29 Kasım 2012 Perşembe

Yazma Eser Ciltlerinde Cilt Ustası İsimleri ve Cilt Tamir Kitabeleri



Bekir Şahin



Kültür ile sanatın ince ve zevkli konularından birisi kitap sanatlarıdır. Cildin, kitap sanatları arasında çok önemli bir yeri vardır.

Cilt kelimesi, dilimize Arapçadan geçmiş olup bir kitap veya mecmuanın yapraklarını dağılmaktan korumak için yapılan koruyucu kabın adıdır.[1]

Türk cilt sanatı, Uygurlularla başlamıştır.[2]

Cilt sanatı Türklerin İslâmiyet’e girmesinden sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmenin sebeplerinden biri, yazı ve kitabın Müslüman Türklerce mukaddes sayılmasıydı. Özellikle dinî kitaplar belden yukarı seviyedeki yerlerde korunmaktaydı. Yazı ve kitaba gösterilen bu özel ilgi onun tezyinine ve ciltlenmesine de ayrı bir önem verilmesini sağlamıştır.

Cilt ustaları isimlerini ekseriyetle gizlemişler veya isimlerini pek yazma ihtiyacı duymamışlardır. Ancak azda olsa Türkiye Selçuklu ve bu üslubu taşıyan ciltleri yapan usta isimleri, ciltlerin köşebent içlerinde, şemse merkezinde, mikleb şemsesinde, sertabda, köşebent önünde, zencirek kartuşunda ve kap içlerinde görülmektedir.

XV. yüzyılda sağlanan kuvvetli siyasi istikrar, memleketin iktisadi hayatında, dolayısıyla kültür ve sanat faaliyetlerinde de canlılık yaratmış, bunun sonucu olarak birçok sanat dalında olduğu gibi, Türk ciltçiliğinde de en güzel eserler meydana getirilmiştir. İşte bu dönemde yapılan, Osmanlı üslubunu taşıyan ciltleri yapan usta isimlerine de azda olsa rastlamak mümkündür.

Ayrıca tarihe tanıklık eden, yorulmuş, tamirine ihtiyaç duyulmuş ciltlerde de tamir kitabelerin rastlanmaktadır.

Biz bu bildirimizde ülkemizde bulunan Yazma Eser Kütüphanelerindeki yazma eser ciltlerinde rastladığımız cilt uslarının isimleri yeralan ciltleri ve yurt dışında rastladığımız tamir kitabeleri bulunan eserlerdeki tamir kitabelerini tanıtmaya çalışacağız.

    Yüzyıllar süren İslam- Türk Medeniyeti’nin ve sanatının önemli bir bölümünü teşkil eden nefis ciltleri yapanlar kimlerdir?

 Ciltler üzerinde mücellit imzaları yok denecek kadar azdır. Mücellitler aynı zamanda nakkaş, müzehhip, musavvir, minyatürcü ve ebru’cudurlar. Bunları birbirinden ayırmak zordur.

          Mücellitlerden, yaptığı ciltler üzerine ismini yazanlar çok azdır. Selçuklu son dönem ciltlerinden ömrünü bu alana adayan Prof. Dr. Ahmet Saim Arıtan az sayıda cilt imzasına rastladığını ifade etmektedir.

Hat sanatın da icazeti olmayan kişilerin yazılarına imza atmadıklarını, bazı önemli sanatçıların da mütevazılık adına imza kullanmadıkları düşünülürse Mücellitlerden, imza ve isim kullananlar, ancak Osmanlı Sarayı’nda çalışan ve önemli kişilere cilt yapanlardır. Demek doğru olacaktır.

           Mücellitlerin, ciltle birlikte diğer kitap sanatları ile uğraşmaları da, bu konuda yapılan araştırmaları zorlaştırmaktadır.

                               Gelibolulu Ali'nin Menâkıb-ı Hünerverân'ı, Nefeszâde'nin Gülzâr-ı Savâb'ı, ve Müstekîmzâde'nin Tuhfe-i hattâtîn'i gibi eserlerde mücellitlere ve sanatlarına dair verilen bilgiler pek azdır. Bütün tarihi kaynaklarda isimleri bilvesile zikredilmiş olan mücellitlerin miktarı da çok azdır; haklarındaki tavsifler de, basmakalıp sözlerden ibarettir.

