EMİR CELALEDDiN KARATAY

                                                                                                                                               
Ahmet Çelik[1]
Emir Celaleddin Karatay b. Abdullah, Anadolu Selçukluların tanınmış dev­let adamlarındandır.
Devatdarlık emirliği, taştdarlık emirliği, sipehsalarlık, ha­zine-i hassa emirliği, saltanat naipliği ve atabeklik gibi görevlerde 40 yıl boyunca devlet hizmetinde bulunmuştur.

DOĞUMU-AİLESİ--

Doğum tarihi bilinmemektedir.
İbn Bibi Celaleddin Karatay 'in, aslen bir Rum devşirme olduğunu söyler. Ebu’l-Ferec ibn İbri ise onu Alâeddin Keykubad’ın yetiştirmelerinden biri olarak kaydeder. Ancak bu bilgi Karatay'ın sultanla mevcut münasebetleri dolayısıyla bir yakıştırma olmalıdır. Bu iki kaynağın onun hakkında kullandığı "Rum nisbesi o dönemde Bizanslı daha genel anla­mıyla Ortodoks mezhebinde bulunan her kavme mensup Hıristiyan ve Anado­lu'da yasayan Müslüman Türk manasına gelen bir tabirdir.
Bununla beraber Karatay büyük bir ihtimalle Müslüman Türk asıllı değildir. Zira o devir vesikala­rında mühtedilerin baba adi daima "Abdullah" seklinde değiştirilmekte­dir. Karatay’a ait vakfiye ve kitabelerde adinin her yerde Karatay b. Abdullah olarak zikredilmesi onun Müslüman olmayan bir aileden geldiğine dair görüşleri desteklemektedir.
Karatay adı, Emir Celaleddin’in onun öz adıdır.
KARDEŞLERİ
Celaleddin Karatay’ın kardeşleri de o zamanın usulüne göre müslüman olduklarına işaret eden Seyfeddin, Kemaleddin gibi lakaplardan başka Karasungur ve Rumtaş gibi Türk adları da taşıyorlardı. Gerek kendisi, gerekse kardeşleri Anadolu’da hayırla yad edilen eserler bırakmışlardır.
Kemaleddin Rumtaş -- Bir Selçuklu emiri olan Kemaleddin Rumtaş, aynı zamanda hekimdi. Devlet hizmetinde Emir-i sipahsalar olarak görev yapmıştır. Karatay Medresesinden önce ve onun karşısına bir medrese yaptırmıştır. Hoca Fakıh türbesi civarında birde Mescid yaptırmıştır. Hayatı hakkında bilgiler azdır.
Emir Seyfeddin Karasungur-- Hayatı hakkında bilgiler azdır.  O da devlet hizmetinde Emir-i sipahsalar olarak görev yapmıştır.1268 yılında Baybars’ın Moğol ve Selçuklu ordularıyla yaptığı Elbistan savaşı sırasında esir düşmüş ve Baybars’la Mısır’a gitmiştir. Antalya ve Denizli’de Subaşı olarak görev yapmıştır.
Antalya’da bir sur, Denizli- saray yolunda bir han, Denizli’de bir çeşme, Denizli’de Yenihan adıyla bir han ve Denizli-Çal yolu üzerinde Akhan adıyla bir han yaptırmıştır.
Celaleddin Karatay, yaptırdığı eserlere ismini yazdırmazken, Emir Seyfeddin Karasungur bütün kitabelere adını yazdırmakta bir sakınca görmemiştir.

GÖREVLERİ—

DAVETDARLIK--TAŞTDARLIK—

Emîr-i devât (devâtdâr): Başlangıçta sultanin divit takımından sorumlu olan ve daha sonra çeşitli görevler üstlenen saray memuru.
Taştdâr: Hükümdar elini yıkarken, abdest alırken leğen tutup su döken saray görevlisine denir.
Önce emir-i devat olarak görev yapmıştır. Celaleddin Karatay, Alaaddin Keykubad'ın saltanatı süresince taştdarlık görevini muhafaza etmiştir.
Karatay'ın sonraki yıllarda görülen nüfuz ve tesirinin yerleşmesinde Keykubad tarafından ona verilen mevkün ve onun da sultanın mahremi olarak edindiği tecrübe ve bilgilerin büyük rolü vardır.
Celaleddin Karatay, Alaaddin Keykubad'ın tahta çıkışından ölümüne kadar gerek yerleşik iken ve gerekse seferde 18 yıl sultanın hizmetinden ayrılmamıştır. Çünkü Keykubad'ın saltanatını tasdik ve tebrik maksadıyla ha­life Nasır Lidinillah tarafından gönderilen elçi Şihabüddin es-Sühreverdi'yi dönüşte Konya'­dan uğurlayanların başına bizzat sultan tarafından Celaleddin Karatay ile Necmeddin Tusi tayin edilmişti.

ŞİHABÜDDİN ES-SUHREVERDİNİN KONYA’YA GELİŞİ—

Sühreverdi elçilik görevlerinden birini de Konya Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'a Halife Nasır’ın mesajını ulaştırmak üzere yapmıştır (618/1221). Sühreverdi, Halife'den aldığı mesaj ve itimatnameyi götürürken yolu üzerinde uğradığı Malatya'da Mirsadu'l - ibad müellifi “Necmeddin Daye” veya “Necm Razi” lakaplarıyla meşhur, Necmeddin Ebu Bekir b. Muhammed (o. 654/1256) ile karşılaşır. 0 sırada 45 yaslarında bir ilim adamı olan ve Horasan diyarından Moğol işgalinden kaçıp gelen Necmeddin Daye, 78 yaşında bulunan yaşlı şeyhe hürmet gösterir ve eserinin ilk redaksiyonunu ona takdim eder. Sühreverdi, onun bu eserini pek beğenir ve Konya'ya götürerek görüşme sırasında Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'a takdim ve tavsiye eder
Mevlana ve Sadreddin Konevi ile de görüştüğünü kaydedildiği Necmeddin Daye belki de Sühreverdi ile birlikte Konya'ya gelmiş, oradan  Kayseri ve Sivas bölgesine geçmiştir
Eflaki'nin verdiği bilgilere nazaran Sühreverdi, elçilik göreviyle Konya'ya geldiğinde Alaeddin Keykubat, eğlenmek üzere Gavale kalesine gitmiş, Mevlana'nın babası Sultanu'l-Ulema Bahaeddin Veled'i beraberinde götürmüştü. Sühreverdi'nin Halife'nin mesajıyla geldiği haberini alan Sultan, onun da Gavale'ye getirilmesini emretti. Sultan ile Sühreverdi, resmi görüşmelerini tamamladıktan sonra Sühreverdi ile Bahaeddin Veled, derin bir sohbete daldılar.  Bahaeddin Veled'in Belh'ten gelirken uğradığı Bağdat’ta tanıştığı Sühreverdi’ye saygı da kusur göstermemesinin asıl sebebi, eski hukuklarıydı. Nitekim Sühreverdi, Bağdat’ta ona misafirperverlikte kusur etmemişti. Ayrıca hem BahaeddinVeled, hem de Sühreverdi Hz. Ebu Bekir neslinden olduklarından kendilerini birbirlerine akraba sayıyorlardı. Sühreverdi, Sultan’ın ve Bahaeddin Veled'in birkaç gün misafiri oldu. Sultan, gördüğü bir rüyanın tabiri münasebetiyle hem Bahaeddin'e, hem de Sühreverdi'ye pek kıymetli hediye ve ihsanlarda bulundu. Sühreverdi bu seyahati sırasında henüz 14 -15 yaslarında genç bir delikanlı olan Mevlana ile de görüşmüş olmalıdır.
Şihabüddin Sühreverdi de Konya’da kaldığı sürece Celaleddin Karatay evinde konaklamıştı. Aynı zamanda Sühreverdi’ye intisap etmiştir.
Şeyhi Şihabüddin Sühreverdi 1234’de Bağdat’ta vefat edince şeyhinin türbesini yaptırmıştır. Selçuklu devlet adamları içinde Bağdat’ta böyle bir türbe ve zaviye yaptırılması Celaleddin Karatay’ın yaptığı hayırlı faaliyetlerin nerelere kadar ulaştığının bir göstergesidir.
RESMİ HİZMETTEN AYRILIŞ-- Keykubad'ın ani ölümünden sonra yerine gecen oğlu Ü. Gıyaseddin Keyhüsrev zayıf bir hükümdardı. Onun 1243'te Kösedağ’da İlhanlılara yenil­mesi üzerine Sadedin Köpek’in etkisiyle Celaleddin Karatay da bazı devlet adamlarıyla birlikte bir köşeye çe­kildi.
SADEDDİN KÖPEK-- Sadeddin Köpek iyi bir mimardı, Beyşehir de Kubadabat sarayı, Konya-Aksaray yolu üzerindeki Zazadin Hanı gibi birçok esere imza atmıştı. Zeki bilgili fakat çok ta hırslıydı. Alaadin Keykubad’ın zehirlenmesi, bir çok emir ve devlet adamının öldürülmesi gibi olaylara adı karışmıştı. Harzem beylerinin başı Kayır Han, Alaaddin Keykubat’ın ünlü komutanlarından Kemaleddin Kamyar, Alaaddin Keykubat’ın hanımı Melik Adil’in kızı Gaziye Hanımı hunharca katlettirdi. Alaaddin Keykubat’ın bu hanımdan olan çocukları Uluborlu hapishanesine  hapsetti.
Hatta bizzat sultan yaptığı Ü. Gıyaseddin Keyhüsrev’i bile yok edip sultan olma hevesine kapılmıştı. Bunu sezen sultan, Sadeddin Köpek’i Kubadabat sarayında öldürttü.
ANTALYA GÜNLERİ-- Bu arada Antalya’ya çekilen Celaleddin Karatay, münzevi bir hayat yaşamakla birlikte devletin nasıl bir maceraya sürüklendiğini takip etmiştir. Baba İlyas isyanı hakkında bir adamını Amasya’ya gönderip bilgi toplamış, elde  ettiği bilgileri Sultan Keyhüsrev’e ileterek yaklaşan tehlike konusunda ikaz etmiştir.

BABAİ AYAKLANMASI (1240)

Baba İlyas 637/1240 yılında Anadolu Selçuklu Sultani Ü. Gıyaseddin Keyhüsrev'e karşı iktidarı ele geçirmek maksadıyla hazırladığı ayaklanmanın fiili idaresini halifesi Baba İshak'a havale etti. Ayaklanmanın ilk zamanlarında basarı kazanarak Güneydoğu ve Orta Anadolu'yu ele geçiren Babailer Amasya'da ilk yenilgiye uğradılar. Amasya Kalesi'ne sığınmış olan Baba İlyas burada Mübarizüddin Armağanşah kuvvetleri tarafından kıstırılıp yakalandı ve idam edildi. Buraya gelen fakat şeyhini kurtarmaya muvaffak olamayan Baba İshak yönetimindeki diğer grup Konya üzerine yürüdü. Ancak Kırşehir yakınlarındaki Malya ovasına geldikleri sırada Babailer, paralı Frank askerlerinin de bulunduğu Selçuklu ordusu tarafından ikinci defa ağır bir yenilgiye uğratıldılar ve Baba İshak öldürüldü. Böylece isyan bastırılmış oldu.
RESMİ HİZMETE DÖNÜŞ-- Sadeddin Köpek öldürülünce vezirliğe Mühezzebuddin Ali, saltanat naipliğine Sahib Şemseddin Muhammed İsfehani, tercümanlığa Mecmeddin Muhammed, Hızaney-i hassa’ya da Celaleddin Karatay gibi tecrübeli devlet adamları tekrar iş başına getirildi.
Celaleddin Karatay Keyhüsrev'in ölümüne kadar bu görevde kaldı. Sulta­nın ölümünden sonra üç oğlunun ayrı ayrı ve birlikte saltanat sürdükleri dö­nemde ise daha etkin bir rol oynadı.
II. Gıyaseddin’in Gürcü melikesinin kızından olan en küçük oğlu Alâeddin Keykubad'ı veliaht tayin etmişti.
NAİB-İ SALTANAT--Önemli devlet adamları ve kumandanlar arasından seçilen naib-i saltanat sultanin merkezde bulunmadığı zamanlarda ona vekâleten devlet islerini yürütürdü. Kendilerine naib-i saltanat olduklarının alameti olarak bir altın kılıç verilirdi. Bu görevde bulunan bazı devlet adamları şunlardır: Celâleddin Karatay, Sücâeddin Abdurrahman, Nizâmeddin Hurşid, Fahreddin Ali, Emirü'd-din Mikâil, Mücirüddin Emir Sah, Cemaleddin, Mehmed Pervâne ve Kemaleddin Tiflisî.
 Fakat Gıyaseddin’in ölümünden sonra Vezir Şemseddin Muhammed el-İsfahani, Celaleddin Karatay, Has Oğuz, Esedüddin Rüzbe ve Fahreddin Ebu Bekir gibi devrin güçlü devlet adamları­nın ortak kararı ile tahta büyük şehzade I. İzzeddin Keykavus çıkarıldı. Karatay da naib-i saltanat tayin edildi.
İbn Bibi Vezir Sahib Şemseddin'in ke­sin hakimiyetinden önceki devrede Celaleddin Karatay'ın fikrini almadan memleket işle­rini görmediğini kaydeder.
ÜÇKARDEŞ İKTİDARI-- Güyük Han'ın cülus merasimine katılmak üzere Moğolistan’a giden II. Giyaseddin Keyhüsrev'in ortanca oğlu IV. Kılıçarslan ve taraftarlarının Sultan Keykavus ve veziri Şemseddin'in azillerine dair yârlik getirmeleri üzerine Celaleddin Karatay, IV. Kılıçarslan'ın elçisi sıfatıyla gelen Hotanlı Cemaleddin'in de katıldığı mecliste büyük kardeş dururken küçüğün sultan olmasının şeriata ve örfe uygun olmadığını, üç kardeşin birlikte tahta çıkarılması­nın ve Kılıçarslan'la birlikte gelen 2000 Moğol süvarisinin geri gönderilmesinin gerektiğini söyledi. Nihayet onun nüfuz ve gayretleriyle yal­nız kardeşler arasındaki ihtilaflar değil bunlara intisap ederek şahsi ihtiraslar peşinde koşan beyler de yatıştırıldı.
Ancak bu sırada Keykavus ile Kılıçarslan arasında anlaşmazlık çıktı. Aralarındaki silahlı mücadelede Kılıçarslan mağ­lup oldu, fakat kardeşi onu affetti.
Celaleddin Karatay, üç kardeşin birlikte saltanat sürmelerini temin ederek devletin parçalanmasını önledi.
ATABEKLİKŞehzadeleri iyi bir devlet adamı olarak yetiştirmekle görevli olan atabekler (lalalar) güvenilir ve nüfuzlu kumandanlar arasında seçilirdi. Şehzadeler atabegin gözetiminde "melik" unvanıyla her hangi bir vilayetin idaresine memur edilirlerdi. Ancak daha sonra şehzadelerin eğitiminden sorumlu Atabeklerin yanında başkentte sultanın yanında ona müşavirlik eden bir atabeg daha tayin edilmeye başlanmıştır. Bu Atabekler divan üyesi olarak müzakerelere iştirak ederlerdi. Bu konuyla ilgili bir fermanda bütün devlet erkânının önemli konularda hükümdarın atabeğiyle istişâre etmesi emredilmektedir.
Atabeklerin Anadolu Selçuklu devletine büyük hizmetleri olmuştur. Bunların başında da Şemseddin Altunaba ile Celaleddin Karatay gelir.
Celaleddin Karatay'ın, Keykavus'un cülusundan ortak hâkimiyetin başla­dığı 647 (1249) yılına kadar yürüttüğü saltanat naipliğini bırakarak atabeklik (atabeg-i Rum) mevküne geçtiği kaydedilmektedir. Ölümüne kadar kaldığı bu ma­kamda kardeşler arasında geçimsizliğe meydan vermedi, devlet adamları­nın onları menfaat ve ihtiraslarına vasıta kılmalarını önledi. Nitekim bu mev­kide bulunduğu müddetçe kardeşlerin birlikte hüküm sürmeleri kabil olabil­miş ve ölümünden sonra tekrar dirlik ve düzen bozulmuştur. Karatay'ın nüfuz ve kudreti yalnız kendi mevkünin verdiği yetkilerle sınırlı kalmamış, diğer bütün önemli işlerin hallinde ve büyük mevkilere getirilecek kişilerin seçi­minde de rol oynamıştır.
VEFATI-- Celaleddin Karatay, Moğol hükümdarı Mengü Han'ın huzuruna çıkmak üzere Moğolistan’a hareket eden Keykavus'u yolcu etmek için gittiği Kayse­ri'de vefat etti. Sivas'ta iken durumu öğrenen Keykavus memleketin başsız kaldığını görerek geri döndü. Kendi yerine ise küçük kardeşi Alaeddin Keykubad’ı bazı devlet adamlarıyla birlikte gönderdi. Karatay'ın cenazesi Kon­ya'ya getirilerek medresesinin yanındaki veya kervansarayındaki türbede defnedildi.
CELALEDDİN KARATAY’IN MUMYASI -- Karatay ailesinden ve Karatay Medresesi'nin son mütevellisi Rahmi Efendi (yazar N. Rahmi Karatay'ın babası), İbrahim H. Konyalı ile komşudur ve temas halindedirler. Türbenin bir türbedarı bulunmaktadır. Türbedar, Celaleddin Karatay'ın mumyalanmış ızgara üzerinde duran tabutun içindeki pamuklara sarılı cesedine de bakmaktadır. Bu bakım her yıl mumya üstündeki pamukların, örtünün değiştirilmesi tarzında olmaktadır. Çünkü bayramlarda, mübarek günlerde Karatay Ailesi'nin yasayanları tarafından ziyaret edilmektedir. İşte bir bayram günü son mütevelli Rahmi Efendi, babası ile birlikte ziyarete gider. Henüz küçüktür. Mumya, diri gibidir. Babası ve büyükler, uzanmış haldeki elini öperler. 0 da öpmek için ele yapışır. Yüksek olduğu için fark etmeden asılmıştır. Karatay'ın eli kopar ve küçük torununun elinde kalır. Bu hatıradan anlaşılacağı üzere Celaleddin Karatay'ın mumyası son asra kadar durmakta ve ziyaret edilmektedir. Sonra türbenin bu kısmının kapısı kapatılmıştır.
ŞAHSİYETİ--Bütün kaynaklar, Moğol müdahale ve baskılarının en yoğun olduğu bir dö­nemde devlete sahip çıkan, ülkede dirlik ve düzeni sağlamak için samimi­yetle çalışan Karatay'ın dindarlığı, hayırseverliği, ahlaki meziyetleri ve güçlü bir devlet adamı olduğu üzerinde birleşmektedir.
Siyasi entrikalara karışmazdı taraf tutarak düşmanlıkların artmasına sebep olmazdı. İhtirassız ve saygın bir kişiydi.
Hanefi mezhebine bağlıydı.
Kaynaklar, Celaleddin Karatay'ın evlenmediğini, ve özellikle dindarlığından, ilme, alimlere ve şeyhlere sevgi beslediğinden, onlara hizmetinden söz eder. Yine onun ibadetle meşgul olan, her türlü maddi zevkten sakındığını. Müslüman ve zimmi/gayri müslim herkesin onun ihsan ve iyiliklerine nail olduğunu yazar.
Sultanü’l-Ülema Bahaddin Veled, Hz. Mevlana, Mecmeddin İshak, Sadreddin Konevi ile dostlukları vardı. Menakibu’l-Arifin'de de Karatay'ın iyiliklerinden ve Mevlana’nın ona saygı duyduğundan söz edilir.
Yine o devrin Ahi şeyhleri ile de görüşür ihtiyaçlarını karşılardı.
İbn Bibi ile Aksarayi, menşur ve fermanlarda kendisine "Veliyyullah fi'l-arz/ Yeryüzünde Allah’ın Dostu", “Atabeg-i Rum”, Ebu’l-Müluk ve’Selatin/Hükümdar ve Sultanların babası” diye hitap edildiğini kaydederler.
Mübarizuddin Ertokuş'a ait 669 (1270) ta­rihli vakfiyede Karatay'dan "el-Emiru'r-Rabbani” diye bahsedilmektedir.
Medre­sesi dışında yaptırdığı eserler üzerindeki kitabelerde adını zikretmemesi te­vazuunu gösterir. Ebu'l-Ferec de Anadolu'da halk ve yüksek tabakanın ona büyük bir hürmet beslediğini yazar.
ESERLERİ-- İbn Bibi, Karatay'ın ülkenin her tarafında mescit, medrese, hankah ve kervan­saray gibi hayır eserleri yaptırdığını belirtir. Ancak vakfiye ve kitabeler­den tespit edilebilen eserleri: Türkiye-Suriye arasındaki yol üzerinde Kayseri'nin Bünyan ilçesi yakınla­rında bulunan Karatay Kervansarayı, Konya'daki Karatay Medresesi ve Antalya'daki Daru’s-ٍٍSüleha'dan ibarettir.

B- KARATAY MEDRESESİ GİRİŞ KAPISINDAKİ HADİSLER

Karatay Medresesi Celaleddin Karatay tarafından 1251’de inşa ettirilmiş­tir.
Beyaz ve gri mermerle kaplanmış olan Karatay Medresesi taç kapısının, 2 m. derinlik, 7,40 m. genişlik ve 8,50 m. Yüksekliğe sahiptir.
Taçkapı üzerinde üç çeşit yazı vardır:
En üstte boydan boya İnşa kitabesi
"Yüce Allah buyurdu: hakikattir ki Allah, iyilik (ihsan) edenlerin ecrini zayi etmez. Yeryüzünde Allah’ın gölgesi, din ve dünyanın ulusu, fetih babası Sultan-ı a'zam Keykavus b. Keyhusrev (b.) Keykubad b. Şehid Sultan Keyhusrev b. Kılıçarslan b. Mesud (b.) Kılıçaslan'ın hükümdarlık günlerinde 649 senesi aylarında Karatay  b. Abdullah bu mübarek imaretin inşasını emretti. Allah, onu imar edeni bağışlasın!"
Ortada taçkapının iki yanında (Süleyman (as)’ın duası) dua kitabeleri,
رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ
 “Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat”[2]
Altta giriş kapısını kuşatan hadis kitabeleri.
Giriş kapısının üç tarafına mermer üzerine yaprak ha­linde 37 şekil işlenmiş, bunlar da girift Selçuklu sülüsü ile Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in 28 kısa sözünü (cevamiu’l-kelim hadisi) oyma çiçekler ve sümbüllerle bezenmiş­tir.
Hadisler Kuzai’nin (v. 454/1062) Şihabü’l-Ahbar adlı eserinin ilk 22 hadisidir. Hadislerin seçiminde Mevlana Celaleddin Rumi ve Sadreddin Konevi’nin rolü vardır. Hadislerin anlamları düşünüldüğünde Celaleddin Karatay’ın fikir dünyasını ve dünya görüşünü ortaya koyduğunu görmek mümkündür

KAPININ SAĞINDA 13 YAPRAKTA 11 HADİS

1- Hz. Ömer (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Ameller niyetlere göredir.[3]
اَلاَعْمَالُ بِالِنّيَّاتِ
2- Hz. Ali (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Meclislerde konuşulanlar, emanettir.[4]
والمَجَالِسُ بِالاَمَانََاتِ
3- Ümmü Seleme, Ebu Hureyre, İbn Mes’ud (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Kendisiyle istişare edilen emin olmalıdır.[5]
اَلْمُسْتَشَارُ مُؤْتَمَنٌ
4- İbn Mes’ud (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Vaad edilen verilmelidir.[6]
اَلْعِدَة ُعَطِيَّة ٌ
5- Hz. Ali (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Vaat etmek borçlanmaktır.[7]
اَلْعِدَة ُدَيْنٌ
6- Cabir, Ebu Hureyre, Enes b. Malik, Ka’b b. Malik, Abdullah b. Abbas, hz. Aişe, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Selam, Avf b. Malik, Abdullah b. Mes’ud, Nevvas b. Sinan, Halid b. Velid (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Harp hiledir.[8]
اَلْحَرْبُ خُدْعَة ٌ
7- Abdullah b. Mes’ud, Enes b. Malik (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Pişmanlık tövbedir.[9]
اَلنَّدَمُ تَوْبَة ٌ
8- Nu’man b. Beşir (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Cemaatte rahmet vardır.[10]
اَلْجَمَاعَة ُرَحْمَة ٌ
9- Nu’man b. Beşir (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Ayrılık azaptır. [11]
اَلْفِرْقَة ُعَذَابٌ
10- Enes b. Malik (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Güvenilirlik zenginliktir.[12]
اَلاَمَاَنَة ُغِنىً
11-Temim ed-Dari, Sevban, Abdullah b. Ömer (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Din nasihattir.[13]
اَلدِّينُ النَّصِيحَة ُ

KAPININ ÜSTÜNDE 11 YAPRAKTA 8 HADİS

12- Semure (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
İnsanın değeri malı iledir[14]
اَلْحَسَبُ اَلْمَالُ
13- Semure (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Alicenaplık takvadır. [15]
اَلْكَرَمُ التقوَى
14- Cabir (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Selam kelamdan öncedir.[16]
السَّلام قَبْلََ الْكَلام ِ
15- Abdullah b. Ömer(ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
İlmin yarısı sormaktır.[17]
السَّؤالُ نِصْفُ الْعِلْم ِ
16- Nu’man b. Beşir ve Bera (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Dua ibadettir.[18]
اَلدَّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَة ُ
17- Malik b.Yehamir ve Muaz (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Borç dinin yüz karasıdır.[19]
اَلدَّيْنُ شَيْنُ الدِّين ِ
18- Hz. Ali ve Enes (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Tedbir geçimin yarısıdır.[20]
التّدْبِيرُ نِصْفُ الْعَيْش ِ
19- Hz. Ali ve Enes (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Sevilmek aklın yarısıdır. [21]
التَّوَدُّدُ نِصْفُ الْعَقَل ِ

KAPININ SOLUNDA 13 YAPRAKTA 9 HADİS

20- Hz. Ali ve Enes (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Üzüntü ihtiyarlığın yarısıdır. [22]
اَلْهَمُّ نِصْفُ الْهَرَم ِ
21- Muaviye (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Hayır, adettendir.[23]
اَلْخَيْرُ عَادَة ٌ
22- Muaviye (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Husumette inat etmek şerdir. [24]
اَلشَّرُّ لََجَََاجَة ٌ
23- Abdullah b. Ömer ve Ebu Hureyre (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Müsamaha kazançtır.[25]
اَلسَّمَاحُ رَبَاحٌ
24- Abdullah b. Ömer ve Ebu Hureyre (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Zorluk göstermek uğursuzluktur.[26]
اَلْعُسْرُ شُؤْمٌ
25- Hz. Ali ve Abdurrahman b. Âiz (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Suizan ihtiyattandır.[27]
اَلْحَزْمُ سُوءُ الظَّنِّ
26- Ebu Said (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Çocuk insanı cimri ve korkak yapar.[28]
اَلْوَلَدُ مَبْخَلَة ٌمَجْبَنَة ٌ
27- Ebu’d-Derda (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Ağız bozukluğu/küfürbazlık, kabalıktan/cefadandır.[29]
اَلْبَذَاءُ مِنَ الْجَفَاء ِ
28- Hz. Ali (ra)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Kur’an-ı Kerim sırf devadır.[30]
اَلْقرْآنُ هُوَ الدّوَاء ِ
Sonuç olarak Selçuklu döneminde tefsir öğretimi için inşa edilen Karatay Medresesi’nin kapısına özlü hadislerin işlenmesi ve aynı dönemde hadis ihtisası için yaptırılan İnce Minare Daru’l-hadis’inin giriş kapısına ayete’l-kürsi, Yasin ve Fetih surelerinin mermerlere işlenmesi, Selçuklu Türklerinin Kur’an ve sünnet bütünlüğüne işaret eden anlayışını ve yine o dönemde Moğal istilasına karşı dini, ilmi, sanatsal karşı duruşu dışa vurmasını ifade etmesi açısından önemli ve anlamlıdır.

KAYNAKLAR

Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir fi Şerhi Camiu’s-Sağir, Beyrut 1357
Ahmet Efe, Celaleddin Karatay Hayatı Ve Eserleri, Konya, 1997
Ahmet Gedik, Karatay Medresesi Taçkapısındaki Celi Yazıların Hat Sanatı Bakımından Değer­lendirilmesi, İSTEM Dergisi,Yıl, 2, Sayı, 3, Konya, 2004, 165-189
Ali Yardım, Şihabü’l-Ahbar Tercümesi, İstanbul, 1999
Aydın Taneri, Celaleddin Karatay, DİA İslam Ansiklopedisi, 7/251-252
Caner Arabacı, Osmanlı döneminde Konya Medreseleri, Konya, 1998
Heysemi, Mecmau’z-zevaid, Kahire-Beyrut, 1407
İbrahim Hakkı Konyalı, Abideleri ve kitabeleri ile Konya, Konya, 1964
İbrahim Hakkı Konyalı, Konya Tarihi, Konya, 1964
 İbrahim Hakkı Konyalı, Karatay Medresesi, Yeni Asya, 13-18 Ağustos 1977
M. Emin Eminoğlu, Karatay Medresesi Yazı İncileri, Konya, 2001
M. Ferit Uğur - M. Mesut Koman, Selçuklu Büyüklerinden Celalüddin Karatay ve Kardeşleri­nin Hayat ve Eserleri, Konya, 1940, 5-27
Mehmet Önder, Konya’da Bir Selçuklu Şaheseri, Karatay Medresesi, Kaynaklar, 1, İstanbul, 1983, 32-35
Osman Turan, Celaleddin Karatay, Vakıfları, Ve Vakfiyeleri, Belleten,  Cilt, XÜ, Ankara, 1948
Suyuti, Camiu’s-Sağir, Kahire, 1954
Tanju Cantay, Konya Karatay Medresesinin İnşa Tarihi ve Kapısının Mimari Kuruluşu, Röleve Restorasyon Dergisi, Sayı 6, Ankara, 1987




[1] celikahmet66@hotmail.com
[2] Neml 19
[3] Buhari, Bedül Vahy, 1, İman, 41, Nikah, 5, Talak 11, Menakibül Ensar, 45, Itk, 6, Eyman, 23, Hıyel,1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11; Tirmizi, Fedailü’l-Cihad, 16; Nesai, Taharet, 59, Talak, 24 Eyman 19; İbn Mace, Zühd, 26; Ahmed Hanbel, I/25; Kuzai, 1
[4] Ebu Davud, Edeb 32; Kuzai, 2
[5] Ebu Davud, Edeb, 114; Tirmizi, Zühd, 39; İbn Mace, Edeb, 37; Darimi , Siyer, 13; Ahmed b. Hanbel, V/274; Kuzai, 3
[6] Suyuti, Camiu’s-Sağir, 2/68; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, 4/378; Kuzai, 4
[7] Suyuti, Camiu’s-Sağir, 2/68; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, 4/377 Kuzai, 5
[8] Buhari, Cihad,157, Menakib 25, istitabe, 6; Müslim, Zekat 153, Cihad, 18; 19; Ebu Davud, Cihad, 92, Sünnet, 28; Tirmizi, Cihad, 5; İbn Mace, Cihad, 28; Ahmed b. Hanbel, I/81, 90, 131, 134, II/ 312, 314, III/224, 297, 308, VI/387; Kuzai, 6
[9] İbn Mace, Zühd, 30; Ahmed b. Hanbel, I/378, 423, 433; Kuzai, 7
[10] Ahmed b. Hanbel, IV/278, 375, Kuzai, 8
[11] Ahmed b. Hanbel, IV/278, 375, Kuzai, 8
[12] Suyuti, Camiu’s-Sağir, I/123; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, III/182; Kuzai, 9
[13] Buhari, İman, 42; Müslim, İman 95; Ebu Davud, Edeb 59; Tirmizi, Birr, 17; Nesai, Bey’at, 31, 41; Ahmed b. Hanbel, I/ 351, II/297, IV/102, 103; Darimi, Rikak, 41; Kuzai, 10
[14] Tirmizi, Tefsiru Hucurat, 6; İbn Mace, Zühd, 14; Ahmed b. Hanbel, V/ 10; Kuzai, 11
[15] Tirmizi, Tefsiru Hucurat, 6; İbn Mace, Zühd, 14; Ahmed b. Hanbel, V/ 10; Kuzai, 11
[16] Tirmizi, İsti’zan, 11; Kuzai, 22
[17]Acluni, Keşfül hafa, I/457; Heysemi, Mecmauz’zevaid, I/160 ; Kuzai, 21
[18] Tirmizi, Tefsiru Bakara, 16, 40; İbn Mace, Dua, 1; Ahmed b. Hanbel, V/ 4, 267, 271, 276; Kuzai, 18
[19] Suyuti, Camiu’s-Sağir, II/18; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, III/556; Kuzai, 19
[20] Suyuti, Camiu’s-Sağir, I/134; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, III/280; Kuzai, 20
[21] Suyuti, Camiu’s-Sağir, I/134; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, III/280; Kuzai, 20
[22] Suyuti, Camiu’s-Sağir, I/134; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, III/280; Kuzai, 20
[23] İbn Mace, Mukaddime, 17;  Kuzai, 12
[24] İbn Mace, Mukaddime, 17;  Kuzai, 12
[25] Suyuti, Camiu’s-Sağir, II/38; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, IV/145; Kuzai, 13
[26] Suyuti, Camiu’s-Sağir, II/38; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, IV/145; Kuzai, 13
[27] Suyuti, Camiu’s-Sağir, I/151; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, III/412; Kuzai, 14
[28] İbn Mace, Edeb, 3; Ahmed b. Hanbel, IV/ 172; Kuzai, 15
[29] Tirmizi, Birr, 64; İbn mace, Zühd, 17; Ahmed b. Hanbel, II/501; Kuzai, 16
[30] İbn Mace, Tıb, 28,Suyuti, Camiu’s-Sağir, II/89; Abdurrauf el-Münavi, Feyzül-Kadir, IV/536; Kuzai, 17
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar