Hz. Mevlâna’nın Dilinde: Namaz


Bekir ŞAHİN



Bilinmelidir ki namaz, dinin direği ve mü'minin miracıdır. Onun fezâili saymakla tükenmez. Nama- zın zahirî ve bâtını âdâb ve şurûtu çoktur. Ez cümle biri, namaza başlamadan evvel zahiri ve bâtını meşgul edecek şeylerden hatırı fariğ kılmalı ve kalb ü aklı hazır bulundurmalı ki: “Sarhoşken namaza yaklaşmayın”(Nisa Suresi 43. Ayet) hitabı ona teveccüh etmesin. Keza mizâc-ı bâtını i'tidâl-i heyetten tağyir edecek her şeyi namazdan evvel izâle etmeli ki huzûr-ı kalb ile namaz kılınabilsin. Namazın ruhu huzurdur. Avamın namazı cansız ceset gibidir. Havassın namazı ise tamamıyla mâsivâ'ullahtan i'râzdır. Efâl-i salâtn her biri bir hale işarettir ki onu ashab-ı maârif erkân-ı salâttan tefehhüm ederler. Nitekim şu beyitlerde Cenâb-ı Pîr işaret buyurmak-tadır:
"Ey imam, tekbirin manası 'İlâhî biz senin huzurunda kurban olduk' demektir." Tekbir ki “Allahuekber” manasınadır; ehl-i zahire göre: 'Allah her şeyden büyüktür' meâlindedir. Muhak- kıklara göre de; 'Allah, künh-i zâtı bilinmekten ve azamet ve kibriyâda ona şerik bulunmaktan büyüktür' mefhûmundadır. Cenâb-ı Pîrin onu, 'ilâhî, biz senin huzurunda kurban olduk" diye tefsir etmesi delâlet-i ilzâmiyye kabîlindendir.
"Kurban kestiğin vakit 'Allahu ekber' dersin. Öldürmeye lâyık olan nefsin zebhi sırasında da öyle diyorsun."
Kurban kesmekle namaza durmak arasında bir münâsebet ve benzerlik vardır. Kurban esnasında bir hayvan kesilir, namaza durulunca da nefsin hevâ ve hevesi öldürülür. Çünkü namaza duran bir kimse nazmın erkanından başka bir harekette bulunamaz. Bulunamamakla da serbestçe hareketi bırakmış, daima hür bulunmak isteyen nefsin arzularını yapmamakla onu öldürmüş olur.
Câbir radıya'llâhu anh rivâyet etmiştir ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri mübarek eliyle boynuzlu ve alacalı iki koç kesti. Kesince “inni veccehtü,,,,,,” âyetlerini okudu. Enes b. Mâlik radıya'llâhu anh demiştir ki aleyhis's-salâtü ve's-selâm efendimiz iki koç kurban etti. “ Bismillahi Allahüekber” diyerek ve mübarek ayağıyla hayvanların yüzüne hatifçe basarak zebheyledi.
Hazret-i Ali de buyurmuştur ki; “sallallâhu aleyhi ve selem hazretleri namaza kalkınca tekbir getirir, sonra inni veccehtü vechi…” âyetlerini tilavet buyururdu. Bu âyet-i kerîme İbrahim aleyhi' s-selâmın sözü olup taraf-ı ilâhîden hikaye buyrulmuştur. Hazret-i İbrahim demiştir ki 'ben hakîkaten yüzümü tevcih ettim gökleri ve yeri yaratan Allah'a bütün bâtıl itikatlardan mail ve onlara muhalif olarak ben müşriklerden değilim.'
İkinci ve üçüncü âyetler, Nebiyy-i ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem efendimize hitâb-ı ilâhîdir ki; ”Habibim de hakîkaten benim namazım, haccim ve Kurbanım ve yaşayışım, ölümüm, alemlerin rabbi bulunan Allah içindir' Onun hiçbir şeriki yoktur. Ben onu bilmek ve bildirmekle memurum ve ben Müslümanların ilkiyim” meâlindedir. Dikkat edilmiştir ki âyet-i celîlede “salât” ve 'nüsük' kelimeleri yan yana zikrolunmuş ve iftitah tekbiri ile zebh tekbiri arasında bir münâsebet bulunduğuna işaret buyrulmuştur.
"Namaz kılanın cismi İsmail, ruhu da Hazret-i Halil gibidir ki ruh, 'Allahu ekber' demekle cismin zebhine tekbir getirmiş olur."
"Namaz kılanın cismi bismillah demekle namazda yarı boğazlanmış, sonra da şehvetler- den, hırslardan arzusu kesilerek ölmüş ve kurtulmuş olur." Cenâb-ı Mevlâna iftitah tekbirin- den sonra namazdaki erkanı tarif için buyuruyor ki:
"Namazdaki bir cemaatin kıyamı kıyamette halkın huzûr-ı ilâhîde saflar teşkil etmesi ve her birinin hesap ve münâcata gelmesi gibidir." Avâriflü'l-maârif sahibi Şeyh Sühreverdî demiştir ki: Ebû Saîd el-Harrâz'a, namaza nasıl girilir? diye sordular. Cevap verdi ki kıyamette cânib-i ilâhîye teveccühün ve huzûr-ı Hak'ta duruşun gibi. Bu duruş öyle olacaktır ki seninle onun arasında tercüman bulunmayacak, o senin karşında olacak, sen ona münâcaatta bulunacaksın ve bir melik-i azîmin huzurunda olduğunu anlayacaksın.
“Namaz kılan bir cemaat huzur-ı ilâhîde gözyaşı dökerek dururlar. Bu duruş kıyamette kabirlerinden doğruca kalkan insanların huzûr-ı ilâhîde saf bağlamalarını andırır.”
"Allah sana soracak ki sana verdiğim mühlet içinde ne yaptın ve şimdi bana ne getirdin?"
"Ömrünü ne ile tükettin, gıdadan hâsıl olan kuvvetini ne işte fani kıldın?"
"Böylece dertli haber ve suallerin yüz binlerce si o hazretten vârid olacaktır."
"Kıyam esnasında böyle hitaplar işiten, utandığından iki kat olup rükûa varır."
"Utandığından duracak hali kalmaz. Şerm ü haya ile eğilip, sübhâne rabbiye'1-azîm diye teşbih okur."
"Rükûdan başım kaldır, Hakk'ın suallerine cevap ver diye Allah'tan ferman gelir."
"İşi ham ve ilmi na-tamam olan o musallî, rükûdan başım kaldırır fakat utancından tekrar yüzü üstüne kapanır."
"Secdeden başını kaldır da yapmış oldukların dan haber ver diye tekrar ferman gelir."
"O musallî İkinci defa başını kaldırırsa da utandığından yine yılan gibi yüzü üstüne düşer."
"Cenâb-ı Hak ona tekrar buyurur ki başını kaldır ve izah et ki yaptıklarını senden birer birer ve inceden inceye soracağım."
"Hakk'ın heybetli hitabı musallînin ruhuna tesir eylediğinden, ayakta duracak kuvveti kalmaz."
"O ağır yükün sikletiyle ka'deye oturur. Hazret-i Hak ona 'ahvâlini beyan için söz söyle' buyurur."
"Musallî selam verirken sağ tarafına, enbiyâ ve büyük zatlar canibine yüzünü çevirir."
"Ey manevî sultanlar, şefaat edin ki bu leîmin ayağı da kilimi de çamura batmış kalmıştır der."
"Nebîler derler ki çare günü gitti. Çare orada yani dünyada idi. Şimdi o çare aleti kayboldu."
"Yüzünü sol tarafa ve hışmı, akrabası cihetine çevirir. Onlar derler ki sus!"
"Efendi, cevabını Allah'a söyle. Biz kim oluyoruz? Bizden elini çek ve ümidini kes."
"O zavallı adam herkesten ümidini kesince iki elini birden duaya kaldırır."
"İlâhî, herkesten ümidim kesildi. Evvel de sensin, sonsuz âhir de sensin."
"Namazda bu hoş işaretleri gör ki onların kıyamette vukua geleceğine yakin peyda edesin." Hazret-i Mevlâna buraya kadar namazın esrar ve hakâyıkından bahsettikten sonra buyuruyor ki:
"Namaz yumurtasından piliç çıkar. Ta'zimsiz ve tertipsiz kuş gibi başım koyup kaldırma." Cenâb-ı Pîr'in 'namaz yumurtasından piliç çıkar” demesi, sade onun erkân-ı yarım yamalak icra etmekle kalma, onun mi'rac-ı mü'min olduğunu hatırla ve kıldığın namaz ile o mi'racı bulmaya çabala, demektir.
Bir hadîs-î şerifde: ne kadar namaz kılan vardır ki namazdan elde ettiği, ancak yorgunluk ve meşakkatten ibarettir.” Buyrulmuştur. Onun için namazda bütün a'zan in îtidâli lâzım olduğu gibi kalbin de huzuru yani hatırda Allah'tan başka bir şeyin bulunmaması icap eder. Yine bir hadîs-i şerifte denilmiştir ki:huzûr-ı kalb ile kılınmayan her namaz ukubete esra'dır, meâlindedir. Yine bir hadîs-i şerifte;'size hırsızların en kötüsünü haber vereyim mi? buyurulmuştu. 'Ya Resûlallah, o kimdir?' dediler. Nebiyy-i Ekrem, 'namazından çalandır' dedi. 'Namazdan nasıl çalar?' diye sordular. 'Rükûu, sücûdu tamamlamamak suretiyle' cevabını verdi. İşte bu hadis de namazda ta'dîl-i erkânın elzem olduğunu bildirmektedir.
