ARŞİV OLUŞTURMA VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI


Bekir ŞAHİN

Arşiv, bütün dünyada: kurumların gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri sonucunda meydana gelen, idari, hukuki,  kurumsal değeri olan ya da tekrar kullanılmak üzere üretilen her türlü görsel,        yazılı, dijital bilgilerin muhafaza edildiği yerlerdir. Arşivler; genel olarak klasik arşivler ve modern arşivler olarak ikiye ayrılır. Klasik arşivler Osmanlı arşivi gibi eski yazıyla yazılmış belgelerle ilgili arşivlerdir. Modern arşivler iş dünyası, hastaneler, sivil toplum kurumları, televizyonlar vs. gibi kurumların ürettikleri her türlü belge ve bilginin tutulduğu yerlerdir.
                       
§  Tanım
        Arşiv kelimesinin kökü, eski Yunanca arkheion kelimesinin Latinceye geçmiş hali olan archivumdur. Mana itibariyle arşiv; resmi dairelerin, çeşitli müesseselerin veya kişilerin işlerini yürütürken, muamelesi tamamlanmış ve muhafazası icap eden vesikaların düzenli bir şekilde, belirli kaidelere göre bir araya getirilerek saklandığı yerdir. Arşivler, vesikaların çıktığı yerler olan devletin, şehrin veya müessesenin, ailenin hizmetinde oluşuna göre devlet arşivi, şehir arşivi, özel arşiv, aile arşivi gibi isimler alırlar.
      Arşiv malzemesinin çekirdeğini, devlet dairelerinde, büyük müesseselerde günlük muameleler esnasında çıkan yazışmalar ve dosyalar meydana getirir. Fakat bütün bu kâğıtlar arşiv malzemesi değildir. Toplanan malzeme arşivlerde mütehassısları tarafından seçilip belirli kaidelere göre tasnif edilerek saklanır. Bu sınıflandırmanın sonradan istifade sırasında kolaylık sağlayacak şekilde olmasına dikkat edilir. Arşivleri teşkil eden malzeme, kesinliği olan dokümanlar olduğu için, geçmiş faaliyetlerin yaşayan ve gerçek delilleridir.
      Arşivin dokümanları çoğunlukla kil tabletler, tunç tabletler, papirüsler, parşömenler, elle veya daktilo ile yazılmış veya matbaada basılmış kâğıt belgelerdir. Bunlardan başka mikrofilmler, fotoğraflar, ses bantları, video kasetleri, cd’ler, sabit/harddiskler  gibi önemi haiz dokümanlar da arşiv belgesi olabilir.
                  Bir şeyin arşiv malzemesi olabilmesi için üzerinden en az 30–50 yıl geçmesi gerektiği konusunda düşünceler varsa da bunun mantığını anlamak zordur. Ayrıca Türkiye'de arşiv terimi, tarifteki manayı aşan bir biçimde kullanılmakta ve her türlü dokümantasyonu içine alan bir anlam da taşımaktadır. Bu da dikkate alındığında bu kıstasın geçerliliği yoktur, diyebiliriz.           


     
§  TARİHÇE
                              Arşivin geleneği çok eskilere dayanır. Eski Mısır ve Roma'da bir çok devlet, tapınak ve aile arşivlerine sahipti. Mezopotamya'nın Nippur şehrinde, M.Ö. 2000 yılından başlayarak tablet halinde belgelerin saklandığı bir devlet arşivi bulunmuştur. Hattuşaş (Boğazköy)'ta yapılan kazılar sonucunda da, M.Ö. 1800–1200 yılları arasında Hititlere ait muharebe, antlaşma, kanun, kral yıllıkları ve daha bir çok belgenin saklandığı büyük bir devlet arşivi ortaya çıkarılmıştır. Bu arşiv muhtevasının önemli bir kısmı İstanbul, bir kısmı da Ankara Arkeoloji Müzelerindedir.
                             
              Bilindiği gibi Türk-İslam devletlerinde öteden beri yazılı ve yazısız kâğıda hürmet fevkalade idi. Bilhassa kul hakkı geçmesi tehlikesi sebebiyle devlet evrakının muhafazasına daha çok ehemmiyet verilirdi. En büyük Türk-İslam devletlerinden biri olan Osmanlılar da aynı ananenin devamı olarak devlet evrakını en müstesna yerlerde muhafaza etmişlerdir. Ortadoğu ve Balkanlarda asırlarca hüküm süren Osmanlı İmparatorluğunda devletin ilk devirlerinden başlayarak, resmi evraklar, ehemmiyet derecesine bakılmaksızın kese, torba ve sandıklarda belli usul ve düzenlere göre büyük bir titizlikle saklanmıştır. Maliye ve Defterhane hazinesi devletin en önemli hazinelerindendi. Çok değerli kayıtlar ve belgeler bu hazinelerde saklanırdı. Osmanlı Devletinde, devlet dairelerindeki evrakların düzenli muhafaza edilmesi, hakkında çeşitli direktiflerin verilmesi bu vesikaların muhafazasındaki ehemmiyeti göstermektedir. 1785'te Birinci Abdülhamid Han’ın Reis-ül-Küttab'a gönderdiği emirde, evrak ve defterlerin muhafazasına dikkat edilmesi istenilmektedir. Osmanlı arşivleri, Türkiye için olduğu gibi, dünya milletleri için de en sağlam ve geniş olanıdır. Üç kıtaya yayılıp, çeşitli dil, din ve ırktaki insanları asırlarca idare eden Osmanlılar, arşivlerinde bu milletlere ait bilgileri titizlikle kâğıt üzerine geçirip saklamışlardır.
                 İstanbul'un fethine kadar Bursa ve Edirne'de arşivler teşekkül etmiştir. İstanbul'un fethinden sonra, ilk arşiv Yedikule civarında yapıldı. Topkapı Sarayının inşasından sonra, Divan-ı hümayunun yanında da bir arşiv yapıldı. On altıncı yüzyılda yüksek bir seviyeye ulaştı. Belgeler en küçük bir müsveddeye kadar atılmadan, torba, sandık, kılıf, hatta atlas içine konularak muhafaza edildi. Arşiv malzemeleri kurutulmuş mahzen depolarda saklandı.
§   
§ 

