12 Nisan 2015 Pazar

SELÇUKLU DÖNEMİ KİTAP SANATLARI




 Bekir ŞAHİN

Milletimiz atalarından çok eski ve o ölçüde zengin bir kültür mirası devralmıştır. Bu mirasın büyük bir kısmını kütüphanelerimizi dolduran zengin el yazması koleksiyonları teşkil eder.

Bir çağın bir milletin bilim, sanat ve kültürünün, en güvenilir delilleri şüphesiz o döneme ait sanat eserleridir.

El yazmaları sadece, içermiş olduğu bilgilerle bilim dünyasını değil ayrıca kitap sanatları açısından da kültür ve sanat dünyamızı da ilgilendirmektedir. Yazılı malzemeye gösterilen saygı Selçuklu Kütüphaneciliğinin ve Selçuklu dönemi kitap sanatlarının özünü teşkil etmektedir.

Kitap sanatlatı diye adlandırdığımız; Hat, tezhip, ebru, minyatür ve ciltçilik, iki kapak arasına sıkışmış ama ünleri kendilerinide aşmış güzîde sanatlarımızdır. " Kitap San'atları" deyimi, XX. asrın son çeyreğinde duyulmaya başlandı. Uğur Deman  bey; buna "kitâbî san'atlar"da denilebileceğini ifade etmektedir. Bir kitabın oluşmasında, öncelikle hat en büyük rolü oynadı. Çünkü hat olmasa kitap da olmazdı. Sonra onun yazıldığı sahifelerin birleştirilip, bir kap içine alınmasıyla mücellitlik doğdu. Yazılanların daha cazip hâle getirilmesi ise tezhip sayesinde oldu.

Sayılan bu üç aslî unsur dışında devir ilerledikçe, tarîhî ve edebî konuların ele alındığı kitaplar için resimlenme ihtiyacı duyuldu. Bunlara önceleri şebih veya tasvir adı verilirken, sonradan Batı’daki gibi bizde de minyatür denilmeye başlandı.

 Bu sanata ebruda eklendi. Bu beş san'at, bir araya gelip "beşi bir yerde altın" gibi oldular; ama her biri, boylarını değiştirseler bile, geçmişteki kitâbî kimliğimizi her vakit temsil ettiler, Anadolu'da yapıldığı bilinen eneski ebruların 15.yy. da yapıldıklarını görmekteyiz. Bu sebeple ebruyu Selçuklu kitap sanatları içinde zikredemiyoruz.


Selçuklular, İslam dünyasına sadece siyasi ve idari alnında değil, kültür ve sanat alanında da birçok yenilikler getirmişlerdir.  Sahip oldukları dinamizm ve yeniden ortaya çıkarma özelliklerini mahalli malzemelerle birleştirerek güzel sanat eserleri meydana  getirmişlerdir.

         12. yüzyılın sonlarından başlayarak Anadolu Selçuklu sanatında çini, halı, maden, ahşap, alçıdan yapılmış sanat ürünleri, mimari yüzeyler, bitkisel, geometrik, hayvan figürlü tasarımlarla süslenmiştir. 

KONYA’DA 13. YÜZYILDAN BAŞLAYARAK KİTABA, KİTAP SANATLARINA İLGİ DUYULDUĞU buradaki medreselere ve Mevlana’nın türbesine vakfedilen kitaplardan ve vakfiye kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Konya Sadeddin Köpek Medresesinde 677/1278 tarihinde Hasan b. Cuban b. Abdullah el-Konnevî bir Kuran istinsah etmiş, erseri Muhlis b. Abdullah el Konevî tezhiplemiştir. Yine Hz. Mevlana’nın Mesnevisinin en eski nüshasının da tezhiplendiği görülmektedir.

Selçuklu dönemi, kitap sanatlarının temellendiği önemli bir devirdir. Bir devri en iyi anlatan belgeler o devir insanının meydana getirdiği mimari eserleriyle birlikte, kitap ve kütüphanelerdir. Papirüsten deriye, pamuk levhadan kâğıda, kadar uzanan bir yazma kültürü mevcuttur.

Selçuklu Dönemi el  Yazması Eserlerin Kitap Sanatları Açısından özellikle hat sanatı Özellikleri  ilgili yaptığımız araştırmada bu devrin kitap sanatlarıyla ilgili kaynakların çok az olduğunu gördük. Biz, bu bildirimizde Selçuklu dönemi kitaplarının özellikleri ve devrin kitap sanatlarından özellikle hat sanatıyla ilgili  bazı örnekleri sunmaya çalışacağız. Ancak Öncelikle mimaride kullanılan hatlardan başlayarak konuyu  açıklamaya gayret edeceğiz.

Hat

Anadolu  Selçukluları  Devrinden  Yazı:

XI.yy dan itibaren Anadolu’ya akın akın  gelmeye başlayan Türk  boyları, Büyük Selçuklu sultanı Alparslan’ın 1071  yılında Malazgirt ovasında Bizans İmparatoru Roman Diyojeni yenilgiye uğratması sonucu, kısa bir süre içinde Anadolu’ya  hakim olmuşlardır.

Anadolu Selçuklular’ının  XII.yy ilk yarısına kadar geçen ve  siyasi birliği tesis etme yolundaki  gayretler sebebiyle  belirli bir sanat faaliyeti olmamıştır.  Ancak sultan Mes’ud ‘un Selçuklu devletini ele alarak 40 yıllık  idaresi zamanında, Anadolu’da birliğin tamamen sağlanması ve Ondan sonra gelen  II.Kılıçarslan’ın Bizans İmparotoru Manuel Kommnos’u yenmesiyle; XII.yy. ın ikinci yarısından itibaren, Anadolu’nun her yanında zengin ve parlak bir gelişme oluşmuştur. Sağlam  temeller üzerine kurulmuş olan Türk sanatında,Uygurlar ,Karayanlılar,Gazneliler ve Büyük Selçuklular  dan gelen maddi ve manevi değerler, Anadolu Selçıkluları tarafından aynı his ve heyecan ile  geliştirilmiş ve  devam ettirmişlerdir.

Anadolu Selçukluları Dönemi her bakımdan olduğu gibi hat sanatı ve tezyinî sanatlarımız açısından da kendinden önceki dönemlere göre önemli gelişmeler göstermiştir. Onların kendi klasik döneminde meydana getirdiği gelişmeler, Selçukluların zengin muhayyilelerinin etkisi hem Beylikler hem de Osmanlı döneminde devam etmiştir.

Anadolu Selçukluları döneminde yazı sanatı bakımından İbnü’l_Bevvab’ın tesiri görülmüştür. Onun Hat sanatındaki tesiri Yâkûtül-Musta’simî’ye kadar takip edilmiştir.  Selçuklu medeniyetinin engin muhayyilesi içinde şekillenerek gerek kitap sanatları gerekse mimaride o devir İslam ülkelerinde görülmeyen zenginliğe ve ileri bir noktaya ulaşmıştır.


Selçuklu develi hattı üç yönüyle dikkat çekmektedir.

1-Müfredat bakımından: Elif harfi: yuvarlak zülfelidir. Harfi yazmaya başlarken kalemin kağıda ilk temasındaki meydana getirdiği açının daha az meyilli, düze yakın olması bu sebeple başlangıcı oldukça kalın küt olan elif harflerinin üst sağ kısmında kırılma küçük sivri çizgiler meydana getirmiştir. Anadolu Selçuklu döneminde ölçülü bir şekle bürünerek içeriye doğru bir kavisten ve koç boynuzunu andıran şekilde kıvrımdan sonra harf gövdesine bitişmiştir. Araştırmacıların küt ve yuvarlak olarak nitelendirdikleri bu şekil tamamen Anadolu Selçuklularına aittir. 

Lamelif: Kollarrı yukarı doğru açık, aşağı kısmı ise önce sola sonra yukarı doğru kıvrılır.

Anadolu Selçuklu dönemi celi harfleri içinde her harfin dönem özelliklerini yansıtan estetik bir yapısı vardır.  Bu harfler içerisinde “Kâf” harfi biraz daha öne çıkar  (Resim8) Bazen kısa bazen uzun gövdeli olarak yapılan Kâf harfinin sereni sağdan sola doğru meyilli olarak yapılan üst çizgisi dalgalı yatay ve açık bir şekilde yazılan “S” harfini andırır. Bu işaretin bazen uzun bazen kısa yazıldığı görülür.

2 -İstif Yönünden: Selçuklu celileri zemini tezyinatlı olanlar ve tamamen tezyinattan kurtulmuş son derece girift istif edilmiş yani boşluklar harflerin bir birini kucaklar şekilde yazılmıştır.

Bu dönemde mühmel harfler usulüne uyun olarak kullanılmadığı için boşluklar tezyinat veya harfleri sıkça yazmak suretiyle doldurulmuştur.

Sülüs ve nesihle birlikte muhakkak ve reyhani  yazıda kullanılmıştır, bilhassa Mushafların  yazılmasında  sık sık bu yazıya rastlanmıştır. Bu  yazılardan sülüs ve nesih, Selçuklular dönemine mahsus özellikleri ile, Selçuklu Sülüsü ve Selçuklu Nesihi  isimleriyle sembolleşmiştir. Bunlarla yazılan kitaplara, müze, kütüphane  ve koleksiyonlar da rastlamak mümkündür .Yalnız gerek sülüs  ve gerekse nesih yazıları daha sonra ki  asırlar içinde yazılan yazılardan oldukça geridir. Selçuklu sülüsünün bazen zerendüd olarak  yazılıp etrafına siyah  tahrir  çekildiği de görülür. Bu hususiyet Anadolu Selçıklular’ına mahsus bir özellik olup. XVI.yy içinde  Ahmet Karahisari’nin bazı yazılarında da görülmektedir.

Mimaride kullanılan  yazı ise, küfi ve celi sülüstür. Bu iki yazının bazen birlikte, bazende müstakil olarak, Anadolu Selçuklu Mimarisi içinde önemli  bir yer tutan portaller başta olmak üzere, mihrap, kubbe kasnağı ,türbe ve benzeri yerlerde kullanıldığı görülür. Her iki yazınında Büyük Selçuklu dönemine kıyasla, bu dönemde gelişerek, küfi yazıda, başta çini mozaik olmak üzere çok  kompozisyonlar yapılmış, celi sülüs de ise, Karatay, İnce minare Medresesi ve Sahib Ata Camii portallerinde  bulunan yazılarda  görüleceği  üzere, müfredat ve istifte önemli gelişmeler olmuştur. Bunlardan biri, celi yazının ilk defa, tezyinattan uzak,kendi başına cesurane yazılmış olmasıdır.

Konya Sırçalı Medrese (1242 ) eyvanının sağında ve solunda  bulunan hücrelere giriş kapısının  üzerindeki fruze renkli çinilerle mozaik teknigi ile yapılmıştır küfi kitabeler  de Anadolu Selçuklu  mimarisi içinde kullanılan yazı sanatı hakkında bilgi vermektedir.

Sırçalı medreseden kısa bir süre sonra Karatay Medresesi (1251) nin kubbe etegindeki küfi  kuşak yazısı, Anadolu Selçuklu mimarisi  içinde kullanılan en zengin örneklerindendir..

Anadoludaki Celi sülüs yazının en  güzel ve gelişmiş  örnekleri daha ziyade Konya daki  mimari eserler üzerine görülür. Bunlar içinde mihraplar ayrı bir yer tutar.Konya Alaaddın camii mihrabı ,Konya Sırçalı Medrese mihrabı, Eşrefoğlu  camii mihrabı, İnce Minareli Medrese,Karatay Medresesi ve Sahibatan  camii porteleri üzerinde bulunan Celi sülüs yazılar bulanan en güzel örneklerdir.

Beylikler dönemi Anadolu Selçuklu  dönemi gibi güçlü değilse de,hepsinin Selçuklu hakimiyeti altında yaşamış ve aynı kültür almış olmaları sonucu,imkanları nispetinde muhtelif sanat eseri meydana getirmişlerdir. Beylikler  döneminde, kitabi yazının, Anadolu Selçuklularından etkilendiği ve daha fazla  geliştiği görülür. Bu devirde, Yakutü’l Musta’sım’nin yetiştirdiği  talebelerden  Ergun Kamil(XIV)gibi  Türk halatlarının olması, kendisinin bütün kaideleri ile geliştirdiği  yazının, Beylikler döneminde daha hakim olmasını sağlamıştır.Yakütane yazı üslubundan istifade eden Beylik dönemi  hattatları da Selçuklu  sülüs ve neshinden ayrı olarak bu yeni tavır ile eserler vermişlerdir.

         Mimaride kullanılan yazıda da durum aynıdır. Beylikler dönemi küfi  yazı, Selçuklular’a nazaran daha az kullanılmış, bunun yerine daha ziyade  celi sülüs yazı almıştır.Hatta celi yazı bakımından  ilk  ciddi  gelişmeler  ve Selçuklu  sülüs yazısının ayrılmalar da yine  bu dönemde  görülmeye   başlamıştır(131).