"Kâinatın sadr-ı südûru ve evlad-ı Âdemin seyyidi ve senedi olan Hazret-i Peygamberin hadislerinden :'La Salate sümme illa bil huzur” kelâm-ı âlîsini işit." Bu hadîs-i şerîfın aslı “La salate teme bi huzuri'l-kalb” yani 'huzur-ı kalb ile kılınmayan namaz, namaz değildir' sûretindedir. Hazret-i Mevlâna onu vezne sokmak için bir “ temme” kelimesi ilave etmiştir. Çünkü iktibasta tağyîr-i yesîre, yani alınan âyet ve hadîsin manasını değiştirmemek üzere bir-iki kelimesinin hazfıne, yahut bir-iki kelime ilavesine cevaz vardır.” temme” kelimesinin feth-i tâ ile fı'l-i mâzî, yahut kesr-i tâ ile bir sıfat olmak ihtimali vardır. Hatta ikincisi daha doğru olması muhtemeldir. Zira fı'l-i mazi olsaydı “salate” lafzının müennes olmasına göre onun da “temmet” olması lâzım gelirdi.
"Ey gönül, kinden ve kerahetten temizlen, ondan sonra El-hamdü oku ve tembellik-etme, çevik ol." Medh u senada hulûs-ı kalb lâzımdır. Kalpte memdûha karşı kin ve nefret gibi düşünceleri tamamıyla kalbinden çıkarıp öyle namaza durmalı ve fatiha sûresini okumalı ki kılman namaz tam olsun ve kılan münafıklıktan kurtulsun. Cenâb-ı Pîr'in 'tetik ol' buyurması da 'namaz kılmaya üşenme, edasını geciktirme, hatta kazaya bırakma' tavsiyesidir.
"Dilde el-Hamdü olduğu halde kalpte ikrah bulunması, lisanın mekri ve hilesidir."
"Sonra Cenâb-ı Hak, ben zahire değil, batma bakarım buyurmuştur." Hadîs-i şerifte: “Allah sizin suretlerinize ve amellerinize bakmaz, belki kalblerinize ve niyetlerinize nazar eder” buyurmuş tur. Buna binaen her amelde özellikle, namaz kılmada niyetin halis olması ve kılınan namazın halka gösteriş için değil, ancak Allahın emrini yerine getirmek ve ona olan kulluğunu arz eylemek için kılınmazı zaruridir.
“Hz. Peygamber, namazını kılan bir riyakara, 'namazını iade et, çünkü namaz kılmadın' buyurdu”
“Bu korkulara çare olmak üzere her namazda 'ihdina' denilmesi meşru kılınmıştır.”
“Ki ilahi! Namazımı dalalette kalmış olanlarla riyakarların namazına karıştırma ve benzetme” Her namazda ve her rekatta okunması vacip olan Fatiha Suresi, Allah'a Hamdü sena, ona arz-ı ubudıyet ve ondan isdid'a-yı af-ü kerem olmak üzere başlıca üç kısımdır. ' Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki ve hakimi olan Allah'a mahsustur.' Ayetleri birnci kısımdır.” (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.' Ayeti iknci kısımdır. 'Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.' Ayetleri de üçüncü kısımdır ve namazın kemaline mani olan şeylerden kurtulmak için uluhiyet dergahına arzedilen bir duadır.
"Namaza gel, Hakk'a tazarrû et diye her gün beş vakit ezan okunur." Ve Müslümanlar kurtuluşa çağrılır.”
"Müezzinin 'hayye ale'l-felâh' diye daveti, o yakarış ve niyaz içindir."
"Bunun için bir mü'min korkusundan namazda 'ihdine's-sırâta'l-müstakim' der."
"Hazret-i Peygamber 'rükû ve sücûd, Hak kapısında vücut halkasını vurmaktır' buyurmuş tur."
"Her kim o kapının halkasını vurursa, onun için bir devlet ve saadet baş gösterir." Bir hadîs-i şerifte 'rükû ve sücûd ederek namaz kılmakla melekût kapısını daima vurun' buyrulmuştur. 'Her kim bir kapı çalar ve çalmakta ısrar ederse, kapı açılır, o da içeri girer' sayısınca daima rükû ve sücûd ile bab-ı melekûtu çalan kimse için hiç olmazsa bir pencere açılır ve oradan bir devlet ve saadet baş gösterir.
"Bir kimse namaz kılınca onun sücûdu âhiret aleminde bir cennet olur."
"Ey delikanlı, o yüksek yolda ilerlemek ümidiyle mihrab önündeki mum gibi kıyam ederek daima namaz kıl. "
"Herkes bir türlü ibadetten zevk almıştır ki ondan bir müddetçik olsun sabredemez."
"Yol gösteren âlimlerin namazı beş vakittir. Fakat âşıklar, salât-ı dâime içindedir." Bir hadîs-i şerifte, 'bir namazı kılıp diğerini kılmak için vaktinin girmesini bekleyen kimse namaz içinde demektir' buyurulmuş.“ Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.”(Müminun Suresi 9. Ayet) “âyet-i kerîmesinde de bu salât-ı dâime ashabına işaret olunmuştur. Onun için insan bir vakit namazını kılınca gelecek vaktin namazını da kılmak için ona hazırlıklı olmalıdır.
"Aşk-ı ilâhî mahmurluğu bulunan başlar, ne beş vakitle kanaat ve istirahat ederler, ne de beş yüz binle.” Onlar daimi surette kurbiyet ve müşahede emelinde bulunurlar.
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar