaları yapılırdı.
Maaşlı imam ve müezzinleri bulunmazdı. İşin ehli imamlık yapar isteyen kamet getirirdi.
Zamanla bu mescitler yıkıldı zevkten, sanattan uzak, devasa camiler yapıldı. Maaşlı imamlar, müezzinler atandı. Giderleri kamu kaynaklarından ödenmeye başlandı. Adete resmi daireler haline geldi. Belli saatlerde açılıp kapılarına kilitler vuruldu. Cemaat azaldı lüks ve debdebe artırıldı.

Bankanın yolu bilinmezdi; devlet çeşmesi denir suyu içilmezdi. Hatta önünden koşarak geçilirdi. Kredi kartları yoktu ama karzıhasen müessesesi harıl harıl işlerdi. Herkes bir birine güvenir, küçükler sevilir büyüklere saygı gösterilirdi.

Yollar tenha sakin ve sessizdi. Su şırıltısı, kuş cıvıltısı, kağnı gıcırtısı ve ataraba çarpanası sesleri müzik sesinden daha etkiliydi. Ne trafik kazası haberleri duyardık ne korna sesleri. Park sorunu hava kirliliği nedir bilmezdik.

Çocukluğumuzda süper- hiper marketler yoktu. Bakkallar, çerçiler vardı. Boyalı neidüğü belirsiz yiyecekler de bilmezdik. Halkalı şekerler, keçiboynuzu, leblebi, kuru üzüm vazgeçilmez yiyeceklerimizdendi. Gazoz, ayran, şerbet, süt nitelikli içeceklerimizdendi. Çerçiden bakkaldan alışverişimiz parayla değil, yumurtayla, arpayla buğdayla yapardık.

 Belki bunlar ilkel uygulamalardı. Ama biz çocukları sevindiriyordu. Sevincin ilkeli, çağdaşı yobazı, geri kalmışı, olur mu? Bilmem, belki de olur.

Evimizde televizyon yoktu, radyo telefon zenginlerin lüksüydü, cep telefonu henüz icat bile edilmemişti, bilgisayar, internet, çetleşme, sanal görüşme-tanışma henüzhayal bile edilemiyordu.

Enflasyon, kriz, borsa, dolar, Euro, istikrar, istikrarsız lık, köşe dönme, rant, küresel sermaye kelimeleri lügatimize girmemişti.

Biz bulgur pilavını tahta kaşıkla yedik. Tastan ayran içtik. Ceplerimize kuru üzüm, leblebi, kavurga koyduk. Yer sofrasına oturduk, yer yatağında yattık, gaz lamba-sında ders çalıştık. Çarık görmedik ama lastik ayakkabılar giydik. İskarpin giymek en uzak hayalimizdi. Kerpiç evlerde yaşadık, ahır sekisinde yattık, onlarla yaşadık; ardından apartmanları, gökdelenleri seyre daldık.

Güneşin yatarken üzerimize doğması büyük ayıptı. Medeniyetimiz şafak medeniyeti idi. Yatsı namazından sonra uçkurlar çözülür, yatağa girilir, şafakla beraber ayakta olunurdu. Yatmasını bilmeyen kalkmasını da bilmez düstur edinirdi. Zamanın kıymeti bilinir, berekete gönülden inanılırdı. Eşe dosta selam verilir, hal hatır sorulurdu.

Rızkın helali aranır, Allah'ın Rezzak sıfatına eksiksiz iman edilirdi. Rızık ne azalır ne çoğalırdı. Yalnız ademoğlunun sabırsızlık ederek helal rızkını haram edebileceği düşünülürdü.

Acılar paylaşılarak azaltılır, mutluluklar paylaşılarak çoğaltılırdı. Doğum, ölüm, düğün, sünnet, hastalık, seyahat, hac, askere gidiş, askerden dönüşün bir anlamı ve espirisi vardı. İpten kilitler, çividen anahtarlar kullanılırdı. Kapılar iple bağlanır. Yazın pencereler açılarak yatılırdı. Hırsızlık duyulmaz, niza çıkarılmazdı. Rant kelimesi lügatlerimizde yoktu. Hortum ve hortumcu bilinmezdi. O dönemde, semerciler, kalaycılar, körükçüler, demirciler, nalburiyeciler, tuhafiyeteciler, atarlar, çelepler, sakatatcılar vardı.

