KÜTÜPHANELERİMİZİ TANIYALIM: HASAN ÖZÖNDER ÖZEL KÜTÜPHANESİ

Bekir ŞAHİN
Hasan Özönder, kütüphanesini 1965 yılında kurmaya başlar. İmam Hatip’te okurken hocalarının zaman zaman yaptıkları konuşmalar kendisinde bir kitap merakı uyandırmıştır.
Evleri Mevlâna Türbesi’nin önünde, meşhur ifadeyle “türbe önünde” idi, o nedenle gözünü açtığında camileri, türbeleri, kütüphaneleri görürdü. Bu kültürel çevre kendisine, kütüphane kurma yönünde çok etkili olmuştur.
İmam Hatip Okulu’nda okurken hocalarının tavsiye ettiği kitapları piyasadan buldukça alırdı. İlk aldığı kitap “Mefkûreci Muallim”adlı kitap olmuştur. Daha sonraları fikir kitapları da almaya başlar.. İlerleyen zamanlarda ise bunu bir üst kademeye taşıyarak Arapça, Farsça, Osmanlıca eserler temin eder. 
O zamanlar Mevlana Türbesi civarında Aziziye caddesinde sahaf Abdurrahman Efendi vardı. O kadar çok kitabı vardı ki dükkana sabah geldiği zaman tabureyle kapısının önüne otururdu. Çünkü içerisi kapıyı açamayacak kadar kitapla doluydu. Kendisine kitap sorulduğunda; “Evladım aradığınız kitap var ama şimdi bulamam, gelin vereyim derdi." 
Özönder daha sonra bir Konyalı olarak Konya kitapları üzerinde yoğunlaşmaya başlar, Konya ile ilgili çıkan hemen hemen her kitabı temin etmeye çalışırdı.
Lisedeyken Yaşar Gökçek isimli tarih öğretmeni Özönderin kitap sevgisinin zirveye çıkmasında önemli rol oynamıştır. Evinde, öğrencilerine özel dersler veren Gökçek; Kompozisyon, fikri konular hakkında sohbetler yapar, konuşmalar icra ederdi. Kütüphanesini öğrencilerine incelemeleri için fırsat verirdi.
Özönder, Günlerden bir gün yine Yaşar Bey’in evine gider. Kütüphanede ki kitapların hepsini indirilmiş, yere inşaat tuğlası gibi üst üste yığılmış olarak görür. Yaşar beye bunun sebebini sorar. Yaşar Bey şu cevabı verir; “Belli bir yaştan belli bir seviyeden sonra artık fazla kitaba ihtiyacım olmadığını düşündüm. Benim yaşım altmışa geldi öğretmenliğim de sona erdi. Bugünden sonra evimde sadece Kuran-ı Kerim ve bir hadis kitabıyla yetinmeye karar verdim. Bu düşünceyle kitaplarımın hepsini satmayı düşünüyorum”.
Bu sözü işitince Özönder Utana, sıkıla ben alabilir miyim? diye sorrar.
Hoca; “Gayet tabii canım gibi sevdiğim kitaplarımı, sevdiğim talebemin alması beni memnun eder, teselli eder” cevabını alınca Özönder sevinçle, hocam ne kadar yapıyor tutarı der.
Yaşar Bey; “1930 ve 1940’ların kitapları var. Ortaokul dönemimde 110 kuruşa almıştım. Aldığım parayla değerlendirdim hepsi 1200 lira yapıyor. Kütüphane alınması için gerçekten külfetli bir miktar. Sen alırsan 100 lira hediye edeyim. Sana 1100 lira olsun” der.
O gün sevinerek evime dönen Özönder akşam babasına sıkılarak durumu açar. Babası da da ikna olur. Kitapları alma kararını hocasına bildirir. Hocası 100 TL daha olmayayım 1000 Tl olsun der. İlk toplu kitap Özender’in kütüphanesine böylece dahil olur.
Alınan Kütüphane; tarih, edebiyat, kültür ağırlıklı bir kütüphanedir. Bu durum kendisini, edebiyat kültür, sanat konusuna yönlenmesine de vesile olur.
Hocalarının tavsiyeleri ile kitap almaya devam eder.
Özellikle Ankara’da Hacı Bayram Veli Caddesinde ki Kayserili bir sahaftan çok değerli eserler alır. Kütüphanesi her gün biraz daha zenginleşir. 
Daha sonra İstanbul Beyazıt’ta ki sahaflarla yakından temas kurmaya başlar. Özellikle Nail kitapevi, 11 numaralı bir dükkânda İsmail Acar’dan çok kıymetli eserler temin eder. İsmail Acar Bey’in, çok değerli eserlerin satıldığı bir dükkânı vardı. İstanbul ziyaretlerinde onu da ziyaret eder kitaplarını gözden geçirir, dilediği kitapları alırdı. İsmail Bey bu dükkân benim değil senin, ne kadar kitap istiyorsan al götür, eline para geçtikçe havale ile de gönderirsin. Yalnız ikamete teslim diye yaz ki parayı tahsil için saatlerce gişe de beklemeyim, dükkana getirsinler diye de espri yapardı.
Zaman içinde İstanbul’un meşhur sahaflarından Ekrem Karadeniz, Muzaffer Uzak Hoca, Necati Efendi zatlarla tanışa Özönder onlardan branşına ait eserler alarak kütüphanesini zenginleştirir.
Bir taraftan diğer taraftan kültüre , bir taraftan da sanat eserlerine dair kitapları almaya devam ediyordu. Yüksek lisans öğrenci iken İslam Tarihi dalını seçince bir İstanbul seferinde İslam Tarihine dair İsmail Bey ve diğerlerinden ne kadar tanınmış eser varsa satın almak suretiyle kütüphanesine İslam tarihi alnında da eserler girmeye başladı.
Bu gün bunlar kütüphanede ayrı bir rafta varlıklarını ve hizmetlerini sürdürmektedir. Daha sonra Sanat Tarihi ve İslam Medeniyetini tercih ederek, kitap teminimi bu yönde de devan ettirir.
O zamanlar, çok enteresan kitapçılar vardı. Mesela, Konya’da Hüseyin Efendi vardı. Bugün domates, biber, patlıcanın satıldığı üç tekerlekli el arabalarına kitapları doldururdu. İmam-Hatip Okulu ve İslam Enstitüsü civarında satış yapardı. Bu kütüphanede buralardan satın alınan pek çok kitap vardır.
Bunlar genelde kanaatkâr insanlardı. Öğrenci bütçesine uygun fiyatlarla öğrencilere kitaplar satarlardı.
Koyunoğlu Kütüphanesi ve Müzesini belediyeye bağışladığı gün İzzet Koyunoğlu Bey’e sormuşlar; “Üstadım bu kütüphaneyi bu müzeyi nasıl meydana getirdin?” O da şu cevabı vermişti. “İhlâs ve samimiyet olunca el getirir, yel ggetirir. Ama insanın kalbi dürüst olmadıkça el götürür, yel götürür” demişti. Onun gibi Hasan Özönder de samimi merakıyla el getirmekle yel getirmekle kütüphanesini zenginleştirir.
Hasan Özönder’in babası kütüphane genişleyince, altı bodrumlu üstü antreli geniş bir salon olarak kütüphaneye inşa ettirir. Oralara raflar temin ederek kütüphanesini yerleştirir.
Bundan 15 yıl önce Meram yaka da bir arsaya iki katlı ev yaptırır. Üçüncü kattaki yaklaşık 100 m2 genişliğindeki bir mekâna raflar yaptırmak suretiyle bugünkü kütüphanesinin ortaya çıktığını görüyoruz.
