31 Ekim 2012 Çarşamba

NASREDDİN HOCA EL YAZMALARI


BEKİR ŞAHİN
      Ülkemizde, Türk dünyasında, komşu ülkelerde adeta bir güldürü ustası, bilgi, hikmet ve nükte dehası olarak bilinen Nasreddin hoca aslında Anadolu Türklüğünün, yunus Emre’si gibi, Hacıbektaşçı veli’si gibi zirve şahsiyetlerden biri ve aynı misyonun insanıdır. Elimizdeki bilgilere göre Nasreddin Hoca 13.yy.da Anadolu’da yaşamış sevenleri tarafından ‘da mezarı türbe haline getirilmiştir. Asırlardır bu türbe Türk halkının ziyaretgâhı olmuştur. Fıkraları da Türk insanının pratik zekâsını ve espri anlayışını yansıtmaktadır. Yaşadığını kabul ettiğimiz 13. yüzyıldan günümüze kadar artan bir ilgi, bilgi ve sevgiyle taşınan Nasreddin Hoca fıkraları günümüzde inanılmaz sayılara ulaşmıştır. Ona ait olan olmayan hatta olmaması gereken fıkralar da hocaya maledilmiş hatta bunlar yazma eserlerde de yer almıştır.
     Günlük hayatta bunları anlatmak, yazmalarda yer vermek bir zenginliği değil, kirliliği beraberinde getirmiştir. Bunun sonucu olarak da Nasreddin Hocanın temsil ettiği kimlikle asla bağdaşmayan fıkralar onun adına anlatılmış, onun adına yazılmıştır. Bunun altında hocamızın temsil ettiği inanışa karşı olumsuz duygular yatmaktadır.[1]
     Bugün “el yazma eser” kavramı kâğıt üzerine yazılan kitap belge olarak algılanmaktadır. Aslında yazılı dünya tarihinin başlangıcından matbaanın bulunmasına, hatta matbaanın 1726’da İbrahim Müteferrika’nın ilk baskı kitabının gerçekleşmesine kadar 974 yıl, yani yaklaşık 1000 yıl el yazması eserler üretmişiz. Bu eserler, birçok konuda birinci dereceden kaynak olarak görülebilmektedir. Ancak Nasreddin Hoca’yla ilgili el yazmalarına gelince aynı düşünceyi taşımamaktayız. Çünkü Hocayla ilgili yazmaların en eskisi bile hocanın ölümünden yaklaşık 300 yıl istinsah edilmiştir. Yazmaların çoğunda tarih bulunmadığı gibi müstensihlerde belli değildir. Yine el yazması eserlerde bir gelenek haline gelmiş olan birebir istinsah Nasreddin Hoca yazmalarında görülmemektedir.
     Üzerinden yaklaşık 700 yıl geçmesine rağmen Nasreddin Hoca’nın ömrü boyunca kendisine maledilmiş fıkralar ve kendisi hakkında yapılan incelemeler hala tamamlanmış değildir.
     Nasreddin Hoca fıkralarının ilk olarak nerede ve nasıl derlendiği konusuna kesin bir cevap vermekte oldukça zordur. Öyle ki ülkemizde bulunan yazmalar bile son 300 yıla aittir.
     Bugüne kadar ele geçen belgelerden hareketle en eski yazmanın içinde 43 fıkranın bulunduğu, 1571 Tarihli “Hikayat-i Kitap-ı Nasreddin” adlı eser olduğu söylenmektedir. Oxford’da bulunan bu eser Hüseyin isimli bir kişi tarafından istinsah edilmiştir.[2]
 
 
 
 
 
    
Nasreddin Hoca’dan söz eden en eski yazma eser Ebu’l_Hayr er Rumi tarafından yazılan ve Fatih’in oğlu Cem Sultan’a sunulan Saltukname’dir. Bu eserde iki fıkra vardır.[3]
     Lami-i Çelebi’nin (Ö1.1532) “Letaif” inde Nasreddin Hoca’nın adı verilerek 3 fıkrası, adı verilmeden de 10 fıkrası anlatılmaktadır.[4]
    Nasreddin Hoca’dan söz eden eski kaynaklardan birisi de Güvahi’nin 1527 yılında yazdığı “Rendname” de Nasreddin Hoca adı verilerek iki fıkrası anlatılmaktadır. Adı geçen eser sadece atasözlerimizin en zengin kaynaklarından biri değil, aynı zamanda Nasreddin Hoca fıkralarını içeren bir kaynak durumundadır. Bu kaynak 16.yy.’ da Nasreddin Hoca fıkralarının halk arasında yaşadığını göstermektedir.[5]
          Nasreddin Hoca’nın fıkraları 11.yy.dan sonra yazılı kaynaklara geçmiş 16.yy. da ise Hocanın fıkraları derlenmiş ve yazma kitaplar haline getirilmiştir.
     Bu yazmaların sayısı; en son tespitlere göre 59’dur.[6]
     BU 59 ADET Nasreddin Hoca yazmalarından 13 tanesi Türkiye’nin değişik kütüphanelerindendir. Diğerleri, başta Fransa olmak üzere İngiltere, Almanya, Avusturya, Macaristan, Polonya, gibi ülkelerin kütüphanelerinde bulunmaktadır.
     Biz bu bildirimizde Türkiye ‘de değişik kütüphanelerde bulunan Nasreddin Hoca el yazmalarını tanıtacağız.
     1-Hikayat-ı Nasreddin Hoca, diyanet işleri bakanlığı kütüphanesinde bulunan eser; no: 731’de kayıtlıdır. 1212 H (1797-98),tarihinde istinsah edilmiştir. 24 yaprak olan yazma. 20x14,5 ve 15,5x10cm. Ebadındadır. Yazmada 60 fıkra vardır.
     2-Hikayat-i Hoca Nasreddin, 1191 H. (1777) tarihinde istinsah edilen eser Ankara – Dil – Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesinde, İsmail Saip Sencer Kitapları arasında, 1/4838, numara ile kayıtlıdır. 142 yaprak olan yazmada 194 fıkra vardır. Bunların 144’ü Nasreddin hoca fıkralarıdır.[7]
     3-Hikayat-i Nasreddin Hoca, bu yazma eser 1292 H.(1876) yılında vakfedilmiştir. Antalya-Elmalı Halk Kütüphanesinde, 3032 numara ile envanterde kayıtlıdır. 78 yaprak olan bu eser. 20,4x15,8 cm. ebatlarındadır. Halen Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunan, ne zaman ve kim tarafından İstinsah edildiği tespit edilemeyen bu kitap 8 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kendisiyle halk arasında olan olayları anlatan fıkralar, ikinci bölümde kendisiyle beyler arasındaki fıkralar, üçüncü bölümde ise kendisiyle hanımı arasındaki münasebetleri anlatan fıkralar, dördüncü bölümde kendisiyle oğlu, beşinci bölümde kendisiyle suhtası, altıncı bölümde kendisiyle kadılar, yedinci bölümde merkebi ile ilgili, sekizinci bölümde öküzleriyle ilgili fıkralar anlatılmaktadır.


4- Hikayet-i Nasreddin Hoca: Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut Yazmaları, No: 6272, [İstinsah tarihi 18. yy. sonu 19. yy başı olabilir], 8 yapraktır. 23x15,5 ve 18,5x13,5 cm ebadında, çok bozuk bir Rik’a yazı ile yazılan bu kitap kâğıt, yazı ve mürekkep özelliklerine bakılırsa 18. yy. sonunda ve ya 19. yy. başında kaleme alınmış olabilir. Yine bu kitapta 8 bölümden oluşmuştur. “Ey cemaat ne diyeceğimi bilir misiniz?” diye bilinen fıkrasıyla başlayan kitapta bölümler ayrı ayrı zikredilmektedir. Her fıkranın başına soluk kırmızı renkte (Hikayet) kelimesi yazılmıştır. Bu kitapta 134 tane Nasreddin Hoca, 2 tane de Sivrihisarlı fıkrası yer alır. Bu fıkralar genelde hocanın çok bilinen ve yaygın olan fıkralarıdır. [8]

          5- Letaif [ Nasreddin Hoca Yazması], [18. yy.] Mustafa Canpolat özel kitaplığında bulunmaktadır.

