19 Eylül 2016 Pazartesi

Yasaklı Tuğralar


Yasaklı Tuğralar

 

            Yakın zamanda meydana gelen iki gelişme nedeniyle 15.06.1927 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 1057 sayılı kanun yeniden gündeme geldi. Biri İstanbul Üniversitesi’nin ünlü kapısı üzerindeki tuğranın yeniden ortaya çıkartılması ve Konya Aziziye Camii restorasyonu ile kapıları üzerinde önceden kaldırılan tuğraların yerleştirilmesi gelişmeleriydi.

            Öncelikle halen yürürlükte olan kanun nedir, maddeleri nelerdir.

Türkiye Cumhuriyeti Dahilinde Bulunan Bilumum Mebanii Resmiye ve Milliye Üzerindeki Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun:

            Madde1- İçinde devlete mütehattim bir vazife icra, yahut Hükümetin veya belediyelerin efrat ile zaruri ve kanunu olan münasebetlerini temine tahsis edilen binalarla alelümum mektep binalarında vaktiyle Osmanlı saltanatını temsil için konulmuş olan, yahut vaziyetlerine göre hala temsile delalet eden tuğra veya armalar ve bunlarla beraber olarak sultanların medihelerini ihtiva eden kitabeler hakkında ikinci madde hükmü tatbik olunur. Bu kabil tuğra ve arma ve kitabe bulunan hususi binalar, bunlar kaldırılmadıkça veya örtülmedikçe yukarıda zikrolunan faaliyetler ve münasebetlere tahsis olunamaz.

            Madde 2- Birinci maddedeki kayiterin şümulü dahilinde olan tuğra ve arma ve kitabeler devlet veya belediye malı olan binalarda bulunduğu halde kaldırılarak müzelere konulur.

            Yerlerinden kaldırılmalarıyla gerek kendilerinin, gerek bulundukları binaların, bedii veya tarihi kıymetlerine halel gelecek olanlar, eserin ve bulunduğu mahalin bedii kıymetini nakisedar etmemek üzere münasip vesait ile örtülür.

            Madde 3- Alakadar vekâletlerin müracaatı üzerine Devlet binalarından hangi eserlerin kaldırılması veya örtülmesi lazım geldiğini tayin ve örtülmesi lazım ise şekil ve suretlerini tespit ile karar vermek Maarif Vekâletine aittir.

            Madde 4- Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

            Madde 5- Bu kanun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

            Bu kanun ülkemiz içerisinde bulunan resmi ve milli binaların üzerinde bulunan tuğra ve methiyelerin kaldırılmasını öngörmektedir. Tuğra bilindiği üzere padişahların bir nevi sanat eseri kıymetine haiz, özel şekilde biçimlendirilmiş imzalarıdır. Kanunun birinci maddesinde, devletin gerekli hizmetlerini yürüttüğü binalar, (hastane, postane gibi) hükümet ve belediyelere tahsis edilen binalar (hükümet konakları) gibi “alelumum mektep binaları” denilerek bütün okulları kapsayacak binaların üzerinde bulunan bütün tuğralar ve Osmanlı Saltanatını temsil eden armalar yasaklanmaktadır. Kanun hangi binaların üzerindeki tuğraların kaldırılacağını belirten bir ifade ile kanunlaştırılmıştır.

            Bu tuğraların ve kitabelerin müzelere kaldırılması, binanın yahut kendinin tarihi kıymetine zarar verecek şekilde ise üstünün uygun şekilde örtülmesi öngörülmektedir. Hangi eserlerin kaldırılması veya örtülmesine karar veren ve ne şekilde olacağını da o dönemde kültür eserlerinden de sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı verecektir.

            Osmanlı devletinde ilk dönemler de binalar üzerinde arma ve tuğra koyma geleneği yaygın olmayıp bilhassa son dönemde yapılan eserlerde tuğra ve arma bulunmaktadır. Bu nedenle bu eserlerin çoğu halen Cumhuriyet ile resmi kurum olarak kullanılmasına devam edilen eserlerdir. Kanun, dili her ne kadar uygulanabilir veya tarihi kıymete zarar vermeyecek ve sınırlı binalar üzerinde öngörülmüş ise de kanun oldukça geniş yorumlanmış, kraldan çok kralcıların da etkisiyle her türlü binada, tarihi kıymete haiz tuğralar tarih katliamına uğradığı gibi, üzerlerindeki tuğralar kapatılmıştır. Tuğralar kapatılmakla kalmamış, kitabe şeklinde olmayanlar kazınmış, sökülmüş ve talana uğramıştır. Kanun lafzından tuğralara zarar verilmeyeceği anlaşılsa da.

            Örnekler vermek gerekirse; Sultan 2. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yılı anısına yapılan ve İzmir’in sembol yapılarından olan saat kulesi üzerinde ki Sultan Abdülhamid’e ait olan tuğralar sökülmüştür. Bu örnekte görüldüğü gibi kanun kapsamına girecek bir bina olmayan saat kulesi üzerindeki tuğra da kaldırılmıştır.

            İstanbul Üniversitesi’nin meşhur kapısının üzerindeki Sultan Abdülaziz Tuğrası’nın gün yüzüne çıkarılması ise yakın zamanda medyada uzun süre yer aldı. Üzeri mermer bir levha ile kapatılmış tuğra yeniden gün yüzüne çıkarılması ile bir tarihi ayıp uzun bir aradan sonra hala bu kanunun varlığına rağmen telafi edildi. Kapı üzerindeki tuğra zamanın da kazınmak istenmiş lakin Allah’tan tarih, hat ve sanatın kıymetini bilen kişilerin araya girmesi ile üzeri kapatılmış ve bu güne ulaşması sağlanmıştır.

            Konya’da ise yakın zamanda restorasyon sonrası açılan Aziziye Camii’nin giriş kapılarında bulunan tuğraların yeniden yerleştirilmesi ise oldukça sevindirici bir gelişmedir. Yine kanun kapsamında bir yapı olmamasına rağmen, işgüzar bazı yöneticilerin marifeti ile bu güzelim eserin üzerindeki Sultan Abdülaziz Tuğraları da kaldırılmıştı.

            İşin ilginç yanı Osmanlı devletinden kalma ve halen de kullanılmakta olan askeri binalar, karargâh, kışla vb. yerlerdeki tuğralar dururken sivil mimariye ilişkin binalardaki tuğraların kaldırılması ise manidardır. Bu kanun bazı sivil işgüzar idareciler nedeniyle sert bir şekilde uygulandığını göstermektedir. Buna en güzel örneklerden biri Birinci Ordu Komutanlığı binasının girişindeki Tuğra hiçbir zaman kaldırılmamıştır. Bu şekilde çok sayıda örnek vardır.

            Neyse ki aradan geçen yıllar bu kanunun hafızalardan silinmesine sebep olsa da yaptığı tahribat hala ortadadır. Öncelikle müzelerde de hangi eserlerden hangi kitabelerin söküldüğü tespit edilmeli, bu kitabeler bu eserler yeniden yerleştirilmelidir. Tuğrası olduğu bilinen fakat kazınan tuğraların yerine kopyalarının yapılası gerekmektedir ve her şeyden önce halen yürürlükte olan bu meş’um kanunun acilen yürürlükten kaldırılması gerekmektedir. (Kaynak: Konya Barosu dergisi)
Yorum Gönder

BAHNAME

                                                                                           Haz: Bekir ŞAHİN Aslında, Batı dünyasınd...