O günlerde insanların gönülleri zengindi, kanaat vardı, şükür vardı, bereket vardı, huzur vardı.Sokakta bir şey yenilmezdi, pazardan aldıklarımız açıkta getirilmezdi. Şimdi, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme olarak gördük

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz ya da nerde bulduk orada yiyeceğiz.
Dünde bügünde çok şey değişti ancak sünnetullah (doğa yasaları) değişmedi; Uyanırsın, uykun gelir, uyursun uyanırsın, açsın yersin, toksundur, yine acıkırsın, su içersin, kanamazsın... Sefil bir hayat içindeyiz
Bu sefillik içerisinde düşünüyorum: Şimdi neyimiz var neyimiz yok? Nelerimiz muhafaza edilmiş nelerimiz yok edilmiş?





3 Temmuz 2012 Salı

BEKİR ŞAHİN


BEKİR ŞAHİN


Selçuklu/KONYA
TÜRKİYE
 E-mail : bekirsahi@gmail.com



Doğum Yeri ve Tarihi          : Konya /TÜRKİYE, 07.10.1960
Medeni Hali                           : Evli
Ehliyeti                                  : E, A2

Eğİtİmİ


Eylül 1980–Haziran 1985:


Eylül 1974- Haziran 1980:

İlahiyat Fakültesi
Selçuk Üniversitesi, Selçuklu/KONYA
             
Kadınhanı İmam Hatip Lisesi
Kadınhanı/KONYA 









2002 –  2010



1997 –  2002


1986 – 1997








Halen Konya Yazma Eserler Bölge Müdürü
olarak görev yapmaktadır.
Konya

Kütüphane Müdürü, Burdur İl Halk Kütüphanesi
Burdur

Milli Eğitim Bakanlığında; Öğretmen, Müdür Yardımcısı, Müdür Baş Yardımcısı ve Okul Müdürü




M.ALİ UZ - BEKİR ŞAHİN
Ara.04
35












Dil
Fransızca, Osmanlıca, Arapça
Öğrendiği Yer: Lise, Üniversite, Devlet Lisan Okulu  Ankara



İlgi Alanları


El Yazması Eserler,  Dokümanlar, Arşivcilik, Ebru, Selçuklu Dönemi Kitap sanatları

Sertifikalar&Lisans Eğitimi Boyunca Alınan Seçmeli Dersler

Sertifikalar:
·   Ebru Kursu Sertifikası
      Verildiği Yer: T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim
       Genel Müdürlüğü ( Yaygın ve Kültürel Eğitim Faaliyetleri Planı )
·   Arapça Kursu Sertifikası
      Verildiği Yer: Devlet Lisan Okulu
      5 Ekim 1992-25 Haziran 1993( 9 Ay)
  Seçmeli Dersler:
·   Kütüphanecilik
Alınan Eğitimler:
·         Yazma Eser Kataloglama Hizmet içi Eğitim Semineri
18-27 Ekim 2010
·         Yazma Eser Kütüphane Müdürleri ve Sorumluları Hizmet İçi Eğitim Semineri
21-25 Eylül 2005
·         Kültür Bakanlığı Eğitim Daire Başkanlığı
Halkla İlişkiler ve Yönetim Psikolojisi Eğitimi
30 Ekim- 3 Kasım 2001

PROJELER



























































Verdiği Dersler


·    Yazma Eserlerin Dijitalleştirilmesi ve Kataloglanması
     Rodos Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi/YUNANİSTAN
·      Rodos Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi Bağış Kitapları Bibliyografik Künyelerin Tespiti, Eserlerin Restorasyonu ve Dijital Ortama Aktarılması
    (T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı(TİKA) İşbirliğiyle)
     05/04/2010-05/05/2010
  Kültür ve Turizm Bakanlığı ile S.Ü Rektörlüğü Arasında Konya Bölge Yazma Eserler    Kütühanesi ve Yusufağa Yazma Eserler Kütüphanesinde Bulunan Yazma Eserlerin Elektronik Ortama Aktarılması Projesi .
 
  Uygulama – 2003 - 2005 

·         Dubai Cuma el Macid Kültür ve Miras Merkezi ve Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürlüğü Arasında Düzenlenen Uluslar arası Cilt ve Restorasyon Kursu Projesi

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde düzenlendi - 2010

·                    Ahmet Fevzi Özdemir vakfı Özel Kütüphanesi El       yazması ve Nadir Matbu Eserlerin Dijitalleştirilmesi ve  Kataloglarının Oluşturulması
     26 Eylül-4 Ekim 2010
  • Rodos’ta Bulunan Türk Kültür varlıklarının Korunması Kapsamında Rodos Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’nde yer Alan Eserlerin Dijitalleştirilmesi ve Restorasyona İhtiyacı Olanların Tespit Çalışması. T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı(TİKA) İşbirliğiyle
      20-31 Aralık 2008
  • Konya ve Konya ile İlgili Şahsiyetlerin El Yazmalarının Dijital Arşiv Çalışmaları Projesi. T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, S.Ü.Rektörlüğü ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı
     2009 Yılı İçerisinde
  • Arnavutluk’ta Bulunan Türkçe Elyazması Eserlerin Korunması ve Dijital ortama Aktarılması Projesi
  T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi  Başkanlığı                                 
     (TİKA ) işbirliği
      6-10 Ocak 2008
·    Yazma Eserlerin Dijital Kopyalarının Değişimi, Restorasyon Merkezi Kurulması ve Karşılıklı Personel Eğitilmesi Projesi
     Cuma El-Macid Kültür ve Miras Merkezi Başkanlığı/DUBAİ
     2007-2010
·      Azerbaycan Cumhuriyeti Milli İlimler akademisi Elyazmaları Enstitüsü’nde Bulunan Elyazması ve Nadir Matbu Kitapların Restorasyonu, Teknik teçhizatlarının Modernizasyonu, Bilgi ve Tecrübe değişimi Projesi
    T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı(TİKA) İşbirliğiyle
    17-23 Aralık 2006
  • Yazma Eserler Patolojisi Dersi (Yazma Eser Restorasyonu)
Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü
2008-2011-Devam ediyor.
  • Elyazmalarının Korunması
Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü
2003-2008
·   Ebru Kursu Öğreticiliği
      Verildiği Yer: T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim
       Genel Müdürlüğü ( Yaygın ve Kültürel Eğitim Faaliyetleri Planı Çerçevesinde) Burdur İl Halk Kütüphanesi 2002







Yayınlar Dan bir kismı

Bildiriler















·   Türkiye’de Yazma Eser Kütüphanelerinin Durumu
   Tarihi Mekânlarda Yazma ve Nadir Eserlerin Korunması için Ortak Standartlar Belirleme Semineri
   17-18 Aralık 2010/İstanbul

·  Ilgın Kadı Sicillerine Göre Ilgın Vakfiyeleri
   Ilgın Sempozyumu
   30 Haziran 2010/Ilgın

·      Bakanlığımız Bünyesinde Bulunan Mevlana İstifli Hat Levhaları
  1’nci Uluslararası Sultan Divani ve Mevlevilik Sempozyumu
   27-29 Mayıs 2010 Kocatepe Üniversitesi Afyon

·   Konya Arşivleri
   Kent Hafıza Merkezleri, Kent İhtisas Kütüphaneleri, Kent Arşivleri           
   ve Müzeleri Sempozyumu
    26-27 Mart 2010 Kayseri

·   Yazma Eser Kütüphanelerinin İşleyişi ve Bu Kütüphanelerde Çalışma Prensibinin Geliştirilmesi Çalıştayı
    3-5 Şubat 2010/İSTANBUL

·           Dubai Cuma el Macid Kültür ve Miras Merkezi ve Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürlüğü Arasında Düzenlenen Uluslar arası Cilt ve Restorasyon Kursu Projesi
            Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde düzenlendi - 2010

  •  Yazma Eser Kütüphanelerinin İşleyişi ve Bu Kütüphanelerde Çalışma Prensibinin Geliştirilmesi Çalıştayı
    3-4 Aralık 2009/ANKARA

·         Sayısallaştırma Süreci ve Uygulamalar Çalıştayı
    İ.B.B Atatürk Kitaplığı/İSTANBUL
    12 Kasım 2009

  • İslami Elyazmaları Konferansı
    İslam Elyazmaları Birliği (TIMA)  
    Cambridge Üniversitesi/İNGİLTERE
    24-26 Temmuz 2009


  • Batman’da Sel Felaketine Uğrayan El Yazma Eserlerin Kurtarma Çalışmaları
   1’nci Uluslararası Elyazmaları Sempozyumu
   10 Ekim 2008 İSTANBUL

  • Selçuklu Dönemi Kitap Sanatları
    Anadolu Selçuklu Şehirleri ve Uygarlığı Sempozyumu
    7-8 Ekim 2008 Selçuk Üniversitesai- Selçuklu Belediyesi Konya

·         Sadreddin Konevi’nin Yusuf Ağa Kütüphanesi’nde Bulunan Bir Günlüğü
           1’nci Uluslararası Sadreddin Konevi Sempozyumu
          20-21 Mayıs 2008 KONYA

·          Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunan Tıpla ilgili Türkçe Yazma Eserler
           1’nci Türk Tıp Tarihi Uluslar arası Kongresi
           10’ncu Türk Tıp Tarihi Ulusal Kongresi
           20–24 Mayıs 2008, Selçuk Üniversitesi Konya
·          Mevlevilerde Evrad ve Dua
            Uluslararası Mevlana Sempozyumu
           8-12 Mayıs 2007 İstanbul

·          Selçuklu Dönemi Kitaplarının Bazı Özellikleri
        1’nci Ulusal İslam Elyazmaları Sempozyumu 
          13–14 Nisan 2007, İSTANBUL

·          Katalogda Yer Almayan ve Yeni Ortaya Çıkan Burdur Şer’iye Sicilleri
           1’nci Burdur Sempozyumu
          Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, BURDUR
         16–19 Kasım 2005

·         Nasreddin Hoca Elyazmaları
           1’nci Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Sempozyumu
           6-7 Temmuz 2005




Makaleler


  •  Mevlevilik hakkında Önemli Bir Kaynak
           Sevakıb-ül Menakıb-ı Evliyaüllah
           Tefekkür dergisi Sayı:39 Aralık 2010
           Sayfa 72-76

·         Mevlana’nın Hayatı ve Eserleri
          Tefekkür, Aylık Bilim, Kültür, Sanat ve Haber Dergisi
         Aralık 2009, Sayı:30


  • Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürlüğü
          Yeni İpek Yolu, Konya Ticaret Odası Dergisi
          Mart 2009, Konya

  • Konya Ansiklopedisi,
 Yayın Kurulu Üyesi
           Cilt:1 28 Madde Yazımı 2. Cilt 35 Madde Yazımı 2009


  • Elyazmalarının Dünü Bugünü
   Konya’da Kültür Medeniyet Kitabı
   Türkiye yazarlar Birliği Yayını 2007 KONYA

  • Sadreddin Konevi Kütüphanesi
     Meram Kitabı MEBKAM Yayınları 2007

  • Konya Mahkeme Sicilleri ve Önemi
    Bilgi Yolu Dergisi Yıl:3 Sayı:3 2003 Sayfa 59-61

  • Burdur ve Nutuk
    Burdur Araştırmaları Dergisi
    Burdur Valiliği Çevre Koruma Vakfı Yayını
    Sayı:4 Yıl:2 Ocak 2003 Sayfa 5-6

  • Geçmişten Günümüze Burdur Kütüphaneleri
    Burdur Araştırmaları dergisi
    Burdur Valiliği Çevre Koruma Vakfı Yayını
    Sayı:3 Yıl:2 Haziran 2002 Sayfa51-56

  • Kamusu’l-Alâm’a Göre Burdur ve Yöresi
    Burdur Araştırmaları Dergisi
    Burdur Valiliği Çevre Koruma Vakfı Yayını
    Sayı:1 Yıl:1 Mayıs 2001 Sayfa 11-16


  • Nasreddin Hoca Elyazmaları
    Konya Kitabı VII Özel Sayısı, Yeni İpek Yolu
    Sayfa 47-150, 2001

·         Şer’yy’ye Sicillerinde 16. Ve 19. Yüzyıllar Arasında Konya’da Mahalle Adları
 (M.Ali UZ ile birlikte)İpek Yolu Dergisi Konya Kıtabı VII. S.35-52.
·         Cumhuriyet Dönemi Konya Kütüphaneleri
İpek Yolu Dergisi Konya Kitabı X. S.335-345.

· ŞAHİN, Bekir - CEYLAN, Serdar, "Konya'nın En Eski Mahallerinden Biri Ferhuniye Mahallesi", Konya Vizyon, S. 19, s. 60, 61, Şubat 2012, Konya.
.
Kitaplar






























ÜYE OLDUĞU DERNEKLER


















ALDIĞI ÖDÜLLER

·         Mevlana Celaleddin Rumi’nin Bütün Eserlerinden Seçmeler (Ortak Çalışma: Prof. Dr. Dilaver Gürer, Doç Dr. Sezai Küçük, Dr. Naci Bakırcı ile birlikte)


·         Nisab-ül Mevlevi
          Yazar: Bekir Şahin, Damla Yayınları, İstanbul
         T.C. Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2007     (3 Baskı Yaptı)

·         Mevlana İstfili Hat Levhaları
           T.C. Kültür Müdürlüğü Yayınları
           Konya Valiliği 2007

·         Sevakıb-i Menakib
           Rumi Yayınları, Konya, 2007

  • Divan-i Kebir’den Seçmeler
           Rumi Yayınları, Konya, 2007
  
·         Evrad-ı Mevlana
           Rumi Yayınları, 1. Baskı
           Konya, 2005,2. Baskı 2010


·         Rodos Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi Yazma ESERLER KÜTÜPHANESİ KATALOĞU
          İSAR YAYINLARI, İSTANBUL 2013
·           KARATAY
TARİH KÜLTÜR SANAT
           Editör: Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ   Yrd. Doç. Dr. Yaşar ERDEMİR ile birlikte, 2012



·         Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi

·         Türkiye Anıtlar Derneği
Görevi: Yönetim Kurulu Üyesi

·         İLESAM( Türkiye İlim Edebiyat Sahipleri Meslek Birliği)
Görevi: Konya İl Temsilcisi


·         Türk Kütüphaneciler Derneği
Görevi: Üye
·  Mehmet Akif Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu Üyesi (2010...)
Konya Kültür ve Sanat Adamları Derneği Başkan yardımcılığı

·         Aylıkla Ödüllendirme
Kültür ve Turizm Bakanlığı 27 Aralık 2010

·         TEŞEKKÜR BELGESİ
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü
27 Aralık 2003

·         TAKDİRNAME
Burdur Valiliği
14 Nisan 2002

·         TAKDİRNAME
Burdur Valiliği
2001

·         TAKDİRNAME
T.C. Yeşilova Kaymakamlığı
1995

·         TAKDİRNAME
Rodos Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’ndeki çalışmalar nedeniyle T.C. Rodos Başkonsolosluğu
11 Mart 2009

·         Aylıkla Ödüllendirme
Milli Eğitim Bakanlığı
10 Kasım 1992






BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...