§   
Arşiv evrakının saklandığı bez torba
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§   
§                 Osmanlılarda, Divan-ı hümayundaki vesikalar kâğıt veya defter şeklinde tanzim edilirdi. Defterler ciltlenir, senelere göre tanzim ve tasnif edilir, hususi odalarda saklanırdı. Bu odalara Mahzen-i evrak adı verilirdi. Yaprak halindeki vesikalar dürülüp keselere konurdu.

            Mühim vesikalar, fermanlar ise, atlas keselere ve muhafazalara yerleştirilirdi. Her dairede günün            evrakı,   bir tomar, her ayınki bir torbaya, her yılınki ise bir sandığa konurdu. Sandıkların üzerine        de muhteviyatı gösteren etiketler yapıştırılırdı. Defterhane hazinesi, Divan-ı hümayun   toplantılarının             düzenli olarak devam ettiği zamanlarda, Kubbealtı dairesinin yanında bulunmaktaydı. Sonraları    toplantılar önemini kaybedince, hazine, Topkapı Sarayının birinci kapısındaki Bab-ı hümayunun üst        kısmına taşındı. Daha sonra da Sultanahmet'te Saray-ı atik denen mahzene ve Babıali’ye yakın olan           Tomruk dairesine aktarıldı. Sarayın bir kısım evrakı Kubbealtı'nın bitişiğindeki Dış hazine binasında        toplanmıştır. Maliye belgeleri de, Sultanahmet'teki Eski Çadır Mehterleri Kışlasında muhafaza       edilmekteydi. Bütün kanun, nizam, ferman ve emirler defterlere geçirilir, tasdik edilir, saklanırdı. Eski defterlere bakmak icab ettiğinde bunları bulup hemen getirecek görevliler vardı.
     
                  Devlet arşivi, padişahın, vezir-i azamlardaki mührüyle mühürlenen üç hazineden biri idi.             Hükümetin her toplantısından sonra konuşulanlar yazılır; bu mühür ile mühürlenirdi. Bir defterin             arşivden çıkması sadrazamın yazılı emri ile olurdu. Arşiv dışında ne kadar kaldığı da kaydedilirdi.
      Osmanlı devlet belgeleri çok iyi tutulur, sağlam kâğıtlara, silinmez mürekkeple yazılır ve çok iyi             muhafaza edilirlerdi.
            Defter emini, istenen defter ve vesikayı, milyonlarca defter ve vesika arasından bir kaç dakika içinde       bulabilirdi. Çünkü en iyi şekilde ve fevkalade tasnif edilmişlerdi.
         Osmanlı Devletinde modern manada milli arşivcilik konusunda ilk ciddi teşebbüs, devrin maliye nazırı       Safveti Paşa'nın 1845'te Enderun'daki tarihi vesika ve defterleri bir düzen içine almaya çalışması ile      görülür. Tam manasıyla modern arşivcilik ise, 1846'da Hazine-i Evrak Nezaretinin kurulmasıyla başlar       ve bugünkü Başbakanlık Arşivi'nin çekirdeğini teşkil eder. Aynı sene Bab-ı Ali'nin iç kısmında             yüksekçe, rutubetsiz bir yer seçilerek ve özel olarak imal edilen tuğla ile mükemmel bir bina yapıldı.      Nezaretin başına Hazine-i Evrak Nazırı olarak sadaret mektupçusu es-Seyyid Hasan el-Muhsin Efendi tayin olundu. Türkiye'de modern arşivciliğin mimarı bu zattır denilebilir. Hasan Muhsin Efendi, emrindeki            ekip ile kıymetli çalışmalar yaptı. Devletin mühim işlerine ait mahrem sayılacak, devletin sırlarını ifşa         etmeyecek şekilde emin memurların tayin edilmesi gerektiği karara bağlandı. Arşive dâhil olacak        vesikaların tertibi ve arşivin çalışma tarzını belirten arşivcilik talimatını hazırladı. Bunu 1849'da Hazine-      i Evrak Nizamnamesi adı ile yayınlayarak Türk arşivciliğini belli bir düzene soktu. Bu arşivde, her türlü       muahedeler, hatt-ı hümayunlar, iç ve dış meselelere ait belgeler, Divan-ı Hümayun defterleri, meclis      takrirleri, mazbatalar, kanunlar... v.s. saklanıyordu. Nezaret, bir süre sonra Hazine-i Evrak Müdürlüğü             ünvanını almış ve Osmanlı Devletinin sonuna kadar bu isimle devam etmiştir.
                  1922 senesinde İcra Vekilleri Hey'eti Riyaseti Kalem-i Mahsus Müdüriyetine bağlı, İstanbul'da Mahzen-i Evrak Mümeyyizliği kuruldu. 1923'te Hazine-i Evrak Mümeyyizliğine çevrildi. 1927'de        Hazine-i Evrak Müdür Muavinliği adı altında Başvekalet müsteşarlığına bağlandı. 1933'ün Mayısında           Teşkilat Kanunu gereğince, Ankara'daki Evrak Müdürlüğü ile İstanbul'daki Hazine-i Evrak Müdürlüğü,   Başvekalet Evrak ve Hazine-i Evrak Müdürlüğü adı altında birleştirildi. 1937'de Hazine-i Evrak'ın adı        Arşiv Dairesi Müdürlüğüne dönüştürüldü. 1943'te Başvekalet Arşiv Umum Müdürlüğü haline çevrildi.      1954 Başbakanlık Kuruluşu Hakkındaki Kanun çerçevesinde Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğü      kuruldu ve Başbakanlık Merkez Teşkilatı içine alındı. 1976 yılında Başbakanlık Müsteşarlığına bağlı         olarak Cumhuriyet Arşivi Dairesi Başkanlığı kuruldu. Bu dairenin görevi, Başbakanlıkta Cumhuriyet           döneminde biriken evrakın tanzimidir.
                  Bugün yüz milyonlarca Türkçe ve Osmanlı Devletine ait arşiv malzemesi, Osmanlıdan ayrılan    devletlerde kalmıştır. Mesela, Kudüs Françisten Manastırında 2644 Türkçe vesika mevcuttur. Romanya             arşivlerinde 210.000 vesika olduğu biliniyor. Bunun yanında milyonlarca vesika çürütülmüş, yakılmıştır.