Bunun da sebebi yine Yakut’un yazı  sanatında  yapmış olduğu  yenilikleri kendisini yavaş yavaş   hissettirmeye başlaması  ve talebelerin  çeşitli İslam ülkelerine  dağılmalarıdır. Sülüs yazısının tercihine bir başka sebep de, küfi ve ma’kıli yazıya göre sert ve köşeli kısımlardan arınmış daha yuvarlak hususiyetli bir yazı olması ve mimaride kullanılmaya elverişli olmasıdır.    

Türklerin yazı sanatına vermiş oldukları bu emek karşısında, çok yaygın olan “Kur’an-ı  Kerim, Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı ”şeklinde ifadesini bulan meşhur söz söylenmiş olmasında Selçuklu döneminin katkısının olduğunu düşünüyoruz.

Anadolu  Selçuklu Devletinin XIII.yy. sonlarında tarih sahnesinde silinmesinden sonra, Her ne kadar Beylikler,ekonomi yönden  Anadolu Selçuklu  dönemi gibi güçlü değilse de, hepsinin Selçuklu hakimiyeti altında yaşamış ve aynı kültür almış olmaları sonucu, imkanları nispetinde muhtelif sanat eseri meydana getirmişlerdir. Beylikler  döneminde, kitabi yazının, Anadolu Selçuklularına  göre daha fazla  geliştiği görülür.Bu devirde, Yakutü’l Musta’sımf’nin yetiştirdiği  talebelerden Ergun Kamil(XIV)gibi  Türk hatatlarının olması, kendisinin bütün kaideleri ile geliştirdiği  yazının, Beylikler döneminde daha hakim olmasını sağlamıştır.Yakütane yazı üslübunda istifade eden Beylik dönemi  hattatları da Selçuklu  sülüs ve neshinden ayrı olarak bu yeni tavır ile eserler vermişlerdir.

   Anadolu Selçuklu dönemlerinde kullanılan yazı çeşidi tarihi süreç içerisinde bir değişim göstermektedir.

          Bu örneklerde kullanılan yazı türünde zaman içinde şekillenen kronolojik değişim açıkça görülebilmektedir. Bu dönem de Aklam-ı Sitte’nin temelleri atılmıştır.

     Giderek bu dönem yapı kitabelerin de ve  başlangıçta köşeli karakterli kûfî yazı çeşidinin kullanıldığı kûfîden yuvarlak karakterli nesih yazıya geçildiği izlenebilmektedir.

     Takip eden yıllarda ve dönemlerde belge değeri olan yapı kitabelerinde ve yazma eserlerde her zaman yuvarlak karakterli nesih yazı ve bundan gelişen sülüs ve çeşitlemeleri kullanılacaktır.

     Anadolu’da yapı kitabelerinde kullanılan; basit kûfî–çiçekli kûfî ve çiçekli nesih/sülüs-basit nesih/sülüs sıralaması diğer İslam Kültür Merkezleri’nde aynı sıralama ile daha erken tarihte şekillenmiştir. Ancak el yazması eserlerde yazının sanatlı bir biçimde kullanılması taş ve ahşaba göre daha geri plandadır.

Mevlana Müzesinde bulunan 3409 numaralı  Kur’ân-ı Kerîm nüshasında hat bakımından şöyle değerlendirebiliriz; Ana metinde yer yer sülüs, tevkî‘ ve rikâ‘ yazı karakterleri (0657.jpeg’de sayfa sonundaki “Abdu’llâh” ibâresinde bitişmeyen harflerden olan Abd’deki dâl harfinin Lafzatullâh’ın elif’i ile, elif’in de lâm ile bitiştirilerek yazılması gibi) görülse de, zülfe kabul eden elif, lâm, dâl, râ, tı, kef gibi harflerin zülfesiz oluşları, bel, hel gibi sonu lâm ile biten kelimelerde lâm’ların, müfred yani bitişik olmayan lâm-elif’lerin, râ ve vâv’ların form olarak sülüs kaidelerine uymaması, bilakis tamamen nesih karakterler sergilemesi gibi sebeplerle metnin hattını biraz irice nesih, Selçuklu devri neshi olarak tanımlayıp kabul etmek daha isabetli olur.