Özönder bu günkü kitaplarının miktarını bilmiyor. Zaman zaman kitaplarının sayısını soranlara şu cevabı verir; “Kitaplarımın sayısını bilmiyorum, eliniz boşsa siz sayın bende öğreneyim. Neden? çünkü onları saymaya benim vaktim olmuyor, o saymayla geçireceğim vakti okuyarak geçirmeyi tercih ediyorum. Aradan bunca zaman geçti hala ne kadar kitap var bilmiyorum”.
Kitaplarının yanında kütüphanede çok zengin bir slayt arşivi, fotoğraf koleksiyonu var. Slayt arşivi on iki bin slaytı içermektedir, on bin kadar da fotoğraf var. Konulara göre zarflara yerleştirilmiş, aran konuya dair fotoğrafları hemen kolaylıkla bulma imkânına sahiptir. 
Ayrıca kütüphanemde A’dan Z’ye alfabetik olarak dizilmiş dosyalar halinde bilgi zarfı, koleksiyonu vardır. A’dan başlayıp, Z’ye kadar devam eden zarflar içerisinde İslam tarihi, İslam kültürüne dair, Konya’ya dair, Konya yapılarına dair bir çok dosyalanmış zarflardan oluşmaktadır.
Özönder, Hocası Süheyl Ünver’den aldığı feyizle, bilgi fişleri, planlar, kitabeler dosyalar halinde düzenlemiştir. 
Bugün Konya ansiklopedisinin bazı maddelerini bu dosyalarımın içinden yazmışımdır. O kadar enteresan maddelerdir. 
Aslanlı Kışla, Ağra, Atlı Tramvay gibi çok marjinal maddeleri yazılırken en ufak bir sıkıntı çekmeden bilgi dosyalarından faydalanılarak yazılmıştır.
Kütüphanede Özönder’e özel imzalanmış önemli kitaplarda bulunmaktadır. 
Konya’ya dair yayımlanmış kitapların hemen hemen tamamı bu kütüphanede bulunmaktadır. 
Hasan Özönder Kütüphanesini su şekilde düzenlemiştir:
Kapıdan girince sol tarafta en yukarıda Türk Tarihi, Orta Asya Tarihi; altında Selçuklu Tarihi; onun altında Osmanlı Tarihi vardır. Onunda altında Dinler Tarihi vardır. Ondan sonraki duvarda yer alan raflarda ise, Konya’ya dair kitaplar, Türk-İslam kültürüne dair eserler yer almıştır. Onun devamı olan raflarda ise şehirler tarihi vardır. Her gittiği , şehirde yayınlanmış eserleri araştırarak kütüphaneye kazandırmıştır.
Sadece ülkemizle sınırlı değil yurtdışında da oraları tanıtan kitapları alınmıştır. Mesela, Halep ve Kazalar, Halep’teki Camiler, Kahire’deki camilere dair çok güzel eserler vardır.
Sanat Tarihi kitapları gelir. İstanbul Tarihi kitapları, öbür duvara geçtiğimizde tercüme-i hal,biyografik eserler Arapça’dan tutun Osmanlıcaya kadar bütün eserler buraya yerleştirilmiştir. Hz. Mevlana’ya dair eserler bulunur. Son rafta Atatürk ve Cumhuriyet Tarihi eserler yer almıştır.
Kütüphanedeki eserleri güvendiği kişilere vermekten haz duyan Özönder bu hususu ,bir zekât, sadaka olarak telakki etmektedir.
Kütüphanesinde bulunan kitapları okuyup okumadığını soranlara kırmadan şu cevabı verir: “Senin bahçen var mı? Var, bağın var mı? Var, bağında dünya kadar üzüm var sen bunların hepsini yiyecek misin? Her gün bir salkım koparırsın. Bizde her gün bir kitabı gözden geçirmek suretiyle değerlendirmeye çalışıyoruz.”






Yorum Gönder

Popüler Yayınlar