§  OKKASI 3 KURUŞ 10 PARAYA TÜRK TARİHİ

§  Şahıslardan kaynaklanan sorumsuzluk ve dikkatsizliğin veya iş bilmeyen ehliyetsiz kişilerin nasıl büyük kayıplara yol açacağının en bariz örneği de 1931 yılında, dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri görülmedik bir şekilde ülkemizde yaşanmıştır. İstanbul Defterdarlığı Maliye Arşivi’nde bulunan askeri, mali, ticari, siyasi, hukuki, edebi, denizcilik ve bilim tarihimize ait evrakın bir kısmı 1931 yılında konuyu bilen ve belgelerin değerini takdir edecek yetkili hiçbir şahıs veya müesseseye danışılmadan sorumsuz, milli kültür ve şuurdan habersiz bir iki kişinin gayretiyle Bulgaristan’a, okkası 3 kuruş 10 paraya hurda kâğıt olarak satılmıştır. Satılan belgelerin miktarı 30 ile 50 ton arasındadır.
§  Sultanahmet’teki Bizans döneminden kalma hapishanede bulunan belgeler, Maliye Bakanlığı’nın emri ile defterdarlıkta konu ile alakası olmayan iki tapu memurunun üstünkörü incelemeleri sonucunda, günün maliyesi ile ilgili olamayıp, bir değer taşımadıklarına, hükümlerinin geçmiş olduğuna karar verilerek ve bir kısmının da boş kâğıt parçaları olduğu iddia edilerek, kâğıt fabrikalarında hamur haline getirilmesi maksadıyla Bulgaristan’a gönderilmek üzere Sirkeci’den döke saça vagonlara doldurulmuş ve gönderilmiştir.
§  Bir milletin kendi kültürel ve tarihsel mirasını satmak anlamındaki bu facia, olaydan tesadüfen haberdar olan İbrahim Hakkı Konyalı ve Muallim Cevdet gibi tarihine ve kültürüne vakıf olan kişilerin gayretiyle kısmen önlenmiştir. İbrahim Hakkı Konyalı ve Muallim Cevdet’in öncülüğünü yaptığı bir grup aydın, öncelikle devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye bir telgrafla, yapılan işin büyük bir yanlışlık ve gaflet olduğunu, evrak satışının Avrupa ilim âlemini hayrete düşüreceğini,  Avrupa’da bile Türkler’in geçmişinin aydınlatılması için bu vesikalara çok büyük değer verildiğini bildirmişler. Ve evrakın tarihsel değere sahip olduğunu, bu satışın hemen durdurulmasını, hiç değilse Bulgaristan’ın ikaz edilip vesikaların kıymetli olduğunun bildirilmesini ve fabrikalara gönderilmesinin engellenmesini belirten bir rapor gönderilmiştir.
             
             Anadolu Selçuklu Devletine başkentlik , Osmanlı devletine ise eyalet merkezliği yaptığı için Türkiye’nin en zengin arşivine sahip olması gereken, Konya Vilayet Arşivinde bulunan çok sayıda Osmanlıca belge ve defter yenileri ile birlikte 1987 yılında 76 kamyon olarak SEKA’ya gönderilmiştir.[1]
            Yine Konya Maarif Arşivi ile ilgili yaşanan olaylarda çarpıcıdır. Konya Maarif Arşivine ait önemli bir defter Prof. Dr. Yusuf KÜÇÜKDAĞ tarafından bir fotokopicide bulunmuş ve tutanakla Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesine teslim olunmuştur. Daha sonra Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürlüğünce yapılan çalışmalar neticesinde bu arşiv belgeleri Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesine devredilmiştir.

             Konya Maarif Arşivinden bir vesika, Defter No: BYEK 66


            Yazma eserlerimiz, muhtevası bakımından da milletimizin güzel ve önemli hasletlerini dile getiren, dini, kültürel ve sosyal hayatımızın önemli belgeleridir.Bunlar yok oldukça, ait oldukları devirlere ait bilgi ve belgelerimizde yok oluyor.Bu kayıpların telâfisi de mümkün değildir. Çünkü özel çalışmalardır, dönüşü yoktur. Ne yazık ki, bugün dahi Türkiye kütüphanelerinde bulunan "Yazma Eserlerin" 'basmaların' eksiksiz katalogları yüzde yüz tamamlanmış değildir. Ancak son iki yıldır özellikle Kültür Ve Turizm Bakanlığına bağlı kütüphanelerde bu belgelerin korunması bakım ve onarımı dijital ortama aktarılması araştırıcıya kolaylıklar sağlanması bakımından çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

Kültür değerlerimizin yurtdışına gitmesini önlemek için 18 yy. başında Sadrazam Şehit Ali Paşa(1667–1716), memleketin kitaplarının dışarıya satılmasını yasaklamıştı. Fakat hiçbir zaman bu satışların ve kaybolan kültür değerlerimizin önü kesilemedi. El yazması eserlerimizin en güzel korunacağı yer, Yazma Eserler Kütüphaneleridir. Babamızdan, dedemizden hatıra diye evlerimizin çatı katlarında, bodrumlarında, sandıklar içinde kalan pek çok yazma eserlerimiz vardır. Bunlar oralarda korunamaz, gün be gün de yok olmaktadırlar. Yazma eserlerimiz devamlı bakım ister.
Cildinin, süslemelerinin (tezhibinin) ve kitap bloğunun kirden, küften, nemden, kemirici hayvanların zararlarından, sıcaktan korunması ve yıpranmasının önlenmesi gerekir. Bu eserlerin en güzel korunacağı yer, en güzel restorasyonunun yapılacağı yer, yazma eser kütüphaneleridir. Şahıslara satıldığı zaman kitabın âkıbeti bilinmiyor, bir yerde mânevi sorumlulukta yükleniyoruz. Bu konuda bir hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nin ilk müdürü Lütfi İkiz Bey, kadim dostu bir sahafın hasta olduğunu duyarak ziyaretine gider bu sahaf felç olmuş, kıpırdayamayacak halde devamlı acı içinde ağlamaktadır. Ziyarete gelenlere gözyaşları içinde “yavrularım Allah’ın huzuruna nasıl giderim bu günahlarımdan nasıl kurtulurum” diye sızlanır, meğer bu sahaf, yabancılara -yasak olmasına rağmen- eline geçen bazı nâdide el yazması eserleri satarmış.
Bir gün Fransa'da iken kitap sattığı bir madamla karşılaşır. Madam, bu sahafı ve damadını evine çaya davet eder, giderler. Şuradan-buradan konuşurken, Madam, duvardan bir resim indirmek iter; ulaşamayınca, yakınında bulunan dolaptan iki hacimli kitap alır. Ayağının altına koyar, resmi indirir. Madamın ayağının altına koyduğu bu kitapları sahafın sattığı nâdide el yazması Kur'an-ı Kerim ve tefsir kitabıdır. Sahaf, durumu görünce şok geçirir. Gördükleri karşısında dehşete düşmüştür. O anda şiddetli bir rahatsızlık duyar, hastaneye kaldırırlar, felçtir. Birkaç gün içinde Türkiye'ye dönerler. Bin bir pişmanlık içindedir. Zavallı sahaf, altı ay sonra rahmetli olur.
Bu olay bize ibret olmalı, eserlerimize, dinî, millî ve insanî bir titizlikle, şuurla sahip çıkmalıyız.

Bir Medeniyeti Çöplerden Toplayan İnsan
Nuri ARLASES Bey, 1910 doğumlu, hukuk tahsil etmiş. Elli yıl boyunca hiçbirini elden çıkaramadığı el yazması kitaplarını, fermanları, vakfiyeleri Süleymaniye Kütüphanesi'ne, zengin işleme koleksiyonunu Topkapı Müzesi'ne, matbu kitaplarını ve (7000) yedi bin adet fotoğraf koleksiyonunu İRCİCA’YA vermiştir. Bunun dışında 30–35 adet kitabı da ki bu kitaplar 1909 Yıldız Sarayı Yağmasında sokaklara çöplere atılan ve buralardan toplanan kitaplardır. Kitapları da Lütfi İKİZ Bey, sahip çıkması dileğiyle teslim etmiş, bu kitaplar da yaklaşık 2 ay önce Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’ne bağışlanmıştır. Bu fedakâr insan “bir medeniyeti ben çöplerden topladım” diyerek arşivlerimizin geçmişteki hazin durumunu bize anlatmaktadır.
.

TÜRKİYE'DEKİ ÖNEMLİ ARŞİVLER

1-Başbakanlık Osmanlı Arşivi

            Bugün Türkiye'de en zengin arşiv, İstanbul-Cağaloğlu'ndaki Başbakanlık Osmanlı Arşividir.
Topkapı Sarayı Arşivinin devamı niteliğinde bulunan İkinci Abdülhamid Hanın Yıldız Sarayı Arşivi de, Osmanlı Arşivinin bir bölümünü meydana getirmektedir. Ayrıca Sultan Abdülaziz Han ve Beşinci Murad Han devirlerine ait malzeme de bulunmaktadır. İmparatorluğun sona ermesi üzerine resmi dairelerin ve kaldırılan dairelerin evrakı da buraya intikal etmiştir. Şu anda 100 milyonun üzerinde tarihi vesika bulunduran Başbakanlık Osmanlı Arşivi yalnız Türkiye'nin değil, Osmanlı İmparatorluğunun sona ermesinden sonra kurulan 20'den fazla devletin de ana arşivi durumundadır. Burada bugün hızlı bir tasnif ve dijitalleştirme faaliyeti sürmektedir.

2-Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi

Tanzimat’tan önce padişahlarla ilgili evrak ve defterlerin, azil ve idam edilen veya mallarına el konulan devlet adamlarının evlerinde bulunan bu gibi belgelerin sarayda saklanması usuldendi. Bu arşivde, en eskisi Orhan Gazi zamanına kadar giden 10.726 defter ve 12.724 vesika vardır.

3-Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi

Ankara'da bulunan bu arşivde 16. yüzyılın son tapu tahrir defterleri ile 1848'den sonraki tapu kayıtları muhafaza edilmektedir.