Sûre başlarında bulunan dikdörtgen çerçeve içindeki yazılar ise tevkî‘ hattıyla yazılmıştır.

Yazının Selçuklu ya da 13. yy. olduğunu gösteren en bariz hususiyetler olarak kelime sonunda bulunan kef harflerinin baştaki ve ortadakiler gibi serenli yazılması, bitişik lâm-elif’lerde lâm’ın dik değil de geriye yani sağa yatık oluşu, cîm ve ayn türünden harflerin tek başına ya da kelime sonunda yazıldıklarında kuyruk uçlarının satıra paralel olmayıp daha açık ve aşağıyı işaret eder bir şekle sahip oluşları sayılabilir.

Bu arada yazıda bazı enteresan espriler de göze çarpmaktadır. Mesela (0032.jpeg’de) “mâ küntüm” ifâdesinde mâ ibâresinin elif’i küntüm fiili başındaki kef ile bitiştirilip sereni yukarıya eklenmiş olup (0037.jpeg’de) “kemâ kütibe” ifadesinde de aynı durum söz konusudur. “fîhâ kütübün” cümlesinde ise (0691.jpeg) birinci ibare sonundaki elif, ikinci ibare başındaki kef’e, sereni de andıran bir tarzda bitiştirilmiş, ayrıca bir seren kullanılmamıştır.

Yine “bisâtan” (0655.jpeg) kelimesi ile “ehâta” fiilinde (0658.jpeg) elif’ler, tı harflerinin elif’leri ile üstten bitiştirilmiştir.

Ketebe hattı orijinal  klasördeki Kur’ân-ı Kerîm nüshası (Fotokopideki numarası 3407) yazı karakteri, tavır ve espriler bakımından yukarıdaki nüshaya tamamen benziyor. Dolayısıyla her ikisinin aynı hattat tarafından yazıldığına kesin gözüyle bakabiliriz. Gölpınarlı’nın “Selçuk devrinin bütün karakterlerini haiz” ve “harekeli” ifadelerine katılmakla birlikte, yukarıda da söylediğimiz üzere yazının “sülüs” değil biraz irice nesih olduğu kanaatindeyim.

   Ayrıca Gölpınarlı’nın baştaki kelimeyi erbaa yani 4 okuyarak 634 tarihini vermiş. Bu kelime ihdâ yani 1 olarak okunmaya daha müsait ve dolayısıyla 631 bence daha doğru.

     Anadolu Selçukluları devri  kitabi yazılarında; elif,lam,tı, harflerinin sağa doğru zülfeli Kef harfinin eğri ve dalgalı olarak kullanıldığı Vav,Kaf,Fe, harflerinin gözlerinin genellikle açık yazıldığı cim ve ayn gibi yuvarlak harflerin daha küçük yazıldığı görülmektedir.

Dikey harfler adeta kılıç veya bıçak görünümü sergilemektedir. Şık bir şekilde dizilen dikey harflerin zülfeleri küttür. Bir varakta birkaç yazı çeşidini görmek mümkündür. Bu dönemde hat adeta hattın harmanı durumundadır. Deneler başaklardan tam ayrılmamıştır. Yani hat çeşitlerinin karakteristik özellikleri tam değildir.

Usta müellifler nokta ve hareke fazla kullanmamışlardır.

 Bu dönemde kullanılan yazı türleri sülüs, nesih, muhakkak ve reyhani'dir. Mevlana Müzesi'nde sergilenen Ebulizz Ömer Bin Ali tarafından muhakkak ve reyhani hattıyla yazılmış olan Kur'an (1206) Selçuklu döneminin seçkin örneklerinden biridir

Anadolu’ya  mağripten çok gelen ilim adamı olduğu için Mağribî hat fazlaca kullanılmıştır.

Küfi yazıyı andıran örneklere rastlamak mümkündür. Kitaplarda tam küfi yazıya çok az rastlanmaktadır.

    








Anadolu Selçuklu Dönemi Tezhip Sanatının Genel Özellikleri

Türkler, Anadolu’ya gelip yerleşmeye başladıkları dönemlerde tezhip sanatını beraberinde getirmişlerdir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nde tezhipli yazmaların yoğun bir şekilde hazırlanması 1270’li yıllardan sonra başlar ve 14. yüzyıl boyunca sürer

13. yüzyıl ve 14. yüzyıl boyunca Anadolu Selçuklular Dönemi’nde Konya merkez olmak üzere bu bölgelerdeki saraylar, medreseler, tasavvuf kurumları ve ahî teşkilatları yazmaların hazırlandığı ve sanatçıların korunduğu kurumlar olmuştur. Günümüze ulaşabilen bu yazmaların en zengin örnekleri Konya Mevlâna Müzesi, Karatay Yusufağa Yazma Eser Kütüphanesi, Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü ve Koyunoğlu Kütüphanelerinde bulunmaktadır.

Anadolu Selçukluları Dönemi’nde kitaplar kalın “Âbâdî” kâğıt kullanılmıştır. Bu dönemde zahriye kısımları bol tezhiplidir. Daha sonraları Serlevhalar ön plana çıkmıştır.

Zahriye ve serlevhalar kare, dâire veya dikdörtgen şekillerde düzenlenmiş olup, desenlerde geometrik üslûp hâkimdir.

Tezhiplerinde altın bol miktarda hem ezilerek, hem de varak hâlinde yapıştırılarak kullanılmıştır.

         Kızıl kahve, siyah, açık lâcivert, kırık beyaz, pembe dönemin karakteristik renkleri arasındadır.

Selçuklu dönemi Kitap sanatlarıyla ilgili kesin sonuçlar ortaya koyabilmek için gerek ülkemizdeki gerekse dünyadaki diğer yazma eser kütüphanelerinde bulunan tüm Selçuklu Dönemi yazmalarının incelenmesi gerekir. Ancak böyle bir çalışmayı yapabilmek için ekip, zaman ve finansal kaynağa ihtiyaç vardır.

Yazma Eser Kütüphanelerinde bulunan eserlere ait katalog bilgilerinde kitap sanatlarına ait bilgiler çok yetersiz terminoloji birliği de bulunmamaktadır.

ANADOLU SELÇUKLU CİLD SAN’ATI’NIN ÖZELLİKLERİ

(1075–1308) (467/468- 707/708)


          Bu ciltlerin en önemli özelliklerinden birisi: ön ve arka kapaklarda ayrı ayrı motifli şemselerin kullanılmasıdır. Mesela; ön kapakta rûmî’li bir tezyînat görülürken arka kapakta yuvarlak bir şemse kullanılmıştır. Gene tamamen geometrik, yıldızlı bir kapağın arkası yuvarlak vs. olabilmektedir.

Bir başka önemli özellik, bir kapak, tam zeminli olarak yapılmışken diğerinin şemse tarzında yapılmasıdır.

Tam zeminli ciltlerde istisnalar dışında köşebent yoktur.

 Kapakları çevreleyen bir zencirek veya bordür mutlaka vardır. Bu zencirek ve bordür ve 2 sıradan fazla da olabilmektedir.

Mikleb genellikle yapılmıştır. Bazen miklebsiz kapaklar da görülmektedir.

 Sertab ilk devirlerde genellikle boş bırakılırken, daha sonraları tezyîn edilmiştir.

Anadolu Selçuklu Ciltleriinde sırt daima düzdür.

Geometrik tezyînât, dönemindeki diğer cildlere göre daha girift ve sıktır. Çok çeşitli

Geometrik şekiller görülmektedir.

İç kapaklar deri ile kaplıdır ve genel olarak  olarak rûmîlerle bezenmiştir.

Anadolu Selçuklu ve bu üslûbu taşıyan cildleri yapan usta isimleri; cildlerin köşebend içlerinde, şemse merkezinde, mikleb şemsesinde, sertâbda, köşebend önünde, zencirek kartuşunda ve kapak içlerinde görülmektedir.

Deri koyu veya kızıl kahverengi veya kahverenginin değişik tonları kullanılmıştır.  Siyah renkli deri pek kullanılmamış

Osmanlı döneminde kitabı korumak amacıyla kitap mahfazası yapıldığı halde Selçuklu döneminde kitap mahfazası kullanılmamıştır.   

 Cilt motifleri modülerdir.


Selçuklu, Beylikler(Memluk), Osmanlı zincirini de göstermektedir.

              Bu imzalar; şemse, köşebent, zencirek, Sertab, mıklep ve kapak içlerinde olmak üzere cildi bütün bölümlerinde kullanılmıştır.

Aynı imzalar (mühürler) geniş bir periyodda kullanılmıştır.



Yorum Gönder

BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...