10 Aralık 2015 Perşembe

DİVAN-I KEBİR


DİVAN-I KEBİR
Bekir ŞAHİN
  Divan İslamî edebiyat’ta şairlerin yazdıkları kendi şiirlerini alfabetik sırasıyla bir araya getirdikleri kitabın adıdır. Divanlar şairlerin adıyla birlikte söylenirdi. Mesela Divan-ı Bakî, Divan-ı Fuzulî, Divan-ı Hafız diye adlandırılır ve her gazelin son beytinde muhakkak şairin adı geçerdi. Hz Mevlânâ’nın Divanına; elli bine yakın beyti ihtiva eden çok büyük ebatta bir kitap olduğu için, Divan-ı Kebîr denmekle beraber, Dîvan-ı Şems-i Tebrîzî de denmiştir.       

Hazreti Mevlâna’nın “Âşıklar Divânım” diye adlandırdığı bu mübarek kitabı bazı araştırmacılar; “Şemsî”  diye anarlar. “Büyük Divan”  anlamına gelen Divan-ı Kebîr Hz. Mevlâna’nın heyecanla, gönül coşkunluğuyla söylediği ilahî aşk şiirlerini toplayan kitabının özgün adıdır. Çoğunluğu Farsça olmak üzere, Arapça, Rumca ve Türkçe şiirlerde yer almaktadır.

Beyit sayısı altı ciltlik Mesnevî beyitlerinin toplamının iki mislidir. Hâlbuki Divân-ı Kebîr, en eski nüshaya göre 44834 beyittir. Rubaisindeki 3530 beyit bunun dışındadır. Rubaî beyitlerini de dâhil edersek, beyit sayısı elli bine yaklaşmaktadır.

Mevlâna Divân’daki birçok gazellerde mesnevî hikâyelerini özetlemiştir. Mesnevisindeki konuların birçoğu Divânda da geçmektedir. Divanla Mesnevi üslup, ifade ve konu bakımından aynıdır; yalnız bu iki eserde tarz ve vezin farkı vardır.      

Mevlânâ hem Mesnevi’sinde hem Divân’ında Horasan ilinin halk Farsçasını kullanmıştır. Nasıl yaşayışında  halktan ayrılmamışsa, sözü de özü gibi halkla birleşmiştir. Halktan ayrı söz söylememiştir.. O Halkın kullandığı örfî mecazları, atasözleri, O’nun şiirlerinde pek çoktur. Halk gelenekleri, inançları O’nun şiirini ören ana temalardandır. Böyle olmakla beraber,”amiyanelik” hiç yoktur.      

Mevlânâ gazellerinin sonlarında, kendi adı yerine hep Şems-i Tebrîzî adını kullanmıştır. Nadir olarak bazı gazellerinde, Selahaddîn-i Zerkubî adını anmış bazen de “Hâmuş” lakabını kullanmıştır.

           

Bu durumu bilmeyenler, Divan-ı Şems-i Tebrîzî  kitabında bulunan şiirleri Şems’in yazdığını zannederler. Hz. Şems’in şiiri yoktur, onun sadece Makalât ismli bir eseri vardır.     

Zaten Mevlânâ Şems ile buluşmamış olsaydı, o coşkun, heyecanlı şiirleri içeren Divan-ı Kebîr de meydana gelmezdi. Nitekim Hz. Mevlânâ “Tebrizli Şems bana İskender gibi, taç, taht, saltanat, verdi de ben mana ordusu’nun başkumandanı oldum.” demiştir.      

Şems Mevlânâ’da kendini gördü. Mevlânâ da Şems’te kendini gördü, onlar birbirine ayna oldular. Birbirleri’nin hakikatini gördüler ve birbirlerine âşık oldu. Şems Hak’tır, ne de Mevlânâ; her ikisi de birer kuldur, ancak arif bir şairin dediği gibi, “Allah adamları hâşâ Hak değillerdir ama Hak’tan da ayrı değillerdir.”Onun için Mevlânâ kendi şiirlerinde hep Şems’i yâd etmiştir. Bu yüzdendir ki kitabı’nın adına “Şems Dîvanı” denmiştir. Mevlânâ, Şems mahlasını kullanmıştır amma, aslında Şems yoktur. Hak vardır. Çünkü Şems-i Tebrizi bir bahanedir, asıl Allah sevgisi vardır.

DİVAN-I KEBİR’İN YAZMA VE BASMA  NÜSHALARINDAN BAZILARI:

1-

Eserin İsmi: Divan-ı Kebir

Yazarı:Celâlü’d-Din Muhammed Mevlânâ

Bulunduğu yer:Konya Mevlânâ Müzesi No:68 (ciltl).

Cildi: 46.5x32 cm. Miklepli cildin dış kapakları vişne çürüğü renk deridir. Dış kapaklar içi saz üslubunda bezenmiş altın yaldız gömme bir şemseyle süslüdür.İç kapaklar Açık kahverengi, sade deriyle kaplıdır.Eserin özgün cildi değildir.20. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

Yapraklar: 153 yaprak,filikransız, aharlı samani renktedir. Her sayfada dört sütun ve 33 satır vardır. Kırmızı cetvelli yazı kısmı (40x27.7 cm)nesih hatla yazılmıştır.

 Ketebe:Bu cilde ketebe  kaydı yazılmamıştır.

Tezhipler: Eserin başında , kimi yaprakların alt kısmındaki boşluklarda levha (y,3-4, 134,267, 304); eserin başında  ve kimi yaprakların satır sonlarının boşluklarında oval şemse(y.1-2,137,187); Divan’ın ilk satırlarının  yazılı olduğu karşılıklı iki sayfada levha ve çerçeve biçiminde (y.5-6), satır sonlarındaki boşluklarda madalyon (y,41,65, 287) ve satır aralarında başlık (y.30, 42, 64,126) biçiminde yaklaşık her yaprakta yukarda sözü edilen şekilde tasarlanmış tezhipler vardır. Çok köşeli yıldızlar , altıgenler, kenarı dilimli iri rozetler , hatayî çiçekleri, sarmal Rumîler dolgu bezemeleri olarak , mavi, lacivert ,yeşil,kırmızı , beyaz, altın yaldız renklerle boyanarak kullanılmıştır. Bordürler lacivert zemine birleşen altın yaldız rûmiler  ve beyaz çiçeklerle veya altın yaldız geçme bantlardan oluşur.

1/a-

Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Belhi el-Konnevî

Bulunduğu yer:Konya Mevlânâ Müzesi, No:69 (cilt ll).

 

Cildi: 47x32 cm.Miklepli cildin dış kapakları koyu kahverengi renk deridir. Dış kapaklarda hendesi tezyinatın altınla zenginleştirildiği görülmektedir.Orta kısmına aletle oniki kollu yıldızlar ve yıldızların kollarının uzantısı olan geçme dar bantlar ve altı kollu küçük yıldızlarla, enli bordür geçme bantlarla doldurulmuştur. Köşebentler yoktur.Gerek ana motifin zemini gerekse gerekse bordürdeki geçmelerin zemini altın kakmalarla bezenmiştir. Açık kahverengi renk deri iç kapaklar rûmî ve stilize yapılarak mücellitin ismi yazılmıştır; “ Amelü Ebubekir el- Mücellidî el-Mevleviyyü’l-Hamevî” ibaresi dikkar çekmektedir. Desenlerinin mükemmelliğialtın yaldız ve altın kakmalarıyla cilt dikkatleri çekmektedir.

 

Yapraklar: 173 yaprak. Kalın samani renk kağıttır. Altın yaldız ve kırmızı renk cetvelli yazı kısmı (39.2x26.9 cm) nesih hatla, dört sütun üzerine otuz üç satır.

Ketebe:Y.129b:Evâhir-i  Muharrem Cuma 770 (24 Eylül 1368)’de gazellerin buraya kadar olan kısmın istinsahı bitmiştir. Y.146a. Bu Divan’ın yazılmasına 2 şevval 768 (l haziran 1367)tarihinde başlanmış , gurre-i Rebiül’l-ahır 770(13 Kasım 1368)’de Hasan b.Osman el- Mevlevi tarafından istinsah edilmiştir. Y.146b; Bu sayfada tezhipli bir daire içinde yerleştirilmiş kenarı dilimli yedi daire vardır. Zeminleri altın yaldızla boyanmış her bir dairenin içine beyaz sülüs hatla , eserin kimin için yazıldığını belirten sözler yazılmıştır. Burada yazılanlara göre eser , büyük önder , yücelik sahibi, Arap ve Acem önderlerinin büyüğü, milletlerin vezirlerinin hası .kalem ehlinin üstadı, cömert ve nimet sahibi kişilerin önderi, kerem ve şerefliliğin meydanı, iyilik ve yardımların en yücesini elinde bulunduran, iyi ahlak ve güzel huyları kendisinde toplamış dinin ve dünyanın şerefli büyüğü  Ebû’l-meali Emir Satı  el- Mevlevi b.el-merhum Hüsamü’d  Din Hasan’ın okuyup yararlanması için gurre-i Rebiü’l-ahır 770(13 Kasım 1368)’de yazılmıştır. Bu tezhipli dairenin üst kısmındaki boşluğa divanî hatla bu eserin miras yoluyla Müstencid b. Satı el- Mevlevi el-Erzincani’nin eline geçtiği, Hüdavendiğar’ın mukaddes,münevver ,mutahhar türbesinde tam bir divan bulunmadığı için, bu kitabın aşıkların ve sadıkların türbede okumaları,istifade etmeleri, ve hayırla anmaları için vakfedildiği , ancak bir başka yere nakledilmemesi ve çelebilerin, zaviye şeyhinin bir başka yere nakletmemeleri;keza bir başkasına hediye olarak vermemeleri ve bu Divan’ın Hazretin türbesinin vakfı bilmeleri ve kınama ayetinden (Kur’an:ll/181)sakınmaları ve değiştirmemeleri  gerektiği, gurre-i Muharrem 812 (16 Mayıs 1409) tarihinde yazılmıştır. Aynı dairenin alt kısmındaki boşluğa yine aynı divanî hatla Sâtı b. el-Hasan el-Mevlevi’nin bu kitabın kağıdını Şam’dan getirdiği, kâtib  ve tezhip ücreti, olarak 6000 dirhem harcamada bulunduğu, kitabı okuyan gönül sahiplerinin ve âşıkların onu hayır dua ile anmaları yazılmıştır.Aynı sayfada, altta sayfa kenarında, son kelimeleri kesilmiş olduğu için tamamı okunamayan iki satırlık divanî hatla yazılmış yazıda, bir mesnevi nüshasının yazılması için büyük kıtada doksan beş tabaka kağıt sarf edildiği sözleri ve 22 Cemâziü’l-evvel tarihi bulunmaktadır.

Tezhipler: Bir önceki cildin tezhipleriyle aynı tasarım.

Bazı Sahifelerinde Bulunan Önemli Notlar:

a-                               “ Sat’ıl Mevlevî’nin bu Divan’ın yazıldığı kağıtları Şam’dan getirdiğini, yazana,tezhibini yapana 6.000 dirhem verilmesini,, bunun da Yüce Allah’ın izniyle gönül sahipleriyle aşıkların,  mütalaa ile şeref buldukları zaman , hayır dua ile anılmaları için  kaydedildiğini” yazmaktadır.

b-                              Divan-ı Kebir’in sayfa içinde bir Mesnevî nüshasının yazılması için büyük kıtada 95 tabaka kağıt harcandığı bildirilmektedir.

c-                               147 a-b yapraklarında Mevlânâ’nın Sultan Veld’in, Ulu Arif Çelebi’nin doğum ve vefat tarihleri aynı tarz yazı ile yazılmıştır.

   

             

2-        

Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Belhi el-Konnevî

Bulunduğu yer: Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi- BB0000007059

Özellikleri:Çaphane-i Danişğah Tahran-1336O.Boy 306 Syf,FARSÇA

 

             

3-

 Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Belhi el-Konnevî

Bulunduğu yer: Yusuf Ağa Yazma Eserlewr Kütüphanesi-Konya -YY0000000680,

Özellikleri: 1.cilt. 253 Yk.22 St.506 Sy.245x190-185x120 Talik , Sırtı meşin, siyah bez kaplı, şemseli, ıstambajlı, şirazeli cilt içindedir.        Farsça

 

4- Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Belhi el-Konnevî Bulunduğu yer: Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi-Konya – YB0000008164

 Özellikleri:1. Cilt. -- Tahran, 1336   O. Boy 306+28          Farsça

 

7 –

 Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Belhi el-Konnevî   Bulunduğu yer: Yusuf Ağa Yazma Eserler Kütüphanesi-Konya – YB00010636/3-

Özellikleri: Tahran ,Üniversite matb. H.1379,O.Boy 304 S.           Sırtı Vinleks Bez kaplı ,Şirazeli,Bedi az-firuzan şen tarafından tashih ve havasi edilmiştir: Arapça

             

8-

             

 Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Belhi el-Konnevî

Bulunduğu yer: -Süleymaniye Kütüphanesi- 000234

Özellikleri: 731 varakr,Farsça

 

9-

Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Konnevî

Bulunduğu yer: -Süleymaniye Kütüphanesi-000714-

Özellikleri: 152 varak,Farsça.

 

 

 

10-

 Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Konnevî

Bulunduğu yer: -Süleymaniye Kütüphanesi-003256

Özellikleri:  13-14 St;135x65;206x115, Farsça

11

Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Konnevî

Bulunduğu yer: 1680-Süleymaniye Kütphanesi, Atıf Efendi -2109

Özellikleri:     572 yaprak.

 

 

13-

Eserin ismi:Divan_ı Kebir.

Yazarı; Mevlânâ Celaleddin Muhammed b. Muhammed el-Konnevî

Bulunduğu yer: : Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi- BB0000007058

Özellikleri: Çaphane-i Darişğah Tahran 1337,O.Boy 302 Syf,Bez cilt, FARSÇA.

 

 

 

                                  

                                              

 

 

 

            Abdülbaki Gölpınarlı merhumun seçtiği, manzum olarak dilimize çevirdiği şiirler de 1980 senesinde Gözlem Yayınevince yayınlandı, bu kitabın adı “Bugünün Diliyle Mevlânâ”dır. Divan-ı Kebir’den yabancı dillere de tercümeler yapılmıştır. Prof.Dr. Annemaria Schimmel tarafından Almanca’ya manzum olarak elli altı gazel tercüme ve neşredilmiştir.

            Divan-ı Kebir’den, Rusça ve Japonca’ya kadar birçok dünya dillerine seçme ve tercüme yapılmıştır.Tercümeler her geçen gün artmakta , “seçmeler” tarzında yapılan yayınlar çoğalmakta ve okuyucular tarafından da ilgi görmektedir.

            Mevlânâ Divan-ı Kebir’deki şiirlerini İslami edebiyattaki nazım şekillerinden olan gazel şeklinde söylemiştir. Bilindiği gibi gazel, konu olarak lirik aşk şiirlerini ele alır,

 

 Konuları:                             

 

Divân’ın hemen hemen tamamını gazeller ve rubailer oluşturur. O klâsik mânâda ; ilâhî aşkın nitelendirildiği gazel ve rubai üstadıdır.

Çeşitli yer ve zamanlarda, özellikle sema sırasında duygularını irticalen dile getirdiği şiirler  “ Katib-i esrar” denilen özel katipler tarafından anında kaydedilerek aruz bahirlerine göre düzenlenmiştir.

 

Mevlâna’nın gazelleri aruzun 21 ayrı bahrinde söylenmiş ve 21 ayrı divan oluşturulmuştur. Gazellerin sonunda yer alan iki bine yakın rubai ise ayrı bir rubailer Divân-ı olarak telâkki edilebilir.

 

Mevlâna, gazellerinin büyük çoğunluğunu Şems olmak üzere az sayıda Selâhaddin-i Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi için söylemiş ve çoğunlukla “Şems”, bazen de “Selâhaddin”, “Hüsâmeddin” mahlaslarını kullanmıştır. Ayrıca gazellerinin bir bölümünde de “Hâmûş” (suskun) mahlasını kullanmıştır.

Allah’a duyulan aşkı, döneminin özelliklerine uyarak şiir halinde yansıtan Mevlâna, Şems  başta olmak üzere, bağ-bahçe, gül-bülbül, âşık-mâşûk, deniz-damla, mey-sâkî gibi sembollerle ilâhî aşkı hep ön plânda tutmuştur.

 

Mevlâna bu tarzdaki gazellerinde, Mesnevî’sinde olduğu gibi Allah’a kavuşmadan gönlünün huzur bulamayacağını, ilâhî aşkı yazmada aciz kalıp kaleminin kırıldığını, bu dünyanın bir balçıktan ibaret olduğunu, çok yemenin menzile ulaşmada engel teşkil ettiğini, aşkın akla olan üstünlük ve yüceliğini, nefsin kötülüğünü, miskin miskin oturan insanların bu tembellikleriyle maksada (ilâhî aşk) ulaşamayacaklarını, gecelerin uyumakla değil de aşk ve ibadetle geçirilmesi gerektiğini son derece vurgulayıcı olarak dizelere döküp hem lâfız, hem de mânâ ustalığını gösterdiği gibi, okuyanı eğitmeyi de ihmal etmez. Bu bakımdan Mesnevî’de olduğu gibi şiirlerinde de didaktik bir üslup hakimdir.

 

Bazı şiirlerinde de gazelin ruhundan farklı olarak sosyal konulara girer; rüşvet yiyen kadıları eleştirir; yalancı şeyhleri, yobaz bilginleri menfaatçi ve aşağılık olarak nitelendirir; pazar yerlerinden, düğün adetlerinden, sokakta oynayan çocuklardan, zulmete direnişten, özgürlükten bahseder. Mevlâna bu tarz şiirleriyle de adeta döneminin toplumsal olaylarını ve konumunu bizlere yansıtmıştır.

 

Mevlâna, bazen de karşılaştığı olaylarla ilgili fikirlerini şiirlerine yansıtır ve olayın içeriğine göre yine etkileyici bir üslubu tercih eder.

 

         Mevlâna rubailerinde de şiir sanatları bakımından son derece başarılı olmuş; iki bine yakın rubaisinde gazellerinde olduğu gibi ilâhi aşkı ön plana çıkarmış ve yukarıda geçen konuları işlemiştir.

 

 
Yorum Gönder

BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...