4-Şer'iyye Sicilleri Arşivi

Şer'i mahkemelerin verdiği dava ve karar defterleriyle, merkezden verilen emirlere ait vesikaları muhafaza etmektedir. 1941'de Adalet Bakanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Ankara'daki Milli Kütüphanede muhafaza edilirken,  2006 yılında Başbakanlık Osmanlı Arşivine gönderilmiştir. Bunların Şer'iyye Sicilleri adıyla katalogları yayınlanmıştır. Ankara'daki şer'iyye sicillerinden başka İstanbul Müftülüğü Şer'iyye Sicilleri Arşivinde de bir kısım şer'iyye sicilleri muhafaza edilmektedir.
 Konya, Karaman Şeriyye Sicilleri fotokopi ve dijital kopyaları Konya Bölge Yazma Eserler kütüphanesinde araştırmacıların hizmetine sunulmuştur.
5-Vakıflar Arşivi

Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösteren Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde ve Vakıflar Bölge Müdürlükleri bünyesindeki arşivlerde vakıf kayıtları ile ilgili belgeler muhafaza edilmektedir. Bu belgelerin mikrofilm ve dijital ortama aktarılma işlemleri de devam etmektedir.

6-TBMM Arşivi

1920 yılından beri çıkan yasalar, tutanaklar vs. saklanmaktadır.
Ayrıca devlet daireleri, belediyeler, okullar, özel kuruluşlar ve ailelerin arşivleri de vardır.

7- Yazma Eser Kütüphaneleri:
 Türkiye genelinde Kültür Ve turizm Bakanlığı’na bağlı toplam 24 yazma eser kütüphanesi vardır.  Türkiye genelinde bu kütüphanelerle birlikte yaklaşık 300.000 yazma eser, özel şahıslarla birlikte bu rakamın 500.000 olduğu tahmin edilmektedir.
YAZMA ESER BULUNAN KÜTÜPHANELER VE ESER SAYILARI (2006)
İli
İlçesi
Adı
Kitap Sayısı
2340
322
1451
625
8385
3692
529
1984
3384
651
3228
72075
2775
6728
1274
11120
2887
5053
4185
2000
11228
3168
3180
1266
6743
320
776
475
* Antalya Akseki Yeğen Mehmet Paşa İlçe Halk Kütüphanesi’ndeki yazma eserler dijital ortama aktarılma amacıyla Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
* Burdur İl Halk Kütüphanesi’ndeki yazma eserler onarım amacıyla Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
* Nevşehir Hacıbektaş İlçe Halk Kütüphanesi’ndeki eserler dijital ortama aktarılma amacıyla Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

KOLEKSİYONLAR
11/08/1992 tarih, 2968 sayılı ve 04/07/2000 tarih ve 534 sayılı Bakan Olur'ları çerçevesinde yazma eser koleksiyonları Milli Kütüphane Başkanlığı, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi ve Süleymaniye Kütüphanesine devredilmiştir.

KONYA BÖLGE YAZMA ESERLER KÜTÜPHANESİNE DEVREDİLEN YAZMA ESER KÜTÜPHANELERİ


Koleksiyon İsimleri
1
Adıyaman İl Halk Kütüphanesi
2
Aksaray İl Halk Kütüphanesi
3
Antalya Elmalı İlçe Halk Kütüphanesi
4
Aydın İl Halk Kütüphanesi
5
Burdur İl Halk Kütüphanesi
6
Denizli İl Halk Kütüphanesi
7
Denizli Acıpayam İlçe Halk Kütüphanesi
8
Gaziantep İl Halk Kütüphanesi
9
Hatay İl Halk Kütüphanesi
10
Isparta Halil Hamit Paşa İl Halk Kütüphanesi
11
Isparta Keçirborlu Aydoğmuş Halk Kütüphanesi
12
Isparta Senirkent İlçe Halk Kütüphanesi
13
Isparta Şarkikaraağaç İlçe Halk Kütüphanesi
14
Isparta Uluborlu Alaaddin Keykubat İlçe Halk Kütüphanesi
15
Isparta Yalvaç H. Ali Rıza Efendi İlçe Halk Kütüphanesi
16
İçel (Mersin) İl Halk Kütüphanesi
17
İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi
18
Karaman il Halk Kütüphanesi
19
Kilis İl Halk Kütüphanesi
20
Konya Ereğli İlçe Halk Kütüphanesi
21
Konya İl Halk Kütüphanesi
22
Konya Akşehir İlçe Halk Kütüphanesi
23
Konya Karapınar İlçe Halk Kütüphanesi
24
Mardin İl Halk Kütüphanesi
25
Muş İl Halk Kütüphanesi
26
Nevşehir Ürgüp İlçe Halk Kütüphanesi
27
Niğde İl Halk Kütüphanesi
28
Niğde Fertek Hüseyin Avni Göktürk Halk Kütüphanesi
29
Niğde Bor Halil Nuri Bey İlçe Halk Kütüphanesi
30
Osmaniye Düziçi Halk Kütüphanesi
31
Şanlıurfa Halk Kütüphanesi
32
Van İl Halk Kütüphanesi