Hâlbuki sadece ülkemizde 500 000 cilt civarında yazma eser vardır. Bu eserlerin hepsi bir mücellidin elinden geçmiştir.  Ancak bugün değişik vesikalardan elde dilen mücellit isimlerinin sayısı 200 ü bile bulmamaktadır. Yine Ahmet Saim Hocamızın tespitini zikredersek 140 civarındadır.

                                   Bir takım vesikalardan – aşağı yukarı – üç asırlık bir müddet içinde Enderun’da yetişmiş ve Hassa hizmetinde çalışmış olan mücellitleri; yaşadıkları dönemi. mevacihleri, dereceleri, hatta sanata intisab ve vefat tarihleri ile öğrenmekteyiz.                                      

Müzehhiplerin, tezhibin yanında kâğıt boyadıklarına, ebru ve cilt yaptıklarına şahit oluyoruz.

         Cilt sanatçılarının, bu sanatla sıkı sıkıya ilgisi bulunan tezhip, tasvir yazı vb. sanatlarda da üstad oldukları, kaynaklarda bildirildiği gibi, arasıra rastlanan bazı ciltler üzerinde mücellit, musavvir ve müzehhip imzalarının aynı sanatkâr tarafından atılmış olması ile anlaşılmaktadır.

                                    Cilt üzerinde, ciltçi, müzehhip ve nakkaş unvanı ile sanatkâr imzalarına pek rastlanmaz. Bir kısım ciltçilerin imza yerine mühür ve ya bir işaret kullandıkları ve bunlarla tanındıkları söylenilebilir.

         Bu işaret ve ya mühür (damga)lerden, cildi yapan ve hatta cilt üslubu belki çıkarılabilir. Bunun için de kolektif bir çalışmaya, en azından münferit çalışmaları derleyip toparlayabilmek gibi bir organizeye ihtiyaç vardır. [3]

          Mücellit İsimleri:
          Gerek eserlerinden, gerekse ehl-i Hıref defterlerinden XVI. yy. Kanuni devri Nakkaş ve Mücellitleri:          XVI. yy. başından XVIII. yy. sonuna kadar mücellid-başıların ve
XIX. yy. Mücellitlerinin azda olsa isimleri tespit edile bilmiştir.

         

          Ciltçilik Teşkilatı:

Türk cilt Sanatı’nın XVI. yy.da en parlak devrini yaşamış ciltte “klasik devir”teşekkül etmiştir.

Türk hükümdarlarının kitap sevgisi, Osmanlı sarayında kitap sanatlarının gelişmesini sağlayacak bir ortamın doğmasına sebep olmuştur. Saray’da hat, tezhip, cilt ve minyatür atölyeleri kurulmuş, devrin yerli-yabancı sanatkârları bu atölyede görev almışlar, Türk sanatının gelişmesinde rol oynamışlardır.

          Cilt sanatının hızla gelişmesi, cilt sanatkârlarının da bir teşkilata tabi olmalarını icap ettirmiştir.

          Mücellitleri iki grup halinde görüyoruz:

a)Saray’da ayrı bir sanat zümresi olarak çalışan mücellitler

b) Serbest olarak, Bayezid semtinde çalışan mücellit esnafı.

          “Ciltçiler, meslekte Üstat olarak sahabe’den Abdullah Yemeni’yi kabul etmiştir.”(138) denilmektedir. Ancak, yaptığımız araştırmalarda tabakat kitaplarında böyle bir isme rastlayamadık[4].

          İlk defa sultan II. Bayezid zamanında ( XVI. yy.) sarayda bir lonca kuran saray mücellitleri, diğer sanatkârlar gibi bir zümre teşkil ederek, önce “usta” ve “şakird” olarak ikiye ayrılmışlar, ustalar da kendi maharet ve kıdemlerine göre “ser-mücellide”,”ser-bölük”,”ser-oda”,”kethüda” ve “ser-kethüda” gibi rütbe ve mevkiler almışlardır. Bunları Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki “Ehl-i Hıref” defterlerinden öğreniyoruz. Buralarda sadece mücellitlerin isimleri yer almış, bazen baba ve memleket isimleri de verilmiştir. Bu defterlerde, bir arada çalışan hassa mücellitleri sayısının 50 nefere kadar yükseldiğini öğreniyoruz. Ayrıca, altın döğücü (zergub) ve mürekkepçi (mürekkebi) sanatkârları da Hassa ciltçileri teşkilatına bağlı idiler. Hassa ciltçileri, esas bölüklerinden başka,  çilingirler, Divan Kâtipleri ciltçiliği gibi saray içinde, fakat esas bölükleri dışında da görev almaktaydılar.

         Saray dışında serbest olarak çalışanlar ise, Sultan Abdülaziz zamanına kadar, toplu olarak şimdiki İstanbul Edebiyat Fakültesi’nin bulunduğu yerde toplanmışlardı. Daha sonra XVII. yy.da Evliya Çelebi’den 300 mücellidin 1oo dükkânda çalıştığı öğrenilmektedir.[5]

İMZALARIN BULUNDUĞU YERLER:

a)Köşebent içlerinde[6]

b)Şemse merkezinde[7]

c)Mıklep şemsesinde[8]

d ) Sertabta[9]

e ) Köşebent önünde[10]

f ) Zencirek Kartuşunda[11]

g ) Kap İçlerinde[12]

3-İMZALARIN UYGULANIŞ ŞEKLİ:

Bu imzalar, çoğunlukla 4-6-11 mm. çapında yuvarlak mühürler şeklinde uygulanmıştır.

Bunun dışında:

Zencirek kartuşunda baklava dilimi içinde

Kap içlerinde, tezyinat arasına ustaca yerleştirilmiş, yuvarlak veya basık altıgen şekiller içlerinde de uygulanmıştır.

Osmanlı ciltlerinde semse ve salbek formunda kullanılmıştır.


Tamir Kitabeleri:

Bu kitabelere Rodos Hafız Ahmet ağa Kütüphanesinde rastladık.

Yaklaşık 20 kadar kitabede cilt ustasının değil cilt yaptıran şahısların isimleri ve okuyuculardan dua ve Fatiha okunması istekleri vardır.

Vakıf belgelerinde ve Şeri mahkeme sicillerinde bu ciltlerin ne zaman nerede ne kadara yapıldığına dair bilgilere rastlamak mümkündür. “Muşarun ileyhisi bu vakfiye-i mahya-ı Saadet üzerine vakfeylediği nukutu mevkute 500 nukut, Sonradan ashab-ı vakfın Kitapların bozulan ciltlerinin tamiri için vakfettikleri nukutu mevkufe Üç dibek mahallesinde Atife Hanım vakfı nukutu mevkufe 300…” [13]

Karapınar Sultan Selim Camii’ne de 9 Kur’ân’ın vakfedildiği, son dönem belgelerinden anlaşılmaktadır. Bunlar 1895’de iki sandık içine konarak onarılmak ve ciltlenmek üzere Konya’ya gönderilmiş, Evkaf Sandığı’nda görevli Mücellit Hüseyin Efendi, 13 gün içinde ciltleyerek Karapınar’a iade etmiştir. Tamirler için 497 kuruşun harcandığı görülmektedir. [14]

Aynı tarihte Çorum'da bir medresenin tamiri için 5739 kuruşun harcandığı düşünülürse aslında oldukça büyük bir meblağdan söz edildiği ortaya çıkmaktadır.[15]



Sonuç olarak:

İnsan gibi maddelerinde muayyen bir ömrü vardır. Zamanın tahrip unsurlarından kurtulup günümüze ulaşmış sanat eserlerinin üzerinde incelemelerde bulunmak, eğer varsa sanatkârlarının adı etrafında araştırmalar yapıp, sanat değerini ve sanatkârını bilinir bir hale getirmek, sanat ve kültürümüz adına önemli bir hizmet olacaktır.

               Bazı sanat dallarında da olduğu gibi, sanatkârın tevazuundan olsa gerek, şimdiye kadar ancak üçü Osmanlı tarzı olmak üzere 60 kadar imzalı cilde rastlanmıştır. Ancak imzalı cilt sayısının daha fazla olduğu kanaatindeyiz.

               Bu cildler 1256-1434 periyodunda yapılmışlardır. Bu, bize Selçuklu, Beylikler(Memluk), Osmanlı zincirini de göstermektedir.

              Bu imzalar; şemse, köşebent, zencirek, Sertab, mıklep ve kap içlerinde olmak üzere cildi bütün bölümlerinde kullanılmıştır.

Aynı imzalar (mühürler) geniş bir periyodda kullanılmıştır.

Cilt Kitabelerinde genelde cildi yapan ustanın değil cildi yaptıran hayır sahiplerinin isimleri yer almaktadır. Kütüphanelerde cilt için ayrılan para miktarını Kadı Sicilleri’nde görmekteyiz.

KAYNAKCA


ARITAN, Ahmet Saim, Konya Müzelerinde Bulunan Selçuklu Ciltlerinin Özellikleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya, 1987. s.46-48

ARITAN, Ahmet Saim, Selçuklu Ciltlerinde İmzalar, I.Uluslar arası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi, 11-13 Ekim 2000,s.39-41

ARITAN, Ahmet Saim, Türk Cilt Sanatı, Türk Kitap Medeniyeti, İstanbul Büyük Şehit Belediyesi Yayını.

Binark, İsmet,Eski Kitapcılık Sanatlarımız, Ankara 1975, s.1

 KÜÇÜKDAĞ, Yusuf, Karapınar Sultan Selim Külliyesi, Konya 1997, s.109.

ŞAHİN, Bekir, Katalogda Yer Almayan Ve Ortaya Yeni Çıkan Burdur Şer’i ye Sicili, I. Burdur Sempozyumu, Burdur 2007, s.51.

YOLTAR, Ayşin, Mevlâna Müzesindeki II. Selim’in Karapınar Camii’ne Vakfettiği Kur’an-ı Kerimler, Mevlâna Ocağı, Konya 2007, s.359.







[1] Binark, İsmet,Eski Kitapcılık Sanatlarımız, Ankara 1975, s.1


[2] Age, s.2


[3] ARITAN, Ahmet Saim, Konya Müzelerinde Bulunan Selçuklu Ciltlerinin Özellikleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya, 1987. s.47.



ARITAN, Ahmet Saim, Türk Cilt Sanatı, Türk Kitap Medeniyeti,İstanbul Büyük Şehit Belediyesi,s.61-99,


[5] ARITAN, Ahmet Saim, Konya Müzelerinde Bulunan Selçuklu Ciltlerinin Özellikleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya, 1987. s.46-48.


[6] (İbrahim)Süleymaniye, laleli:411,(Muhammed er-Reşit)Süleymaniye, Turhan valide:253, (Sermedi)Süleymaniye, Ayasofya:1369, (Hasan) Süleymaniye, Ayasofya:1066, (Mağribi)Süleymaniye, Ayasofya:58, (Muhammed es-Seyyid)Süleymaniye, Şehid âli paşa:371,(Emin)Süleymaniye, Ayasofya:3437, (Emin)bursa, YEK, Hüseyin çelebi:795.,(Emin)bursa YKM, ulu cami:435.,(Emin)Süleymaniye, Ayasofya:543), (Emin) T.S.M.K. A.2334


[7] (İbrahim) T.S.M.K. III. Ahmet:28/2 , (Yusuf el-kon evi)Süleymaniye, Fatih:228, (Esed)Süleymaniye, Ayasofya:3248,(Hasbiyallah)Süleymaniye, Turhan valide:228,(Muhammed eş-Şehid)Süleymaniye, Ayasofya:1065


[8]( Hasbiyallah ) Süleymaniye, Turhan Valide: 228,


[9] ( hasbiyallah ) Süleymaniye, Turhan Valide: 228


[10] ( hasbiyallah ) T.S.M.K. ,A.: 347/3


[11] ( abdurrahman ) T.S.K.M. ,E.H.: 247


[12] Amel-i Mücellid Sahibuhu Hasan) Süleymaniye, Ayasofya: 1018 , (Mücellid Hasan) TSMK. A. 286, (Mücellid Hasan (Hamdi) Bursa, YEBEK, Hüseyin Çelebi: 481, (Mücellid Eyyüb sahibuhu Hasan ) Bursa, YEBEK, genel: 931 23, (Mahmüd) Vakıflar Genel Md. Arşivi no:51


[13] ŞAHİN, Bekir, Katalogda Yer Almayan Ve Ortaya Yeni Çıkan Burdur Şer'iye Sicili, I. Burdur Sempozyumu, Burdur 2007, s.51.


[14] KÜÇÜKDAĞ, Yusuf, Karapınar Sultan Selim Külliyesi, Konya 1997, s.109.


[15] YOLTAR, Ayşin, Mevlâna Müzesindeki II. Selim’in Karapınar Camii’ne Vakfettiği Kur’an-ı Kerimler, Mevlâna Ocağı, Konya 2007, s.359.










Yorum Gönder

BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...