          Yazmada, 20 tanesi Nasreddin Hoca’ya ait 34 latife vardır.[9]

          6- Letaif, 1239-1243 H. (1823-1827), M.Sabri Koz Kütüphanesinde bulunan eser, 43 yapraktır ve 21x13 cm ebadındadır. Yazmada 9 Nasreddin Hoca fıkrası vardır. Ayrıca Nasreddin Hoca’ya atfedilerek anlatılan 6 fıkra burada başka kişiliklere bağlı olarak anlatılmaktadır.[10]    

          7- Letaif, 18. Yüzyıl, İstanbul’da, İlmiyeden bir zatın kitaplığında bulunan yazmada 48 Nasreddin Hoca Fıkrası vardır. Bahaî [Veled Çelebi], bu fıkralardan 30 tanesini yayımlamıştır. 18 fıkrayı müstehcen oldukları gerekçesiyle kitabına almamıştır.[11]

      8- Letaif-i Nasreddin Hoca (Burhaniye Tercümesi), Seyyid Burhaneddin Mevlevi’nin müellif hattı eseridir. 7 Muharrem 1305 (19.9.1887), Afyon-Gedik Ahmet Paşa Kütüphanesi, No:8315 ‘ kayıtlıdır. Şu anda Ankara Milli Kütüphane’de bulunan eser 30 yapraktır. 21x16.3 ve 15,5x11,2 cm ebatlarındaki yazmada 121 fıkra ve açıklamaları vardır. Bu açıklamalarda fıkralara tasavvuf felsefesi ile ilgili anlamlar verilmiştir.[12]

          9-Letaif-i Nasreddin Hoca Rahmetullahhialeyh: Rabiyülevvel 1268 H. Elbistan, (Nisan 1844), M. Sabri Koz Kitaplığında bulunan eser, 39 yapraktır. 16x11,5 cm[13] ebadındadır.
10- Letaif-i Hace Nasreddin Aleyhirrahme; TTK. Kütüphanesi, No:192’da kayıtlı olan yazma 43 yapraktır. Eserde 43 fıkra vardır.[14]

          11- Mecmua-i Letaif, Ahmet Hamdi Tanyeli özel kitaplığındadır.[15]

          12- Menakıb-ı Nasreddin Efendi: Mustafa Duman Kitaplığında bulunan eser 43 yaprak ve 20x15 ve 15,5x10,5 cm ebadındadır. Yazmada 1254 H. (1838) yılında okunduğuna dair not vardır. Yazmanın içine konulan İngilizce notta istinsah tarihi olarak 1750 yılı veriliyor. Yazmada 141 “Hikayet” vardır. Son hikâye “Kuduri Hikâyesidir.” Kuduri Hikâyesi ve tekrar edilen hikâyeler çıkarılınca yazmada 137 Nasreddin Hoca hikâyesi kalmaktadır.[16]

          13- [Yazma], İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar Bölümü No:2932’ kayıtlıdır.

          Yazmada 12 Nasreddin Hoca latifesi vardır.[17]

          Sonuç olarak; Medeniyetimizin gülen ve güldüren yüzü Nasreddin Hocayla ilgili, yazmaların daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Ancak bunların bir kısmının şahısların ellerinde bulunduğunu tahmin etmekteyiz.

           Nasreddin Hoca zamanında ve ya ölümünden kısa süre sonra yazılan “ külliyat ” mahiyetindeki eserlerin, Akşehir’in Timur tarafından işgali sırasında ortadan kaldırıldığı sanılmaktadır.[18]

           Yazmalarda hocayla alakası olmayan birçok hikâye yer almaktadır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi en eski yazma Hocanın ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra kaleme alınmıştır. Bu da yazmalarda geçen fıkraların titiz bir şekilde ayaklanmasını gerektirmektedir.

           Genelde yazmaların tarihi ve müstensihi belli değildir.

            Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde “ Nasreddin Hoca Belleği ” adı altında bir bölüm açılmış olup ülkemizde ve değişik ülkelerde bulunan Nasreddin Hoca’yla ilgili yazma eserlerin dijital kopyaları toplanmaya başlanmıştır. Bunların araştırmacılar tarafından günümüz Türkçesine çevrileceğini ümit ediyoruz.

 

 



·         Konya Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü
[1] prof.dr. Saim SAKAOĞLU, Nasreddin Hoca fıkralarından seçmeler, AKÇAĞ Yayınları, Başer Mat. Ankara 2005,s.13
[2] Yrd. Doç.Dr. Burhan PAÇACIOĞLU, Letaif-i Hoca Nasreddin üzerine bir inceleme, Türklük Bilim Araştırmaları Sayı 3, s.127-128 Sivas 1996
[3] -Ebu’l-Hayr er-Rumi, Saltukname, 889 H. (1473),449 Sayfa, Edirne’de abadi kâğıda nesih hatla yazılmış, Kütüphane memuru Rakıp Önen tarafından Bor kütüphanesine bağışlanmış olan kitap şimdi Konya Bölge Yazma Eserler kütüphanesinde bulunmaktadır.
[4] -Lami Çelebi, Letaif, 232x150-152x100mm ebadında, sarı renkli ipek kâğıt üzerine rikahat ile Ahmet Remzi Dede el- Mevlevi tarafından yazılmıştır. Teklif tarihi 953 H. (1546)dır. Sırtı gri renkli cilt bezi ile kâğıt kaplı karton cilt içerisinde 12 satır,232 sayfadır. Konya bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde, Prof. Dr. Nazif UZLUK koleksiyonu içerisinde yer almaktadır.
[5] Dr. Mustafa DUMAN Tarih ve Toplum Cilt 11 s 143-144 İstanbul 1989
 
[6] Dr. Mustafa DUMAN Nasreddin Hoca Kitapları Açıklamalı Bibliyografya (1480-2004) Turkuaz yayınları
[7] Hasan Özdemir, 1 Nasreddin Hoca’yla ilgili İki Latife Mecmuası”, I.Milletler arası Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirileri, HAKAD Yayını, Ankara, 1990, s. 287-302
 
[8]Günay Kut, “ Nasreddin Hoca Hikayeleri Yazmalarının Kolları Üzerine Bir Deneme ”, IV. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, II. Cilt Halk Edebiyatı, HAGEM Yayını, Ankara, 1992, s.153-189 Yazmanın tanıtımı için bkz.: M. Sabri Koz, “ İncelenmiş Bir Nasreddin Hoca Yazması ve Buradaki Fıkraların Üç Eski Basma ile Karşılaştırılması ”, I. Milletlerarası Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirileri, HAKAD Yayını, Ankara, 1990, s.209-224
 
[9] Hasan Özdemir, 1” Nasreddin Hoca’yla ilgili İki Latife Mecmuası ” I. Milletlerarası Nasreddin Hoca Sempozyumu Bildirileri, HAKAD Yayını, Ankara, 1990, s.287-302
 
[10] M. Sabri Koz, “ Nasreddin Hoca, Bekri Mustafa ve İncili Çavuş fıkralarıyla bazı tarihsel fıkra tipleri ihtiva eden bir yazma “ Letaif Mecmuası ”, İpek Yolu Uluslar Arası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı Yayınları:1623, Ankara, 1995, s.331-345
 
 
[11] [ Veled Çelebi, Letaif-i Hoca Nasreddin, (Hazl: Mehmet Arslan- Burhan Paçacıoğlu), Sivas 1996, s.68-73 ]
 
[12] Yazmanın tıpkı basımı ve çeviri yazısı için bkz.: Fikret Türkmen, Nasreddin Hoca Latifelerinin Şerhi ( Burhaniye Tercümesi )Transkripsiyon, İnceleme, Metin, Akademi Kitabevi, İzmir,1999, 171 s. Yamanın çeviri yazısı için bkz.: Fikret Türkmen, Letaif-i Nasreddin Hoca, (Burhaniye Tercümesi) , İnceleme-Şerh, MİRFAD Yayını, Ankara, 1989, 102 s.
 
[13] Yazmanın künyesi için bkz.: M Sabri Koz, Nasreddin Hoca’dan Fıkralar, 5 baskı, Serhat Yayınevi, İstanbul, Mart 1984, s. 135 Yazmada 130 fıkra vardır.yazmanın kısa anıtımı için bkz.: Mustafa Duman, “ Yeni Tespit Edilen Bir Nasreddin Hoca Yazması: Menakıb-ı Nasreddin Efendi ”, Pertev Naili Boratav’a Armağan, ( Hzl: Metin Turan). Ankara 1998, s.192
 
[14] Yazmanın çeviri yazısı için bkz.: Şükrü Elçin, “ Nasreddin Hoca’nın Latifeleri: Letaif-i Hace Nasreddin Aleyhirrahme ”, Türk Dili, s.533 (Mayıs 1996), Ankara, s.1233-1239
 
[15] Yazmanın 4 sayfasının fotoğrafı için bkz.: İbrahim Hakkı Konyalı, Nasreddin Hoca’nın Şehri, Akşehir,İstanbul,1945, s.741-744
 
[16] Yazmanın tanıtımı ve 1837 İstanbul baskısı Letaif ile karşılaştırılması için bkz.: Mustafa Duman, “ Yeni Tespit  edilen bir Nasreddin Hoca Yazması: Menakıb-ı Nasreddin Efendi ” Pertev Naili Boratav’a Armağan, (Hazl: Metin Turan ). Ankara, 1998,s.192
 
[17] Latifelerin çeviri yazısı için bkz.: Mustafa S. Kaçalin, “ Kıyıda Kalmış Birkaç Latife ”, Toplumbilim, Nasreddin Hoca Özel Sayısı s.6, ( Haziran 1997 ), İstanbul, s.105-106
 
[18] Köprülüzade Mehmet Fuat, Nasreddin Hoca Naşiri, İlyas, s.338, Kanaat Matbaası, İstanbul 1918

27 Ekim 2012 Cumartesi

El yazması eserler hayata dönüyor

 



Türkiye’nin ikinci büyük yazma eserler kütüphanesi olan Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi, yaptığı çalışmalarla tarihi
geleceğe taşıyor. Paha biçilmez önemdeki yapıtlar, restorasyon işleminin ardından dijital ortama aktarılıyor ve okurlara sunuluyor


FERİDE KILIÇ
GARİP TANGÜNER

Yıpranmış ve yok olmaya yüz tutmuş yazılı eserler, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nin bünyesindeki restorasyon merkezinde bakıma alınarak onarılıyor ve dijital ortama aktarılıyor. 1984 yılında faaliyete geçen kütüphane, Anadolu’nun birçok yerinde uygunsuz şartlarda depolanan el yazması eserleri bir merkezde toplamak amacıyla kuruldu. Anadolu’nun 62 ayrı kütüphanesinde bulunan nadir matbu ve el yazması kitapların Konya’da toplandığını ifade eden Kütüphane Müdürü Bekir Şahin, “Yurt dışından da değişik kütüphanelerle dijital kopya değişimiyle binlerce eser kütüphaneye katıldı. Bugüne kadar binlerce yazma ve matbu eseri devir, satın alma ve bağış yoluyla kütüphaneye kazandırdık. Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait toplam 138 bin 630 eserin bulunduğu Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi, Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanların hafıza merkezi olmaya adaydır” diye konuştu. Şahin, kütüphanedeki bu kitapların bilgisayar ortamına aktarılarak yerli ve yabancı araştırmacıların kullanımına açıldığını belirterek, kütüphanedeki tarihi yazma eserlere orijinaline çok yakın el işçiliğiyle cilt yaptıklarını dile getirdi. Türkiye’de ilk kez Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde başlatılan nadir eserleri dijital kopyalama işlemi ise tüm hızıyla devam ediyor. Konya kütüphanelerinde bulunan el yazması eserlerin tamamı sayısallaştırılırken, farklı illerdeki kütüphanelerden ve özel koleksiyonlardan gelen eserlerin dijital ortama aktarılması işlemi ise halen devam ediyor.
DÜNYANIN SAYILI KÜTÜPHANELERİ ARASINA GİRDİ
Teknik açıdan ve uzman eleman bakımından daha iyi düzeye geldiklerini söyleyen Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdür Yardımcı Vekili İdris Akman, “Eserlerin sayısal ortama aktarılması, CD arşivi düzenlenmesi ve özellikle kitap restorasyon bölümünde uzmanlarca yapılan eser iyileştirme çalışmaları, bizi dünyanın sayılı el yazması ve eski harfli matbu eserler kütüphanesi durumuna getirdi” dedi. Kütüphanenin resmi ve özel kategorilerinde 100’ü aşkın koleksiyonu bünyesinde barındırdığını, bu koleksiyonlara ilave olarak dünyanın değişik kütüphane koleksiyonlarıyla özel koleksiyonlara ait dijital arşivin de araştırmacıların hizmetine sunulduğunu söyledi. Türkiye’de, araştırmacılara eserlerin dijital kopya olarak verilmesinin de ilk olarak burada başladığını hatırlatan Akman, kütüphanede Anadolu’nun diğer yazma eser kütüphanelerine ulaşma imkânının da bulunduğunu aktardı. Akman, ayrıca 2006 yılında Batman’daki sel felaketinden 30 eseri kurtardıklarını ve böylece Türkiye’de ilk kez, selden zarar görmüş eserleri kurtarmayı başardıklarını vurguladı.
“HASTALIĞI NE OLURSA OLSUN, HER KİTAP KURTARILABİLİR”
Kütüphane Müdürü Bekir Şahin, kurtarılamayacak bir eser olmadığını belirterek, hastalığı ne olursa olsun her kitabı kurtarabileceklerini söyledi. Kütüphane bünyesinde yapılan işlemlerin, Türkiye’nin başka bir yerinde yapılamadığını anlatan Şahin, “Makineyle restorasyon sadece Konya’da var. Kitap ameliyathanesinde yıpranmış, can çekişen kitaplar, hastanelerde bulunan narkoz cihazına benzer bir aletle soğuk buhar verilerek yeniden hayata döndürülüyor. Sayfaları özenle açılan kitaplar daha sonra bakımdan geçirilerek nükleer etkiye karşı korumalı kasalarda muhafaza ediliyor” diye konuştu.
NADİR ESERLER DİJİTAL ORTAMDA HAYAT BULUYOR
Türkiye’de ilk kez Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde başlatılan nadir eserleri dijital kopyalama işleminde ise sona yaklaşıldı. El yazması eserlerin tamamının sayısallaştırıldığını, Arap harfli matbu eserlerin çekimlerinin ise sürdüğünü belirten Kütüphane’nin Müdür Yardımcı Vekili İdris Akman, 5 milyon sayfayı geçen el yazması eserin dijital ortama aktarıldığını, böylece tarihi eser niteliğindeki kitaplarda yer alan bilgilerin yok olmasının engellendiğini söyledi. Matbu eserlerin de çekimi bittiğinde araştırmacılara ve bilim dünyasına daha iyi hizmet sunacaklarını belirten Akman, kütüphanenin kapsam ve etkinliğinin daha da genişleyeceğini sözlerine ekledi.
BÜYÜK ÂLİMLERİN PAHA BİÇİLMEZ ESERLERİ
Kütüphane Müdürü Bekir Şahin Şahin, kütüphanenin vatandaşların bağışladığı ve bazı kurumların devrettiği kitaplarla giderek zenginleştiğini belirterek; kütüphanenin, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait çok sayıda yazma esere sahip olduğunu söyledi. Şahin, Sadrettin Konevi, İbn-i Arabi ve Mevlana gibi zamanın büyük âlim ve mütefekkirlerine ait eserlerin bulunduğu kütüphanenin, Anadolu’nun en kapsamlı koleksiyonuna sahip önemli bir yer olduğunu ifade etti. Konya’nın Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkentlik yapmış, kültürel derinliği olan bir şehir olduğunu, bunun da Konya`da kurulan yazma eserler kütüphanesini çok önemli bir konuma taşıdığını belirten Şahin: “Konya, İstanbul’dan sonra en fazla yazma eserin bulunduğu ildir,kütüphaneye her geçen gün kazandırılan yeni eserler de Konya’nın bu alandaki üstünlüğünü artırıyor” dedi.
KİTAPLARIN HER BİRİNE AYRI UYGULAMA
Yazılı eserlerin dijital ortama aktarılış süreci, planlı ve özenli bir şekilde gerçekleştiriliyor. Öncelikle kütüphaneye; devir, satın alma ve bağış yoluyla gelen kitaplar uzman elemanlarca inceleniyor ve her birinin kimlik bilgileri çıkartılıyor. Daha sonra katalog tarama sistemine girişi yapılıyor ve depodaki yerlerine yerleştiriliyor. Kütüphane bünyesine katılan her eser, kendi özelliğine göre işlem görüyor. Yazma eserler, matbu eserlere göre daha fazla önem taşıyor. Eser, tespit ve tasnif ünitesinin bu işleminden sonra sıra restorasyon ünitesine geliyor. Uzman elemanlar, eserlerin yıpranma durumuna göre araç, gereç ve kimyasallar kullanarak gerekli müdahaleyi yapıyor. Yapılan bu müdahalede her bir kitabınkağıdında kullanılan kimyasallar, mürekkep içeriği ve cildinin özellikleri ayrı ayrı dikkate alınıyor. Eserler üzerinde oluşan yanma, mantar ve küf gibi olumsuzluklara neden olan mikroorganizmaları araştırarak gerekli önlemleri almak için kurulan mikrobiyoloji ve kimya laboratuvarı, eserlerin ömrünü uzatmada önemli bir görev üstleniyor.
ESERLER ÖZENLE KORUNUYOR
Tasnifi ve restorasyonu tamamlanmış olan eserler dijital ortama aktarıldıktan sonra özel tasarlanmış çelik kasa biçimindeki depolara yerleştiriliyor. Yangına, depreme, soyguna karşı özel korumaları olan depoların ısı ve nem değerleri sürekli kontrol altında tutuluyor. El yazmaları için 4, Arap harfli matbu eserler için de 5 adet depo bulunuyor.
RESTORASYON HİZMETİNDEN HALK DA FAYDALANIYOR
Elinde, el yazmaları veya matbu eser bulunan kimseler kütüphaneye başvurarak yıpranmış bu metinlerin restore edilmesini isteyebilir. Restorasyonu istenen eser, kurulan komisyon tarafından incelendikten sonra içerik olarak uygun görülürse gerekli çalışmalara başlanıyor. Dijital ortama aktarılan eserlerin tamamının kopyası, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde mevcut. Araştırmalarında restore edilen kitaplardan faydalanmak isteyenler, Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nden randevu almak koşuluyla kurtarılmış eserlere ulaşabiliyor.

Hz. Mevlana’nın Okuduğu Kitaplar Ve Etkilendiği Şahsiyetler

Hz. Mevlana’nın Okuduğu Kitaplar Ve Etkilendiği Şahsiyetler
Bekir ŞAHİN

Mevlâna eserlerinde, okuduğu ve faydalandığı bazı kitaplardan ve etkilendiği şahsiyetlerden bahsetmektedir. Ancak, onun okuduğu kitaplar, kendisini etkileyen şahsiyetler bunlardan ibaret değildir. Okuduğu kitapları eserlerinden tespit etmek mümkündür. Eserlerindeki bazı hususların, kendinden önce yazılmış kitaplarda da mevcut olması okuduğu kitaplar konusunda bize ışık tutmaktadır. 
Mevlâna, kendi zamanında ve kendinden önce telif edilen sayısız eseri okumuş ve onlardan yararlanmıştır.
Mevlâna'nın yaşadığı zaman ve mekânlar çok önemlidir. Bu mekânlarda yaşayan âlimler ilim ve düşünce tarihi bakımından zirve şahsiyetlerdir. Mevlâna'nın ailesinin ve yakın çevresinin ilmi seviyesinin üstünlüğü, ayrıca kendisinin üstün zekâ ve kabiliyetlerini de bunlara ekleyince neden onun düşünce dünyasının bilinen, hatta bilinenin de ötesinde bir seviyede olduğu daha iyi anlaşıla- caktır. Hz. Peygamber tarafından rüya âleminde verilen “Sultanü'l-ulema ” lakabı ile meşhur bir babanın evladı olmak Mevlâna için bir ayrıcalıktır.
O bütün ayrıcalıkları iyi değerlendirmiş, asırlardır dünyanın birçok yerinde, dil, din, ırk, meslek, meşrep farkı gözetmeden uyuyan gönülleri uyandırarak mesajlarıyla ufkumuzu açmış, gönüllerimizi aydınlatmıştır.
Mevlâna'nın ufkunun genişliği, düşüncesinin yüceliği, ifadesinin sadeliği ve insanî değerlere sahip olması yönüyle dünyanın dâhileri arasında yerini almasına vesile olmuştur. Böyle bir şahsiyetin ve onun eserlerinin elbette ki kaynakları da o denli zengin ve güçlü olmak zorundadır. O'nun okuduğu eserlerden, etkilendiği kaynaklar- dan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Kur'an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler:
Mevlâna'ya ve eserlerine ruh veren, düşünce dünyasını şekillendiren en önemli kaynak Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdir. Hz. Peygamber (SAV)'e sonsuz bir sevgiyle bağlı olan Mevlânâ'nın Mesnevîsinde, her beyitte bir âyetin veya hadisin işaretine rastlamak mümkündür. Hatta Mesnevî- ye; Kur'ân'ın hikâyelerle anlatılmasıdır, diyenlerde olmuş ve Mesnevîye bu nedenle "Magz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) ismini vermişlerdir. Gerçektende Mesnevî Kur'ân ve Hadisten sonra hakkında en çok şerh yazılan kitaptır diyebiliriz. 
Mevlâna'nın eserlerinde ve düşünce dünyasın- da en önemli referans Kur'an ve sünnettir.
Eserlerinde Kur'an Ayetlerini kullanışına bakıldığında bir çok tefsir yöntemini kullandığını görebiliriz Bu durum bize Onun ilham kaynağının Kur'an ve hadisler olduğunu açıkça göstermekte- dir. Mevlâna'nın eserlerinde hemen her yerde Kur'an kıssaları geçer. Birçok beytinde ayetlerden lafzi ve manevi iktibaslar vardır.
Peygamberlerin mücadeleleri, ahlaki güzellik- lerini kendine örnek alan Mevlâna eserlerinde bu fazilet ve meziyet yollarını öğretmeye gayret etmiştir.
Bahâeddîn Veled (ö. 628/1231) 
Maârif ve Diğer Eserleri
Mevlanâ'nın babası olan Bahâeddin Veled, Belh'in yerlilerinden idi. Ulemâ kisvesi giyen, fetvâ veren, ders halkaları ve vaaz meclisleri kuran ve aynı zamanda da sûfîdir. Tasavvuf anlayışında riyâzet ve mücahede vardır. İslân'ın zâhirini korumada son derece titiz davranmış, sünnete riayet esaslı bir ahlakî tavır sergileyerek daima verâ ve takvâyı gözetmiştir. 
Mevlâna'yı küçük yaştan itibaren olgunluk çağına kadar okutan, eğiten, terbiye eden babasının, Mevlâna'nın düşünce dünyasının oluşmasında büyük bir etkisi olmuştur.
Babası öldükten sonra Maârif'i Mevlâna,'nın sabahlara kadar okuduğunu ve elinden hiç düşürmediğini Eflaki şöyle anlatır: “Gerâ Hatun (Mevlâna'nın eşi) demiştir ki bizim evde, adam boyunda bir şamdan vardı. Mevlâna akşamdan şafak sökünceye kadar ayakta durarak o şamdanın ışığında babası Bahâeddîn Velet'in Maarif'ini mütalaa ederdi”.
Mevlâna'nın babası, Necmeddin Kübra'nın halifelerindendi. O da Ahmet Yesevi'nin son yıllarına yetişmiş ve ondan istifade etmiştir. Dolayısıyla Mevlâna'nın Necmeddin Kübra'dan ve Ahmet Yeseviden de faydalandığını ve etkilendiği- ni söylemek mümkündür.
Bahâeddîn Veled'in Maarif'i; Mevlâna'nın eserlerine ve fikirlerine büyük tesir yapmıştır. Buradaki konular Mevlanâ'nın düşünce dünyasını derinden etkilediği gibi, Mesnevî'sinde ve gazellerinde Maarifteki bazı hikaye ve ifadelere de aynen yer vermiştir.
Bu sebepledir ki; Mevlâna'yı ve Mesnevî'yi anlamanın yolunun Maarif'i okumadan geçtiğini dillendiren alimlerin sayısı az değildir. 
Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizi (ö. 638/1240) ve Eseri Maarif:
Bahâeddîn Veled, Belh'de iken Seyyid Burhaneddin O'nun müritleri arasına girmiş, Mevlâna daha çocukken onun terbiyesini üzerine almıştır.
Sultânü'l-Ulemâ'nın Hakk'a vuslatından yaklaşık bir yıl sonra Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin, Mevlâna'nın hocası ve aynı zamanda ilk şeyhidir. Horasan diyârında Seyyid-i Sırdân (kalplerdeki sırları bilen) lakabıyla tanınmıştır. Mevlâna, Muhakkık-i Tirmizî'den dokuz yıl eğitim görmüş, Kayseri'ye göçünceye kadar (638/1240) onunla birlikte olmuştur.
Seyyid Burhâneddin'in, Bahaddin Veled'in ölümünden sonra Konya'ya geldi. Bu sayede Mevlânâ, manevi yalnızlıktan kurtulmuş oldu. Seyyid Burhaneddin, Mevlana'ya bilgisini kuvvetlendirmesi için Halep ve Şam'a gitmesini tavsiye etti. Mevlâna da bu tavsiyeye uyarak Halep'e gitti. Seyyid Burhaneddin de bu arada Kayseri'ye gitti. Mevlâna Halep'te iki sene kadar o devrin en meşhur medresesi olan Halaviyye medresesinde kaldı. Ve oranın en tanınmış alimi Kemaleddin İbnü'I-Adim (ö.660/1262)'den fıkıh tahsil etti. Mevlânâ, Şam 'da bulunduğu sıralarda tahsilini daha çok derinleştirerek Konya'ya döndü. 
Şeyh, durumdan memnundu. Mevlânâ'yı çok değişmiş buldu. Bilgisi, olgunluğu, açık bir şekilde dikkati çekiyordu. O gerçekten mürşitlik, vazifesi- ni yapmış, şeyhinin oğlunu, ilmin, imânın yolunda kemale sevk etmişti. Şimdi artık onunla şahsen meşgul oluyor, onu telkinleri ile görüşleri ile daha mükemmel bir hale getirmeğe gayret sarf ediyor- du. Seyyid Mevlânâ'yı yetiştirmek için çok uğraştı. Ona babası Sultânü'l-ulema'nın Maarif adlı eserini tekrar tekrar okuttu. Daha sonra Kayseri'ye döndü. Seyyid Burhaneddin 638/1240 senesinde Kayseri'de vefat etti.
Mevlâna şeyhinin ölüm haberini alınca, Kayseri'ye hareket ettitti. Kayseri'ye gelir gelmez, Seyyid'in mezarı başına giderek orada saatlerce niyazda bulunmuştu. Sahib Şemseddin, Mevlana- ya, şeyhinin kitaplarını teslim etti. Mevlâna hocasının kitapları ile birlikte üzgün, içi yaralı olarak Konya'ya döndü. Bu kitaplar arasında Seyyid'in Makalat adlı meşhur eseri de vardı. 
Mesnevî'de ismi geçen bu zatın eseri olan ve Sülemî'nin tasavvufi tefsirinden büyük ölçüde iktibas ettiği Muhammed ve Fetih surelerinin tefsirini de kapsayan Maarif, Mevlâna'nın etkisinde kaldığı önemli eserlerdendir. 
Mesnevî ile bu eserin arasındaki bazı benzerliklerden bahseden Gölpınarlı şöyle demektedir. “Hasılı, Maarif'te geçen bahisleri, Tebrizli Şemseddin'in Makâlât'ında, Mevlâna'nın Mesnevî ve Fî hî mâ fîh'inde, Sultan Veled'in İstidânâme'sinde ve ilk Mevlevî kaynaklarında bulmaktayız ve bu suretle Mevlevilikle ilgili eserlerin birbirlerini izah ve şerh eden bir bütün olduğunu görmekteyiz.” 
Mevlâna ve oğlu Sultan Veled, Seyyid Burhaneddin'den pek çok nakilde bulunmuşlardır ve onu daima ta'zimle yad etmişlerdir:
Şems-i Tebrizi (ö. 645/1247)
Mevlâna'nın hayatında, gönül dünyasının şekillenmesinde Şems-i Tebrizî'nin ayrı bir yeri vardır. Bu konuda çok şeyler anlatılmış ve yazılmıştır. 
Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Mevlânâ'nın özel yaşantısını, onun hayat hikayesi- ni kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır. 
Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleş- miş yönlerini, iyi bilinemeyen taraflarını aydınlat- mak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıp yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir. İşte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlâna'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışık tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesi- ne ermiş, arif bir yol gösterici olduğunu öğretmek- tedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter.
Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şems'le görüşmesinden sonra Mevlâna'da yeni bir hayatın başladığını gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıkla- rını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevî arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Mevlânâ, Mesnevî'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. 
Mesnevî'de ve bilhassa Divan-ı Kebir'de Şemsi Tebrizi ismi bolca anılmıştır. Hatta “Şems” burada Mevlâna'ya mahlas olmuştur. Mevlâna birçok ilahi sırları ve manevi bilgileri ondan almıştır.Bazılarına göre Mevlâna'nın ve Mevleviliğin özünün ve esasının Şems'in eseri olan Makalat'ta bulunduğu belirtilmektedir. Mevâna uzmanları Mesnevî ve Divan-ı Kebir'deki bazı hikayelerin, bahislerin, mazmunların, temsiller ve telmihlerin aynen bu kitaptan alındığını ifade etmekte ve bazı örnekler vermektedirler ve Mesnevînin son ve yarım kalan hikayesi olan üç şehzade ile ilgili hikaye ve devamının Makalatta da var olduğunu söylemek- tedirler.
Gazneli Şair Hakim Senâi (Ö.525/1131) ve Eserleri:

Hakim Senaî Gazne'de doğmuştur. Mevlâna, bizzat kendisi, Hakim Senai'nin izinden gidenlerden biri olduğunu ve onun fikirlerini savunduğunu söylemektedir. “Attâr baş idi, Senai onun iki gözü, biz ise Senai ve Attarın izinden yürüdük” demektedir.
Hakim Senai, İmam-ı Gazali'nin de şeyhi olan Ebu Ebu Yusuf Hamedani'nin müridi idi. Senai arif, âbid ve şair bir zattı. Mevlâna onun eserlerini bilhassa Hadîkatü'l-Hakika isimli kitabını çok sever ve okurdu. İlahîname olarak da bilinen bu eseri hakikatlerden ve hikmetlerden bahseden otuz bin beyitten fazla bir divandır. Mesnevîde bu divan tarzındadır ve onun etkisinde kalmıştır. 
“ Hakîm-i Gaznevî'nin şu nasihatini dinle de eski vücudunda bir yenilik bul:
Dudunun ölümünün mânası niyazdı. Sen de niyaz ve yoksullukta kendini ölü yap!”
Ferîdüddîn Attâr 
(513/1119-627/1235) ve Eserleri:
Aslen İranlı ünlü bir şair olan Atar, Nişabur"da doğmuştur. Mevlâna, Attar'ın da talebesi sayılmaktadır. Mevlâna babası ile birlikte Belh'ten göç ederken kafile Attar'ın bulunduğu Nişabur'a uğramış, Attar, Bahâeddîn Veled'i karşılamış, ona saygı ve sevgi göstermiştir. Mevlâna'daki kabiliyeti fark etmiş, ona iltifatlarda bulunmuş ve Esrârname isimli kitabını ona hediye etmiştir. Esrarname, İlahiname, Müsibetname, Mantıku't-tayr, Feridüddin Attar'ın diğer kitaplarının isimleridir. 
Mevlâna Esrar name ile babasının Maarif'ini çok sever, devamlı okur ve elinden düşürmezdi. Mevlâna Attar'ın bu eserinden başka diğer eserlerini de okumuş, onlardan eserlerinde iktibaslarda bulunmuştur. Mesela Mesnevîdeki “helû” adlı doymak bilmeyen öküzün hikâyesi de İlâhi name'de mevcuttur. Ayrıca Mesnevî'de de Attar'a ait pek çok alıntılar bulunmaktadır:
İmam-ı Gazâlî (ö.505/1111) ve Eserleri:
Asıl adı Ebû Hâmid Muhammad ibn Muham- mad el-Gazâlî'dir. Künyesi Ebu Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslam ve Zeyneddin'dir. Gazali mahlası ile meşhurdur.
Mevlâna'nın düşünce dünyasının oluşmasında etkili olan şahsiyet ve kaynaklardan biride İmam-ı Gazali ve onun eserleridir. Mevlâna bilhassa; Kimya-yı Saadet, İhyaü Ulumi'd-din, isimli eserini okumuş ve eserlerinde ondan iktibaslarda bulun- maktadır.
Mevlâna'nın gördüğü, okuduğu ve faydalandı ğı eserler elbette ki bunlardan ibaret değildir. Üç yüz deve yükü kitap ile Belh'den göç eden bir âlimin ilme çok meraklı bir çocuğu olup da binlerce kitapla haşir neşir olmamak zaten mümkün değildir.
Sonuç olarak; Mevlâna, eserlerinin meydana gelmesinde, düşünce sisteminin şekillenmesinde Kur'an'ı Kerim ve Hadis-i şerifler başta olmak üzere aynı zamanda diğer kutsal kitaplardan da faydalanmıştır. Hakim Senâi'den, Feridüddin Atar'dan, Konevî'den İbn-i Arâbî'den Gazâlî'den ve eserlerinden etkilenmiş ve ilham almıştır. Zamanının felsefecilerini ve eserlerini; Çin, Hint, İran, Yunan başta olmak üzere yakından takip etmiş, Yunan ve Roma edebiyatına da bigane kalmamıştır. Atasözlerinden, halk hikâyelerinden azami derecede istifade etmiştir. Ayrıca dünya klasiklerinden faydalanmayı da ihmal etmemiştir. Zamanının bilim ve kültürüne tamamen vakıf olmuştur. Babası, hocaları ve çevresinden ileri derecede faydalanmış, öğrendiklerini keskin zekâsı, bitmeyen azmi ve gayretiyle sentez ederek kendine has hikaye ve temsil üslubuyla tasavvufi hakikatleri ve İslami gerçekleri daha kolay, daha yalın bir şekilde aktardığını görmekteyiz.