MİLLİ KÜTÜPHANE BAŞKANLIĞINA KÜTÜPHANESİNE DEVREDİLEN YAZMA ESER KÜTÜPHANELERİ

Koleksiyon İsimleri
1
Adana İl Halk Kütüphanesi
2
Ankara Adnan Ötüken il Halk Kütüphanesi
3
Bolu İl Halk Kütüphanesi
4
Bolu Mudurnu İlçe Halk Kütüphanesi
5
Elazığ İl Halk Kütüphanesi
6
Elazığ Ağın İlçe Halk Kütüphanesi
7
İçel Tarsus ilçe Halk Kütüphanesi
8
Nevşehir Ürgüp Ortahisar H.Galip Efendi Kütüphanesi
9
Nevşehir Ürgüp Tahsin Ağa İlçe Halk Kütüphanesi
10
Nevşehir Damat İbrahim Paşa il Halk Kütüphanesi
11
Nevşehir Gülşehir Karavezir İlçe Halk Kütüphanesi
12
Ordu İl Halk Kütüphanesi
13
Samsun İl Halk Kütüphanesi
14
Samsun Bafra İlçe Halk Kütüphanesi
15
Samsun Vezirköprü İlçe Halk Kütüphanesi
16
Samsun Havza İlçe Halk Kütüphanesi
17
Sivas Gürün İlçe Halk Kütüphanesi
18
Tokat il Halk Kütüphanesi
19
Tokat Zile ilçe Halk Kütüphanesi
20
Afyon İl Halk Kütüphanesi
21
Çankırı İl Halk Kütüphanesi
22
K.Maraş İl Halk Kütüphanesi
23
Sinop İl Halk Kütüphanesi
24
Eskişehir İl Halk Kütüphanesi
25
Kırşehir İl Halk Kütüphanesi
26
Yozgat İl Halk Kütüphanesi
27
Rize Ardeşen İlçe Halk Kütüphanesi


İSTANBUL SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİNE  DEVREDİLEN YAZMA ESER KÜTÜPHANELERİ

Koleksiyon İsmi
1
Muğla Bodrum ilçe Halk Kütüphanesi
2
Giresun İl Halk Kütüphanesi
3
Burdur İl Halk kütüphanesi (onarım ihtiyacı nedeniyle Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır)
4
Antalya Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi

TÜRKİYE’DE RESMİ KURUMLARDA BULUNAN YAZMA ESER SAYILARI

Kurum Adı
Birim Adı
Yazma Eser Sayısı
Başbakanlık Atatürk Kültür. Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı
Türk Dil Kurumu Kütüphanesi
669
Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi
1112
Atatürk Kültür Merkezi Kütüphanesi
26

TOPLAM
1807
Vakıflar Genel Müdürlüğü
Ankara Bölge Müdürlüğü Kütüphanesi
834
İstanbul Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi
122
İbrahim Hakkı Konyalı Kütüphanesi
409
İzmir-Tire Necip Paşa Kütüphanesi
1147
Ankara Merkez
3

TOPLAM
2515
Diyanet İşleri Başkanlığı
Kütüphane
5819
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü Atatürk Kitaplığı
4022
Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
416
Afyon Kocatepe Üniversitesi
27
Anadolu Üniversitesi
86
Ankara Üniversitesi
16.700
Çukurova Üniversitesi
80
Dokuz Eylül Üniversitesi
475
Fatih Üniversitesi
50
Harran Üniversitesi
1
İnönü Üniversitesi
32
İstanbul Üniversitesi
18.606
Koç Üniversitesi
3
Marmara Üniversitesi
1078
Sabancı Üniversitesi
404
TOPLAM
37.958
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
 Resmi Müzeler
24867
Özel Müzeler
5937
TOPLAM
30.804
Milli Kütüphane

27.258





ARŞİVLERİN ÖNEMİ VE GEREKLİLİĞİ
Arşivler bir ülkenin tapu senedi, bir milletin hüviyet varakası, onun bütün varlığı hakları ve hususiyetleri ile onu geçmişinden bugüne bugününden yarınlarına bağlayan dayanağı ve en değerli kültür ve tarih hazinesidirler.
Osmanlı Devleti’nde, Selçuklular ve diğer Türk devletlerinden gelen eski bir devlet an’anesi olarak, daha ilk devirlerden itibaren yazılı kayıtların korunduğu, arşiv fikrinin mevcut olduğu, yok edilmeyerek bugüne kadar muhafaza edilmiş milyonlarca arşiv belgesinin mevcudiyeti ile anlaşılmaktadır.
Türk- İslam geleneğinde , devlet işlemlerine ait yazılı belgelerin tamamı, titizlikle muhafaza edilmiştir. Osmanlı Devleti’nden günümüze intikal eden arşiv belgelerinin düzenleniş tarzı, muamelata ve geçmiş işlemlere yapılan atıflar, konuların evveliyatına ait derkenarlar, arşivlere ve kayıtların saklanmasına verilen önem hakkında şüphesiz yeterli bir fikir vermektedir. Türkiye arşiv malzemesi bakımından çok büyük zenginliğe sahiptir. Osmanlı Devleti’nden devralınan, bugün dünyanın en zengin arşiv potansiyeline sahip sayılı ülkelerden birisi durumundadır.
Arşivin, bir milletin tarih ve kültür hazinesi olduğunu idrâk eden ecdadımız, bunun içindir ki, kurduğu arşiv teşkilatına Hazine-i Evrak adını vermiştir.
Türk milleti ve devleti olarak sahip olduğumuz arşivler, yalnızca ülkemiz için değil, Avrupa, Orta ve Yakın Doğu, Balkan, Akdeniz ve Arap ülkelerinin tarihleri için de vazgeçilmez bir önemi hâizdir. Bu itibarla sahip olduğumuz arşiv varlığımız, milli olduğu kadar milletlerarası bir önem ve değer  taşımaktadır.
Osmanlı arşivleri, paha biçilmez bir vesika hazinesidir. Ancak, böyle bir hazinenin gerçek değerini kazanması, gerek milletlerarası münasebetlerde, gerekse ilmi bakımdan onlara dayanan araştırmaların yapılması ve bu araştırmaların neşredilmesiyle mümkün olacaktır. Bunun ilk şartı ise, Osmanlı arşivlerinin süratle tasnif edilip, değerlendirilmesidir.
Unutulmamalıdır ki, Osmanlı-Türk araştırmaları dünya üniversitelerinde belli başlı disiplinlerden biri haline gelmeye başlamıştır.
Türk Milletinin tarihi macerasını ortaya koyabilmek için, arşivlerimizdeki otantik ve orijinal arşiv belgeleri değerlendirilmeye başlanmıştır.
Arşiv belgelerimizin değerlendirilmesi, bir bakıma vatan coğrafyasının tapusuna kavuşturulmasıdır.
Arşivlerimiz Türk Devleti’nin devamlılığını sağlayan temel kuruluşlardan biridir. Milli tarih ve kültürümüzün, dolayısıyla kimliğimizin gerçek kaynağıdır.
Bugüne kazandırılacak arşiv belgeleri, bu yüce milletin hukuka, hakka ve ilme saygısının ve insan sevgisinin delilleri olacaktır.
Arşivler, ait oldukları milletlerin tarihleri için temel kaynak hüviyetindedir. Zira toplumların hayatı ile ilgili idari, siyasi, hukuki, askeri, iktisadi, dini, ilmi, biyografik, teknik ve kültürel konulardaki araştırmalar arşiv belgelerine dayanmadıkları takdirde eksik kalırlar.
Bu sebeple arşivlerin en büyük özelliklerinden birisi de toplum bilimlerine başlangıç ve ilk elden kaynak olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki, bir devletin ve milletin tarihi, arşivlerinde saklıdır.        Arşivlerimiz, tarih araştırmaları için bir odak noktası olmanın ötesinde; yapacağı yayınlar, düzenleyeceği sergiler ve organize edeceği eğitim faaliyetleri ile de milli tarih ve kültürümüzün bilinmesinde, dolayısıyla milli kimliğimizin canlı tutulmasında çok büyük rol oynayan milli müesseselerimizden birisidir.

  Bugün mevcut olan arşivlerin çok iyi korunması bakım ve onarımlarının yapılması gerekmektedir. Bundan daha da önemlisi mevcut hallerini muhafaza için de gerekli tedbirler alınmalıdır. İyi bir arşiv, depreme karşı güvenli, yangın tehlikesi bulunmayan, nem ve ısı yönünden standartlara uygun mekânlar olmalıdır.  Bir ülkenin arşiv malzemelerinin korunacağı yer seçilirken de nemi mutedil olan, deprem kuşağında yer almayan, çıkacak bir savaş ihtimaline karşı daha emin bölgeler seçilmelidir.
Bunu destekleyen misallerden birisi de, I. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşmiştir. 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti savaşa girince herhalde İstanbul’u emniyetli bulmamış olacak ki, Savaşın başlangıcında önemli gördüğü evrakını 208 sandık içinde daha güvenli gördüğü Konya’ya nakletmiştir.
Bu konuyla ilgili belgelerden öğrendiğimize göre “Amber Reis Camii’nde Sözkonusu evrakın yangın, rutubet gibi tesirlerden korunarak kesinlikle hiçbir kimse tarafından açılmasına izin verilmemesi hususunda Konya Valisine çok kesin emirler verilmiştir. Yaklaşık 1,5 yıl sonra bu evrakın tamamı askeri trenlerle İstanbul’a gönderilmiştir. 


Evrakın Konya’dan tekrar İstanbul’a naklini gösteren vesika

1915 yılında verilen bu kararla, 1984 yılında açılan Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nin aynı düşünceyle açılmasının ne kadar isabetli olduğu da görülmektedir. 


ARŞİVLERİN YOK OLMA SEBEPLERİ

1.                          Yangın, deprem, sel gibi doğal afetler: Yangınlar tarih boyunca arşivlerin en büyük düşmanı olmuştur. Yanan evrakların telafisi hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Bundan dolayıdır ki, arşivlerimizde elektrik tesisatları çok sağlam olmalı, içerisinde sigara içilmemeli, yangın çıkmaması için de her türlü tedbir alınmalıdır. Depremlerde yine arşivlerin yok olmasına sebep olan tabii afetlerdendir. Bunun için, önemli arşivlerin bulunduğu yerler depreme dayanıklı olmalı ve yangın ihtimaline karşı her türlü tedbir alınmalıdır.  Osmanlı arşiv binaları yapılırken, pencereler ve merdivenlerin ahşap olmamasına dikkat edilmiştir.
2.                          İnsanların sebep olduğu tahribat: Arşiv malzemelerinin yok olmasına ya da yıpranmasına sebep olan faktörlerden birisi de insanların kötü kullanımıdır.  Ayrıca insanların yaptıkları yolsuzlukları ortadan kaldırmak için arşivlere karşı yok etme girişiminde de bulunduklarına da tesadüf edilmektedir. Bu tahribatın önlenmesi için en önemli tedbir arşivlerimizin bir an evvel dijital kopyalarının yapılarak internet üzerinden araştırmacıların hizmetine sunmak olacaktır. Bu konuda Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı’nın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ve Kültür Turizm Bakanlığı’nın 2006 yılında ciddi gayretlerinin olduğu bilinmektedir.

3.                          Savaşlar: Osmanlı devleti, 19.y.y’ın sonu ile 20.y.y’ın ilk çeyreğinde çok kısa bir sürede geniş toprakları yitirmiş, özellikle de bizim tarihimizde “93 Harbi” olarak adlandırılan 1877–1878 Türk-Rus Harbinde Balkan coğrafyasının büyük bir çoğunluğunu ve Doğu Anadolu’da da Erzurum’a kadar olan topraklarını kaybetmiş, doğal olarak bu savaş hengâmesinde Osmanlı kayıtları büyük oranda yok edilmiş, hatta resmi kayıtların düşman eline geçmemesi için bizzat yerel yöneticiler tarafından imha edildiği kanaati hâsıl olmuştur.  Ayrıca, Amerika’nın Irak’taki yaptığı işgalde de çok sayıda tarihi belge ortadan kaldırılmıştır. 

                                                                                                                                          
      ARŞİV BELGELERİNİN RESTORASYONU

Arşiv malzemesinin korunması konusunun aktif konservasyon denilen kısmını, sırasıyla mikroorganizma ve böceklere karşı koruma ve bilahare restorasyon işlemleri takip ve teşkil eder. Bunlardan restorasyon, biyolojik, fiziki, kimyevi, mekanik veya diğer tahrip unsurlarından biri veya birkaçı sebebiyle tahribe uğramış arşiv malzemesinin, aslına uygun bir şekilde korunmasını sağlamak maksadıyla materyal olarak yapılan tamirattır.

Arşivcilikte restorasyon, değişik türdeki arşiv belgelerine tatbik edilen değişik teknik ve metodları ihtiva etmektedir.                       
            Arşivlerimizde bulunan belgelerin aşağı yukarı tamamına yakın bir bölümü, kâğıt belgelerden meydana gelmiştir.
Osmanlı dönemine ait belgelerin büyük bir bölümü, bu manada hasta olup, restorasyona muhtaçtır.
Osmanlı dönemi arşiv belgelerinde, biyolojik unsurların tahribi neticesi, leke ve küflenme çok sıkça görülmektedir. Ayrıca rutubetten meydana gelen ufalanma ve dökülmelere de rastlanmaktadır.
Böcekler ve kemiriciler tarafından yenmiş, kemirilmiş bu döneme ait çok sayıda belge, arşivlerimizi doldurmaktadır.
En önemlisi, arşivlerimize, günümüz restorasyon teknikleri ve anlayışı girmediği gibi, bu sahada yetişmiş yeterli sayıda restoratör de bulunmamaktadır.

Arşivlerin değerlendirilebilmesi, ancak arşivlerin istifadeye sunulabilmesi ile mümkündür. Arşivlerden gerek bizlerin, gerekse gelecek nesillerin istifade edebilmeleri ise, ancak arşiv malzemesinin sağlıklı bir şekilde korunması ve tahrip olanların da restore edilmesi ile mümkün olacaktır.
Arşivlerde yapılan araştırma ve çalışmaların milletlerarası sempozyum, kongre, “kurs ve çeşitli yayınlar vasıtasıyla ilgililere duyurulması ve bilgi alış-verişi sayesinde konuya olan ilgi, çalışma temposu ve yeni metotların geliştirilmesi hız kazanmıştır.
Önceleri sadece tarihi arşiv malzemesinin korunmasına yönelik olan araştırma çalışmaları, günümüzdeki araştırmaların da ilâvesi ile yeni ve daha büyük bir boyut kazanmıştır. Çalışmaların gelecek yıllarda artan bir tempo ile devam edeceği şüphesizdir.  
Arşivciliğin diğer hizmetlerinde olduğu gibi, konservasyon hizmetlerinin de, bu konuda eğitim görmüş, konunun metot ve tekniklerine vakıf, mesleğini seven, sabırlı ve kabiliyetli kişilerce yürütülmesi gerekir. Bu özelliklere sahip personelin başarılı olabilmesi için, malzemenin sağlıklı bir şekilde muhafaza edilebilmesini mümkün kılacak bina, araç, gereç, teknolojik imkânlar ile tahrip olan arşiv malzemesine gereken restorasyonun yapılmasına imkân sağlayacak malzeme, cihaz ve aletler mevcut olmalıdır. Bütün bunların yanı sıra, kamu veya özel kurum ve kuruluşların her kademedeki yöneticileri de dâhil olmak üzere, ilgili personelin arşiv hizmetlerinin önemini kavramış ve arşiv malzemesini korumanın şuuruna vâkıf olması gerekir.                                                                  
Arşiv malzemesinin korunması ve restorasyonu, maalesef ülkemizde en çok ihmal edilmiş konulardan biridir, bununla ilgili metot ve teknikler de yukarıda ifade edildiği gibi az bilinmektedir.
Konu ile ilgili doğrudan araştırma yapan bir müessese olmadığı gibi, bu konudaki Türkçe kaynaklar da çok sınırlıdır. Ancak konuya ilginin her geçen gün arttığını ve sınırlı da olsa ülkemizde yeni uygulama alanları bulan bir uzmanlık dalı haline geldiğini memnuniyetle ifade etmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı Devleti’nden miras kalan arşiv malzemesi, uzun yıllar günümüz arşivcilik anlayışı ile bağdaşmayan ve arşiv malzemesine zarar verebilecek tahrip unsurlarına karşı mücehhez olmayan mahallerde muhafaza edildiği için, yarıdan fazlası maalesef tahrip olmuş durumdadır ve restore edilmesi gerekmektedir.






 Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Konya Yazma ve Nadir Eserler Restorasyon Araştırma Merkezi



KAYNAKÇA :
-          Bulgaristan’daki Osmanlı Evrakı-İstanbul-Başbakanlığın Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 1994-XXIII, 230 s-(T.C.Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı)
-          Bulgaristan’a satılan evrak ve Cumhuriyet dönemi arşiv çalışmaları-Ankara:Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 1993-XXXV, 604 s.-(T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı)

-          I. Milli Arşiv Şurası  ( Tebliğler – Tartışmalar ) 20-21 Nisan 1998 Ankara

-          Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki Belge Türleri, Padişah el Yazıları ve Belge Restorasyonu, DAGM, İstanbul, 1997
- Arşiv  ve Arşivcilik  Bilgileri, İsmet Binark




[1] Yusuf Küçükdağ “Mahalli Arşivlerin Kurulması” I. Milli Arşiv Şurası “Tebliğler Tartışmalar” 1998, Ankara 
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar