9 Mayıs 2017 Salı

KONYA’NIN YÜZLERİ PROJESİ – BEKİR ŞAHİN SORULARI



1.    Hocam merhabalar, Bekir Şahin kimdir? Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
1960 yılında Kadınhanı’nın Hacı Oflazlar köyünde dünyaya geldim. Köyü dedelerim kurmuşlar. Of’dan geldikleri için “Oflazlar” denmiş. Dedemin birisi hac dönüşünde vefat ettiği için “hacı” kelimesini de ekleyerek köyün adı Hacı Oflazlar olmuş. İlk-orta ve liseyi Kadınhanı’nda okudum. Konya’da Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 1985 yılında mezun oldum.  Ağrı, Afyon, Burdur’da öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundum.  28 Şubat 1997’de Kültür Bakanlığına intisap ederek 1997–2002 yılları arasında Burdur İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğü yaptım. 2002 yılında Konya Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü, 2010 yılından itibaren de Konya Yazma Eserler Bölge Müdürü olarak göreve devam etmekteyim.
2.    Konya’nın sizdeki anlamı nedir?
Konya ; 13.Yüzyıl'da İslam Düşünce geleneğini temsil eden Tüm düşünce ekollerinin büyük temsilcilerini kendisinde barındıran bir merkez, bir okul. İslam düşüncesinin en önemli entelektüel merkezlerinden biridir.
 Osmanlı Düşünce geleneğinin de nüvesini teşkil edecek bir mayalanma alanı.  Özellikle Sultan Alaaddin döneminde asrın en önemli bilgin ve filozoflarına ev sahipliği yapan bir şehir.
Konya: Önemli eğitim kurumları arasında bulunan Karatay medresesi, İnce Minareli Medrese ve Sırça Medrese gibi yükseköğretim kurumları bu havzada üretilen bilginin İslam coğrafyasının farklı bölgelerine dağıtan ilim merkezi.
 İslam tasavvufunun en önemli isimlerinden Mevlâna Celaleddin er- Rumi, vahdeti vücut geleneğinin kurucusu; eş- Şeyhu’l- Kebir Sadreddin Konevî ve felsefe kelam geleneğinin en önemli isimlerinden kadı Siraceddin Urmevî Konya da teşekkül eden düşünce okulunun 3 temel saç ayağını oluştururlar. Selçuklu düşüncesi Mevlana ve Konevi’nin şahsında bulduğu tasavvufî, irfanî, hikmeti Urmevi, Kudbuddin Şirazi ve Ekmeleddin Nahcivani gibi isimler şahsında bulduğu felsefi kelami hikmetle telif etmiştir.
Konya;  dönemin coğrafyasıyla horasan maverâünnehir coğrafyası açısından değil küre ölçeğinde, en önemli entelektüel merkezlerden biri olarak  hatırlanmalıdır..

3.    Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nen başlayalım. Kütüphane
ne zaman ve hangi amaçla kuruldu biraz Konya Bölge Yazmalar Kütüphanesi ne zaman, nasıl ve ne amaçla kuruldu? Sizin bir rolünüz oldu mu?
Konya Bölge Yazmalar Kütüphanesi, 28 Aralık 2010’da 6098 sayılı kanunla kuruldu. Bu konuda tek bir şahsa bağlı kalmamak lâzım… Şahıslar o kadar önemli değil. Şahıslar belki bir dereceye kadar önemli; fakat işi beraber yürüttüğünüz ekip hepsinden önemli.
Bu kütüphanenin kurulmasının başkahramanı rahmetli Lütfi İkiz’dir. Çok iyi bir kütüphaneci olan Lütfi İkiz, korunmaya muhtaç kitapları tespit ediyor ve bir komisyon oluşturarak bir değerlendirmeye tabi tutuyor ve korunması için gerekli resmi işlemleri yürütüyordu. Bu çalışmaya esas teşkil edecek önemli bir tabii olay meydana gelmiş. 1972’de Burdur’da bir sel felâketi olmuş. Rivayet olunur ki kitaplar suyun üzerinde yüzmüş ve evlere kadar dağılmış. Pek çok eser telef olmuş. Daha sonra sular çekilince ev sahipleri kitapların bir kısmını kurutup temizlemişler. Kültür varlıklarının bu şekilde yok olduğunu gören duyarlı insanlar harekete geçmiş ve 1984’te Konya’da bu eserlerin korunması ve tedavisi için şu anda bulunduğumuz kütüphaneyi kurmuşlar. Burdur’da telef olan eserleri kurtarma komisyonuna Konya’da Kütüphaneciliğin pîrî kabul edilen Hasan Yörük de katılıyor. Vardıkları zaman çok kötü manzaralarla karşılaşıyorlar. Kitaplar birbirine yapışmış. Biz Burdur Kütüphane Müdürü olarak atandığımız zaman 600 civarında kitabın kaydının olup kendisinin olmadığını tespit ettik. Sonra Süleymaniye Kütüphane’sine tamir için gönderildiğini duyduk. O günden bu güne bekleyen Burdur Yazmaları 3 yıldır tamir ediliyor. İçinde gerçekten tarihimize ışık tutacak, kültürümüze kaynaklık edecek kitaplar mevcut.
1972’de Burdur’da meydana gelen sel faciasının bir benzeri Karaman’da yaşanıyor. Karaman’ın kitapları da o günün şahitlerine göre sular üzerinde yüzmüş. Suyun üzerinde yüzen kitaplar evlerin içine kadar girmiş. Evlere giren kitaplar kurutulmuş, bir kısmı gelmiş, bir kısmını ev sahipleri geri getirmemiş. Bir kısmı da Ahmed Rasih İzzet Koyunoğlu tarafından satın alınarak kütüphaneye kazandırılmıştır. Karaman’da yaşanan sel felaketinin ardından kurtarılabilen kitaplar bu gün kütüphanemizde sergilenmektedir.
4.      Son dönemde tarihimize sahip çıkmak adına yapılan önemli hamleler var ve bu noktada yazılı eserler de çok büyük önem arz ediyor. Bu manada kütüphanedeki eserler nereden temin ediliyor?
Kurumumuz vatandaşlarımızdan, müzayedelerden hatta yurtdışı müzayedelerinden satın alıyor. Bağış yoluyla gelenler var. Müze ve küüphanelerden devir yoluyla kazandırılan eserlerimiz bulunmaktadır.
4.    Kütüphanenin eserleri hangi süreçlerden geçerek muhafaza ediliyor ve okur kitlesi yeterli mi sizce?       
   El yazması eserler insanlığın ortak kültürel mirasıdır. Aynı zamanda medeniyetimizin birinci derecede kaynaklarıdır. Bu kitapların özel ortam ve bakım istediğini, naylon poşetlerin içine konulmaması, havasız ortamlarda bırakılmaması, uzun süre rafta tutulmaması ve iklimlendirmeye azami dikkat edilmesi gerekmektedir.
Mesela; hava kirliliğinin insan sağlığına verdiği zarar kadar, kitaplara da zarar verebilmektedir. Bu nedenle insanlığın ortak kültürel değeri haline gelen el yazması eserlerin titizlikle korunması gerekir. Yazma eserler uzun süre rafta tutulmamalı. Çünkü uzun süre aynı rafta tutulan eserlerin minyatür, tezhip veya yazıları hava almadığı için bozulabiliyor. El yazması kitapların yıpranmasının önlenebilmesi için belirli aralıklarla tek tek elden geçirilerek, tozlarının alınması ve eserlerin havalandırılması gerekir.
El yazması eserleri her rafa, her odaya da konulamaz. El yazması eserlerin bulunduğu yerin ısısının kışın 18-24 derece olması gerekir. Ani ısı değişimlerinden kaçınılması ve nem oranının yüzde 50, ışık şiddetinin de 50 lux olmasına dikkat edilmelidir. Konya bu anlamda bu gibi eserlerin tam yaşayacağı yerdir. Örneğin, Kurtuluş Savaşı sırasında bir takım önemli belgelerin İstanbul'dan Konya'ya binamızın karşısındaki Anber Reis Camii'ne getirilerek saklandığını gösteren bir belgeye rastladık. Yani Konya nem, ısı ve deprem konusunda oldukça şanslı bir bölgemiz."
Kitapların değerinden insanları haberdar etmede  önemlidir. Evlerdeki bazı el yazması kitaplar, ya bodrum katlarında ya da tavan aralarında, rutubetli, tozlu, topraklı yerlerde muhafaza ediliyor. Bunlar ancak eğitimle önlenebilir.
Kitapların dostu olduğu kadar düşmanları da vardır. Hatta düşmanları kadar dostların da kitaplara zaman zaman zarar verdiğini görüyoruz. Bir insan art niyeti olmadan nasıl kitaba zarar verir? Bunlar bizim batıl inanç diyebileceğimiz geleneklerdir. Kitabın içindeki muhteva hiç önemli değildir. Bakıyor kitaba, 'Ha bu Arap harfli demek ki kutsaldır' diyor. Bizdeki kutsallık kavramı da çok yanlış yorumlanıyor. Arap harfleriyle yazılmış kitaplara el değmenin bile zor olduğu düşünülüyor. 'Madem biz okumuyoruz. Okumamak da günah. Bunları ocakta yakalım. Küllerini de ayak değmedik bir yere koyalım' gibi yanlış düşüncelere sahip insanlar var. Bunlara hala rastlıyoruz. Bizde kağıt da kutsaldır, kalem de kutsaldır. Bunlar ayak altında durmasın, bunlara ayak basılmasın düşüncesiyle, götürülüp mezara gömülmüştür. Mesela bundan 7-8 yıl önce Hoca Cihan Mezarlığı'ndan bize bir ihbar geldi. Gittiğimizde gördük ki küreği nereye saplasak, sanki kitap tarlası. Kitaplar oraya gömülmüş. Kim tarafından gömüldüğü bilinmiyor. Kitaplar çürümüş vaziyette bulundu. Bizde bununla ilgili yaşanmış birçok örnek var. Neden? Ayak basılmasın diye. Mezarlık da kutsal atfediliyor, orada çok gezilmiyor, mezara ayak basılmıyor. Yine suya kitap atma batıl bir gelenek.
Yazma eser kütüphanelerine ilgi her geçen gün artıyor. Eser kopyalarından alınan ücrette kaldırıldı bundan sonra ilginin daha da artacağını düşünüyoruz.
6.      Göreve başladığınız günden bugüne Kütüphanede ne gibi gelişmeler oldu? Kısaca dinleyebilir miyiz?
El yazması kitaplarımız, matbaanın Türkiye'de kurulmasından evvel, elle yazılan ve elle çoğaltılan kitaplardır. Bu eserler; akıllara elçi, ilimlere hüccet, medeniyetlere senettir. İlimlerin Hucceti medeniyetlerimizin senetleri olan el yazması kitaplarımız, birer sanat şaheseridir. Bunlar her sayfasında, en az (10-12) sanatkârın hünerlerini sergilediği eserlerdir. Bu eserlerimiz, tezhipli, minyatürlü, altın cetvelli vb. süslemelerle bezenmiştir. Cildleri itina ile yapılır. Her döneme ait cilt sanatının (Lâke, zerbahar, cihargûşe, soğuk ve sıcak şemse vb.) eşsiz numuneleri sergilenir. Yazma eserlerimiz büyük bir titizlikle, büyük bir itina ile hazırlanan kağıdı, mürekkebi ve satır düzeniyle, kalemiyle de mükemmellik arz ederler. En önemlisi de bu eserlerimizde hattıyla göz nuru, gönül aydınlığı katan hattatlarımızın mükemmelliği, zarâfeti hâkimdir.Yazma eserlerimiz, muhtevası bakımından da milletimizin güzel ve önemli hasletlerini dile getiren, dini, kültürel ve sosyal hayatımızın önemli belgeleridir. Bunlar yok oldukça, ait oldukları devirlere ait bilgi ve belgelerimizde yok oluyor. Bu kayıpların telâfisi de mümkün değildir. Çünkü özel çalışmalardır, dönüşü yoktur.
Ne yazık ki, düne kadar Türkiye kütüphanelerinde bulunan "Yazma Eserlerin" 'basmaların' eksiksiz bir kataloğu hala mevcut değil idi. Bu bakımdan kayıplarımızın da sağlıklı bir tespiti yapılamıyordu.
 2010 Yılında Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Kuruldu. Ve hizmetler yeni bir ivme kazandı. Katalog çalışmaları hızlandı.
Eserlerimizin tıpkıbasımları, tercümeleri yayımlanmaya başlandı. En önemlisi bütün eserler e- kitap haline getirildi.
Okuyucular eskiden  üç ile altı ay bekleyerek kitapların kopyalarını elde edebiliyordu. Uzun süren bir izin alma süreci vardı. Şimdi 15 dakika gibi bir sürede kitapların kopyasını alabiliyorlar. Yerli araştırmacılar ücret //ödeyerek   kopyaları alırlarken şimdi( 007/05/2017) Tarihinden itibaren  beş kuruş ödemeden almaya başladılar. Bu medeniyet tasavvurumuzun birinci derece kaynaklarının araştırılması bakımından çok önemli bir milattır.
Güvenlik tedbirleri geliştirildi.
Kitapların depo şartları dünya standartlarının önüne geçti diye biliriz.  Kitap sayımız, koleksiyon çeşitliliğimiz inanılmayacak derecede arttı.2003 7 yılında 32 koleksiyon varken şimdi koleksiyon sayımız 138 ‘e ulaştı. Nitelikli personel atamaları başladı. Ödenek sıkıntımız hiç kalmadı.  Yeni modern bir binamızın yapımı başladı.
Babamızdan, dedemizden hatıra diye evlerimizin çatı katlarında, bodrumlarında, sandıklar içinde kalan pek çok yazma eserlerimiz vardı. Bunlar oralarda korunamaz gün be gün de yok olmaktaydılar. Vatandaşlarımızda bilinç gelişti artı bunlar ya bağış yapılıyor yada kurumumuza satılıyor.
Konya’mızda kitap sanatları gün be gün gelişmektedir. Kütüphanemizde de bu konuda kurslar düzenlenmektedir. Kütüphanemiz   Kütüphaneler Yayımlar  Genel Müdürlüğüne Bağlı Kütüphane Müdürlüğü iken Diyarbakır  Manisa , Kayseri  ve Konya Yusufağa Yazma Eser Kütüphane Müdürlüklerinin bağlandığı Bölge Müdürlüğü haline gelmiştir.
Dününü ve bugününü kısaca anlatmaya çalıştığımız kültür mirasımızın bu koşullar altında yarını için ümit var olduğumu söyleye bilirim. Hatta dün için yazma eserler kefenini yırtmıştır diye biliyorduk. Âmâ bugün yazma eserlerimizin göz yaşları dindirilmiş ve sıhhatli bir şekilde ayağa kaldırılmıştır. Fakat daha yapılacak çok işimiz vardır.
7.      Gençleri kütüphanelerle tanıştırmak için neler yapılmalı sizce?
Gençlerimize her şeyden önce değer verilmeli. Örnek olunmalı.  Okullarımızda kütüphanelerimiz geliştiriliyor. . Teşvik, güdüleme konusunda belki eksiklerimiz var ama gençlerimiz ümit vadediyorlar. Artık gençler okumaya başladı diye biliriz.
8.      Son olarak aşağıdaki kelimeler sizin için ne anlam ifade ediyor? Birer cümle ile alabilir miyiz?
*KONYA: Anadolu’yu bize  vatan kılan, şehirlerimizi yaşanılabilir hale getiren ecdadın oluşturduğu medeniyetimizin başkenti.
*ÇOCUKLUK: Âlemin en küçük hali.
*KİTAP VE OKUMAK  Kitap: En sadık dost;  Okumak : Erdemli bir fert olmak için atılan ilk adım, erdemli toplum oluşturmak için yapılan kutsal eylem.
*İMECE: Sen ve Ben’in BİZ hali




Yorum Gönder

BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...