22 Ekim 2012 Pazartesi

KATALOGTA YER ALMAYAN VE ORTAYA YENİ ÇIKAN BURDUR ŞER'İYE SİCİLİ


                                                                              I.BURDUR SEMPOZYUMU

Mahkeme sicilleri kadıların tuttukları zabıt defterleridir. Muhteva olarak çok çeşitli belgeleri ihtiva etmektedir. Bunlar genellikle; dava zabıtları, hüccet ve i'lamlan, tereke ve taksim kayıtlan, nikah kayıtlan ile talak davları, günlük narh kayıtlan yanında, klasik dönemde merkezden gönderilen; ferman, berat, tezkere, ve mektup gibi idari konulan ilgilendiren çok sayıda belgeler yer almaktadır.[7] Bunun dışında mahalli yöneticilerin, şehir ve çevresinin yönetimi ve imarına dair emir ve uygulamalar da bu defterlere kaydedilmiştir.[8]
Kadı sicillerindeki zengin arşiv malzemelerini gören birçok bilim adamı "Hazine-i Evrak kayıtları derecesinde ehemmiyetli birer memba'' olduğuna işaret etmiştir. Hatta günümüz tarihçilerinin kutbu sayılan Prof. Dr. Halil İnalcık; ''Siciller önümde bir ufuk açtı'' [9] demektedir.
Geçekten Osmanlı Devlet yapısı ve şehrin tarihi dokularının belirlenmesin de bu siciller birinci elden kaynak durumundadır. Tanzimat'tan sonra kadıların yetkileri daraltılarak baktıkları davaların sayısı ve cinsi azalınca sınırlı sayıda belge Şe'riye Sicillerine kaydedilir hale gelmiş bunun sonucu olarak bu defterlerin daha önceki zengin muhtevası kaybolmuştur. Şer'iye Mahkemelerinin 1917'de adliye nezaretine bağlanmasından sonra ise şer'iye sicillerine kaydedilenlerin artık birkaç alanı kapsayacak şekle dönüşğü görülmektedir.[10]
Osmanlı döneminden günümüze intikal eden Türk hukukunun otantik kaynaklarından olan şer'iye sicillerinden birçoğu 1991 tarihinden itibaren Ankara da ki Milli Kütüphane'de saklanma yoluna gidilmiştir. Tabiî ki bu merkezde toplananlar, sadece bilinen ve katalogda yer alanlardır. Oysa Türkiye sınırları içinde kalan Osmanlı Kazaları merkezine ait Şe'riye sicillerinin tamamı tespit edilip muhafıza altına alınamamıştır. Bu konuda kurumlar hassas olmadıkları için bazı kazaların arşivleri içinde Şeri'ye Sicillerinin de bulunduğu görülen arşivlik malzemenin SEKA'ya gönderildiği düşünülmektedir. 1990'lı yıllarda Bolvadin Kaymakamlığına ait arşiv SEKA'ya gönderilirken o zaman Bolvadin Anadolu Lisesi'nde Müdür olan Sayın Muharrem Bayar'ın SEKA'nın önünde çadır kurup kendi imkânlarıyla tek başına belgeleri ayırdığı sırada bulduğu Bolvadin şer'iye sicilleri[11] koruma altına alınmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Bursa Şeri'ye Mahkeme Sicilleri'nin yakılmasına teşebbüs edilmiş, bir imam tarafından evine kaçırılarak sonra hava yumuşayınca müzeye verilmiştir.[12]
Bu örnekler, şer'iye sicillerinin bilinmeyen bir kısmının kazaların arşivlerinde hala bulunabileceği düşüncesine götürmekte ve ümitlendirmektedir.
Yine Konya da bu yıl içerisinde çöpte bulunan ve Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesine satılan bir mahkeme sicili de bu tezimizi kuvvetlendirmektedir.
Kaza arşivleri dışında bazı ailelerin elinde de sicillerin bulunduğu bu bildiride tanıtılacak Burdur şer'iye sicilinden de anlaşılmaktadır. Özellikle dedelerin 19. y.y. sonu 20. y.y. başlarında kadılık veya naiplik yaptığı bilinen ailelerin özel arşivlerinde bazı kazaların son dönem tutulan şer'iye sicillerinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Bunların biran önce belirlenip denetim altına alınması gerekir. Şimdiye kadar 32 adet olarak bilen Burdur şer'iye sicili 1992 yılına kadar Mevlana Müzesi Kütüphanesinde saklanmıştır.
1992 yılında Türkiye genelindeki bütün mahkeme sicillerinin bir merkezde toplanması projesi çerçevesinde Ankara'da ki Milli Kütüphaneye nakledilmiştir. [13]
Bu sicillerin 2000 yılında mikrofilmleri Ankara'da ki Milli Kütüphaneden Burdur il Halk Kütüphanesine getirilmiş, ancak mikrofilimden faydalanma zor olduğundan eski Burdur Senatörü Ekrem Kabay tarafından mikrofilmlerinin çıktıları yaptırılarak ciltli halde Burdur İl Halk Kütüphanesi bünyesinde araştırmacıların hizmetine sunulmuştur.
Şimdiye kadar 32 olarak bilinen Burdur şeriye sicilleri Bu bildiride arz edeceğim hiçbir katalogda yer almayan sicille birlikte 33' e çıkmıştır. Mezkûr sicil gözaltına alınan bir zanlıda bulunmuştur. Israrla fotokopisini edindiğim ve arşivimde sakladığım 1267 tarihli 18 x 46,5cm ebadında beyaz karton kapaklı defterin, iç tarafında bir takım hesaplamalar bulunmaktadır. Bundan sonraki sayfaya tarafımdan bir numara verilmiştir. Burada esas kayıda başlanmış ve şöyle denilmektedir.
''Medine-i Burdur da Şeyh Sinan Mahallesinde vaki merhum ve mağfurunnleh Derviş Mehmet Paşa'nın bina eylediği kütüphanenin hafız-ı kütübü olan Şeyh Ali Zade es-Seyit Hüseyin Esat Efendinin bundan akdemce vefatı vukufu ile deruna kütüphane-i mezkûrda mevcut bi'lcümle kütübü nefise muteveffa-ı muma ileyhin biradeli ve ber mucibi şart-ı vakıf-ı hafız-ı kütübü bulun es-Seyit Ali Emin Efendi yedine devir ve teslim olun kütübü mezburelerdir ki; ber vechi ati zikrolunur'.1267 Zilhicce
Kütüphanede bulunan kitapların tasnifi zamanın usüllerine göre yapılmıştır;
Kitabın Konusu
Adedi
Tesir İlmi
118
Fıkıh Usulü
243
Mevı'ze
74
Değişik konular
91
Meâni
104
Menakıb
83
Hikmetle ilgili
38
Tasavvuf
36
Tarih
10
Sukuk
7
Tıp
10
Lügat
31
İlm-i Edep ve Mantık
61
Hadis
65
Akit
43
Nahiv
196
Sarf
32
Çeşitli konulrda (Gök Hüseyin Zade vakfı)
92
Değişik konulrda ((Şeyh Ali Zade'ye ait)
84
Değişik konulardaeyh Hüseyin efendiye ait)
84
Değişik konularda (Kütüphaneye emanet olarak bırakılan fakat sahipleri tarafından geri alınmayan
13
TOPLAM
1515
Gök Hüseyin zade Ahmet Nazif Efendi tarafından vakfedilen 92 adet kitabın isimleri tek tek zikredilmiştir.

1267 (1850) Şeyh Ali zade dimekle ma'ruf Şeyh Hüseyin Esad Efendi beyh Ömer Efendi zevcesi Kamile ile oğulları Ömer Memduh, Said, Yusuf, Mehmed 84 adet kitab mumaileyh nasb edilen vasi valideleri
Kamile tarafından mahkemeye müracaat etmişler mahkeme bu kitapların Derviş Mehmet Paşa kütüphanesinde kalması yönünde karar vermiştir. Bu konuyla ilgili kararda tanıtmaya çalışğımız sicilin 23. yaprağında yer almaktadır.
Mahkeme sicilinin 24. Yaprağında; mezkûr kütüphaneye emanet olarak bırakılan fakat sahipleri tarafından geri alınmayan 13 adet kitabın vakıf mührü basılmak üzere bekletildiğine dair kayıt yer almaktadır.
Kütüphaneye vakfedilen eşyalar ve diğer menkul ve gayrimenkuller tek tek yazılmıştır.
Cinsi
Adet
Fiyat
Mangal
1
4
Pekmez tavası
1
8
Kazan-Kebir
1
22
Diğer Kazan
1
8
Diğer Kazan
1
7
Abdest İbriği
1
1
Buhurdanlık
1
Toplam
7
50
Ve yine devletli Sadr-ı esbak Derviş Mehmet Paşa merhumun evkaf-ı hamse-i bildürmek içün Vakit Çalar Saat 1 adet.
Vakfiyesinde mukayyed Sargun kariyesinde çiftçi menazili 5 bab.
Vakfiye-i mahmulun bihasında mukayyed Sargun karyesinde Şeyh Ömer Efendi vakfı - Taze ağaç 250 Ad. (Armut, alıç, erik, kavak)
Vakfiye-i ma'mulun bihasında mukayyed Tilki dere nam mahalde vakıf üzüm bahçesi bab 2. Ve yine vakfiye-i ma'mulün bihasında mukayyed Seyh Ömer Efendi vakfı orta yanda bahçe kapusu civarında bağ 1 Ad.
Yine vakfiye-i ma'mulün bihasında mukayyed Şeh Sinan mahallesinde hafız-ı kütüpler sakin olmak için ferhani ve tahtani menzil durumunda serinler ile maa 1 bab.
Paşa-1 musarun ileyhisi bu vakfiye-i mahya-ı Saadet üzerine vakfeylediği nukutu mevkute 500 nukut, Sonradan ashab-ı vakfın Kitapların bozulan ciltlerinin tamiri için vakfettikleri nukutu mevkufe Üç dibek mahallesinde Atife Hanım vakfı nukutu mevkufe 300 (Kadın olması)
Hatice Kadın Vakfı 50.....
Muraki Mehmet Efendi Vakfı 130
Gök Hüseyinzade Hacı İbrahim Efendi Vakfı 125
Kara evlili Mehmed Efendi Vakfı 100
Fatma Hanım Vakfı 250
Düzenlioğlu Vakfı 200
Harice-i vakfiye eşya beyanı elan mevcut
Büyük Şamdan                                                                 1
Halı Yastık                                                                        4
Minder                                                                                1
Yorgan                                                                                1
Pistahte                                                                               5
Pirinç bilbazeli handil                                                       5
Timur iskemle                                                                    1
Yine Elkari (el'isi )............ pirinç taş                                1
Mücellit Takımı beyan
Beyaz mermer                                                                   1
Kır kebir mermer                                                               1
Kırmızı mermer                                                                1
Endaze                                                                                2
Bıçak-ı Sağır ve Kebir                                                     3
Bilegi Taşı                                                                          1
Keski                                                                                   1
Pergel                                                                                   2
Kalem                                                                                 2 Cendere
Şeyh Sinan Mahallesi'nde bulunan kütüphane, aynı zamanda Mütevelli ve hafız-ı kütüplük görevini yürüten Esat Efendi'nin ismiyle de anılır. Mermer üzerine altın Talik yazısıyla yazılı kitabesi 1914 depreminde yerinden düşştür.[14] Burdur kesme taşından Osmanlı ve Türk kütüphane mimarisi tarzında kubbesi kurşunla örtülü olarak Derviş Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Vakfiyelerden anlaşıldığına göre buradaki kitaplar başka yerlere nakledilmiş, bina mütevelliler elinde kalmıştır. Mütevelliler zaten depremde hasar görmüş olan binanın kubbesini yıkarak ahşap çatı ve tavan yapmak suretiyle tahrip etmişlerdir. Kapı üzerinde 10 satırlık manzum ve 1232 H. (1816 M) tarihli bir kitabesi mahalli basında zikredilmiş ise de bu kitabe kaybolmuştur.[15] Bu kütüphane kitap sayısı itibariyle mevcut kütüphanelerin en zengini olup, 1881 yılında 1260, 1898 ve 1903 yılları arasında ise 4500 kitap mevcut olduğu bilinmektedir.
18. asrın sonraları ile 19. asrın başlarında Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesinde üç hafız-ı kütüp (Kütüphaneci) görevlendirilmiştir.[16]
Osmanlı kütüphaneciliğinde kütüphanelerin çalışma saatlerinde bir esas bağlanmadığı bilinmektedir. Mesela, 18.asırda kurulan bazı kütüphanelerin vakfiyelerinde kütüphanelerin açık bulundurulması gereken saatler üzerinde dikkatle durulduğu görülür. Yeterli aydınlatma sisteminin bulunmaması kütüphane kurucuları kütüphanenin çalışma saatlerini güneşin konumuna göre ayarlamaya sevk etmiştir.
Bu asırda kütüphanenin büyüklük kapasitesine göre haftada beş veya altı gün açık bulunurdu. Kütüphaneler güneşin doğuşundan bir saat sonra açılmakta, güneşin batışından bir saat önce kapanmaktadır. Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesi ise birçok kütüphaneden farklı olarak vakfiyesinde hergün açılacağı bildirilmiştir.[17] Ayrıca bu kütüphanede eğitim yapıldığına dair bilgiler mevcuttur.[18]
Tanıtmaya çalışğım 1267 tarihli Burdur Şeriye Sicili, Burdur ilimizin kültür tarihi bakımından önemli bir belgedir. Sicillerde ki bilgiler Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesiyle ilgili olmakla birlikte 18. yüzyıl kütüphaneciliğine de ışık tutmaktadır. 18. yüzyılda bulunan Osmanlı kütüphaneleri arasında yer alan Kayseri Raşit Efendi Kütüphanesi, İsparta Halil Hamit Paşa Kütüphanesi, Nevşehir Damat Ferit Paşa Kütüphanesi, Konya Yusufağa Kütüphanesi gibi önemli kütüphaneler arasında sicilimizde adı geçen Burdur Derviş Mehmet Paşa Kütüphanesi kütüphanelerin en önemlilerinden biridir. Bugün bu kütüphanenin kitaplarının 1687 tanesi Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde okuyucuyu hizmetine sunulmuştur. 625 adedi de İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde tamir için beklemektedir.
Bu kütüphaneye ait kitapların kimler tarafından ne şekilde kütüphaneye vakfedildiği, yine bu kitapların 18. yüzyıl tasniflerin nasıl yapıldığını da bu sicilde görmekteyiz.
Ülkemizde, kütüphanelerin mahalli idarelere devrinin tartışıldığı bu günlerde mahalli imkânlarla kütüphanelerin çok güzel bi şekilde hizmet verebileceğini yine bu sicilden anlamaktayız.
Yine bu sicilde 18. yüzyılda bulunan kütüphanelerin bünyesinde mücellidlerin bulunduğunu da görüyoruz. Ayrıca; kütüphane çalışanlarına gerçek değerin verildiğini, vakfedilen bugünkü anlamda lojman diyebileceğimiz konutlarda kaldıklarını, maaşlarının da vakıf gelirlerinden ödendiğine şahit oluyoruz. Yine bu sicilde kütüphaneye bağış yapanların çoğunluğunun bayanların olması da dikkat çekmektedir. Yine bu dönem de kütüphanelerin mahkeme sicilerine geçen vakfiyelerinden anladığımıza göre bugünkü, bütün devlet kurumlarında uygulanan ayniyat talimnamesinin benzeri o günlerde de uygulanmıştır.
Her mahallenin bir adı her adında birçok hikâyesi vardır. Mahalli idarelerimiz, mahalle ve semt adlarını verirken bu sicilleri bir kaynak olarak görmeleri temennimizdir.
Son olarak bu mahkeme sicillleri Türk Kütüphanecilik tarihini araştıracaklar için birinci derece kaynak durumundadır.






[7] -Yrd. Doç. Dr. İzzet SAK, 10 Numaralı Konya Şeri'iye Sicili, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yayınları Konya 2003, s.8
[8] - Rıfat Özdemir, 19. y.y.'ın ilk yarısında Ankara, Ankara 1998, s.17-18.
[9] - Emine Çaykara, Tarihçilerin Kutbu ''Halil İnalcık, Kitabı'' , Türkiye İş Bankası Yayınları İstnabul 2005, s.125
[10]             - Yusuf Küçükdağ ''Şeriye Mahkemelerinin Adliye Nezaretine Bağlandığına Dair Bozkır Şeriye Siciline Kaydedilmiş 12 Mart 1917 Tarihli Kanun''. Hukuki Araştırmalar Dergisi, Sayı: 3, s.33-35
[11]             - Yusuf Küçükdağ, '' Türk Hukukunun Otantik Kaynaklarından Kadı / Şeriye Sicilleri'' , Hukuki Araştırmalar Dergisi Sayı:2 , s.25 - 26
[12]             - Emine Çaykara, Tarihçilerin Kutbu ''Halil İnalcık, Kitabı'' , Türkiye İş Bankası Yayınları İstanbul 2005, s.125
[13] - Yrd. Doç. Dr. İzzet SAK, 10 Numaralı Konya Şeri'iye Sicili, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yayınları Konya 2003,
s. xxx
[14]             Burdur Yıllığı 1955 s.103,104
[15]             Oral M.Zeki, Burdur Kütüphaneleri ve Kitap Vakfiyeleri Vesikaları s.233, Türk Tarihi Basımevi Kurumu 1960 Ankara
[16] Erünsal İsmail, Türk Kütüphaneleri Tarihi, II Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, s.180, Ankara 1991 Burdur Araştırmaları 3 s. 51-56
[17] Age s.239
18] age s.244




2005 YLINDA DERVİŞ MEHMET PAŞA KÜTÜPHANESİNİN İÇİNDEN ÇEKTİĞİM FOTOĞRAFLAR




[

ESKİ SOKAKLARDA Eski sokaklarda Böyle üst üste değil Sırt sırta vermiş evler vardı Komşuların yüzü akrabalar gibi sıcaktı Her müşkü...